Macera Yarışı

November 15th, 2004

Metal Beyinler VS Amele Spor

Ekip, teknik ve psikolojik olarak hazırdı uzun ve dik yokuşlar için. Ama bu zorlu yolda 4 kişilik başka bir ekiple burun buruna yarışacaklarını hiç düşünememişlerdi…

Burak Bakay —- Burak

Aziz Bakay — Aziz

B. Mesut çetin — Mesut

Mehmet çetin — Mehmet

Saat 6:00 , sabahın üşütücü bir vakti olmasına karşın, önceden hazırlıklarını tamamlayan bisikletçiler 10 dakika gecikmeyle yola çıkmayı başarmışlardı. Hafif esen rüzgar bile ısınmamış biyolojik motorları titretebiliyordu ve önlerindeki yollar daha zorlayıcı olacak gibi görünüyordu.

Birkaç arabadan oluşan trafikten sonra şehrin son noktası sayılan sanayi bölgesi nden geçiyordu grup üyeleri. 4 bisikletçiden oluşan tecrübeli grup, artık alışılmış gelen bir havayla pedalları ve lastikleri ısıtmaya çalışıyordu. önlerindeki zorlu dağ yolu, önceki günlerde yaptıkları düz yol ve tempo antrenmanlarına benzemiyordu ve bunu çok iyi biliyorlardı. Kendilerini ve makineleri bunun için hazırlamışlardı. Uzun kilometreler boyunca bir yılan gibi kıvrıla kıvrıla ve yavaşça bu dağı geçme fikri çoğu insanın aklından çıkmamıştır ancak günümüzde gelişen teknoloji ve imkanlarla birlikte doğaya hak ettiği saygıyı gösteremiyoruz. Arabayla bir santimlik topuk darbesi kadar olan yokuşlar bisikletlerle binlerce pedallık bir dayanıklılık testine dönüşebiliyorlardı.

Beyinlerimiz bu ve benzeri düşüncelerle dağa hazırlanırken, şehirlerarası yola girdik. Ama o da ne! Bizim gibi 4 bisikletli daha! Onların önünden yola girmiştik ve aramızda yaklaşık 200 metre mesafe vardı. şžimdilik aynı yoldan gidiyorduk. Tempolarımız benzerdi ancak Askeriye adındaki bir köye kadar farkı 2-3 kata kadar açmıştık. şžu anda bir rekabet havasında olmadığımızdan ve su depolarımızı doldurmak için durduk. Biz suyla uğraşırken yanımızdan geçti diğer bisikletli grup. Grubu da yakından görme imkanımız oldu. Bizdeki kask, eldiven, gözlük, çanta vs. gibi profesyonel ekipmanların aksine diğer grup oldukça amatör ve gelişigüzel donanmıştı. Sadece bir tanesinde arkada ufak bir torba dolusu yük olduğunu görebilmiştik. ilk izlenimlerimiz bize onların oldukça amele olduğunu söylüyordu. Yaşça bizden biraz daha büyük oldukları da belliydi ama bizim de seneler önceki amele halimizi hatırlattığından onlara Amele Spor ismini vermiştik. Benim yeni geziler için grubumuza isim bulma adına aklımda cirit atan Metal-li birşeyler bizim grup tarafından Metal Beyinler olarak yorumlandı ve sonuçta Discovery Channel Adventure Race in komik ve basit bir versiyonu ortaya çıktı: Metal Beyinler ve Amele Spor arasındaki macera yarışı.

Turu rekabet havasına bindirmek çok eğlenceli ve heyecanlı olacağından bunu yapmakta gecikmedik. Onlara biraz avantaj verdik. Su mola bittikten sonra gözden kayboluyorlardı ameleler. Metal Beyinler ise yeni yeni hareket ediyorlardı. Yarışın orijinalinde olduğu gibi farklı rotaları seçerek stratejiyle kazanmak daha eğlenceli olabilirdi. Bu yüzden Burak in Peşlerinden gidelim fikrine karşı Mesut ve Mehmet un Bildiğimiz daha kısa ama dik bir yol var fikri üstün geldi. Aziz ın da onaylamasıyla Beyinler büyük risk alarak bu farklı, kısa, dik ve toprak yolu alışılagelmiş asfalt ve amele sporun takip ettiği yola tercih ettiler.

Daha zorlu ama az dolambaçlı olan toprak yol pek bilinmeyen, çok eskiden kullanılan bir yoldu. Mesut ve Mehmet asfalt tarafından sapmayarak grubu anayoldan ilerlettiler. Asıl navigatörümüz Mesut ti. Onun tecrübelerine güveniyorduk. Grup, mesafe olarak Amelelerin oldukça önde olduğunu biliyordu ve şimdi de problem yaşıyordu. Yolun yerini bulamıyordu Mesut ve Mehmet. Yeterince ilerledikten sonra bir sonuç çıkmayınca grup geri dönmeye karar verdi ancak tam Amelelerin ardından asfalta girecekken navigatörümüz Mesut tekrar denemek istedi. Zaten çok zaman kaybetmiştik ve bunu telafi etmemiz gittikçe zorlaşıyordu. Ufak bir tartışmadan sonra Mesut e güvenmeye karar verdi Metal Beyinler.

Mesut önderliğinde tekrar yolu aramaya başladık. Burada o kadar zaman kaybetmişlerdi ki Burak ve Aziz, Ameleleri yakalayamayacaklarını düşünmeye başlamışlardı. Fakat grubu yönlendiren Mesut büyük baskı altında zor bir sınav veriyordu ancak ilerleyebildiğimiz son noktaya kadar ilerledik, gene de bulunamamıştı yol. Bu sefer ümitler yitirilmişti, hem kısa yol ümidi hem de Ameleleri yakalama ümidi sönüyordu akan zamanla birlikte. Derken Mehmet bir yolu işaret etti ve denemeye karar verdik, asfalttan toprağa geçti hemen bisikletler. Düz yol için fazlaca şişirilmiş tekerler bizi sarsarken bu kısa yolu bulsak bile hiç de kolay olmayacağını söylüyorlardı bize.

Derken toprak dağ yolu göründü. Sevinçle haykırdı Metal Beyinler. Ama geçen bu zaman aralığında Amele Spor farkı ne kadar açmıştı, acaba onlara yetişemeyecekler miydi, yoksa önlerine mi çıkacaklardı? Bunu öğrenmenin tek bir yolu vardı: Metal Beyinlerin önlerinde görkemli bir şekilde yükselen son derece dik ve taşlı toprak yolun sonuna gelmek. Zaman kaybetmeden yola koyuldu Beyinler.

Mesut kısayola çok güveniyordu ve büyük ihtimalle (%95) aşağıda oyalanmamıza rağmen Amelelerin önüne çıkacağımızı savunuyordu. Burak buna itiraz ettiyse de, Mesut onu ve diğer Beyinleri önde olacaklarına inandırmıştı. Burak ve Aziz n mantığı almasa da önde olmalıydılar. Mesut 2 yolu da biliyordu ve daha sağlıklı bir karşılaştırma yapabilirdi. Metal Beyinler n tecrübeye güvenmekten başka yapacak birşeyleri yoktu bu noktadan sonra.

Yokuşlar çok dikleştiği zaman bisikletle ilerlemek son derece zorlaşıyordu ve yürümek zorunda kalıyordu Metal Beyinler. Hatta bu yürüyüşler bazen o kadar uzuyordu ki Burak takılmadan edemiyordu. Bisiklet binmeye geldik kardeşim, yürüyüş yapmaya değil. Mehmet n cevabı hazırdı Macera yarışı ya, işte bu da dağa tırmanış etabı. Görünmeye başlayan güneş, Metal Beyinlerin içlerine işliyordu ve bu işlerini daha da zorlaştırıyordu. irtifa artarken sağ taraflarındaki kayalar izin verince Amele Sporu arıyorlardı vadinin karşı tarafındaki asfalt yolda ama görmek mümkün değildi. Güçlerini zorlayarak bu uzun yokuşun hafiflediğini görünce Beyinler biraz rahatladı ve sonunda ortalama hızlar mantıklı değerlere geldiler.

Hatta ufak ama hızlı sayılabilecek iniş mükafat olarak hemen yetişti Beyinlere. Sağ taraflarında yüksek uçurumun dibinde akan suyun sesi, rüzgar sesine ve bunlar da lastiklerin toprağı yaran sert fren seslerine karışıyordu. Sonunda toprak yol bitmişti. Asfalta giriş yapan Metal Beyinler ne önlerinde ne de arkalarında Amele Spordan bir iz göremiyorlardı. Artık Beyinler, kendilerinin önde olduklarından emindiler. Garip bir zafer sarhoşluğu sarmıştı Beyinleri. Bu sersemlikle yokuşlarda daha tembel ve özensiz olmaya başlamışlardı. Ama uzun kilometrelerce dayandıkları yokuşlar ilk meyvelerini vermeye başlıyordu. Ufak ama güzel bir baraj gölü, hoş manzaralı bir molaya ev sahipliği yapacaktı. Ortalama hız arttığından rüzgarın serinliği de hissedilebiliyordu artık. Beyinler yollarına devam ediyorlardı, önlerinde yine yokuşlar vardı ancak eskiler kadar zorlayıcı değillerdi. Buna rağmen bazı çıkışlarda Beyinler neden olduğunu anlayamadan hafif eğime rağmen, manyetik bir çekim alanına girmişçesine yavaşlıyorlardı.

Metal Beyinler bu yokuşlardan sonra biraz olsun inişlerin tadına varma imkanı bulmuşlardı. önlerinde dar bir vadi boyunca ufak bir su akıntısıyla beraber uzanan asfalt bir yol vardı. iki dar köprüden geçeceklerdi limit hızlarda. Beklenmeyen trafiğe karşı grup üyeleri birbirini uyardıktan sonra bisikletlerin arası güvenlik nedeniyle açıldı ve iniş başladı. Bisikletler teşvik edici pedal darbeleriyle beraber hemen yüksek hızlara ulaştılar. Kıvrılan yoldaki çukurlara ve engebelere dikkat ederek , hızlı ama temkinli bir iniş gerçekleşiyordu. 4 bisikletli bazen kendilerini kaptırıp, yolu işgal edercesine yan yana gitseler de , bir araba yada Beyinler den birinin uyarısı onları tekrar tek sıraya geçirmeye yetiyordu. Hızlarının yüksek olduğu bir virajı alırken Metal Beyinler şok edici bir şey gördüler. Hepsinin gözü viraj dışında, kenarda duran 4 bisikletliye ilişmişti. Evet, bunlar Amele Spordu. Bunca kilometredir önlerinde olduklarını sandıkları Ameleler, bir lastik patlaması yüzünden durmuşlardı. Metal Beyinlerinin hızlarının birbirlerini duyacak kadar düşmesiyle Aziz Yardım etse miydik acaba? Lastikleri patlamış. Zaten grup yeterince ilerlemişti ve ilerlemeye devam ediyorlardı. Hiç kimse o kadar yokuşu geri çıkmak istemiyordu açıkçası. Burak ve Mesut e göre bu kadar yola patlak malzemesi almadan gelecek kadar amele olmadıkları sonucu aşikardı. Grup her ne kadar hoş olmayan bir şekilde de olsa yeniden öndeydi ancak kendilerini zafere bu kadar kaptırdıklarına ve şu anda içinde oldukları duruma şaşırıyordu Beyinler. Hızlı ve öfkeli de Dominik in de dediği gibi Kazanmak kazanmaktır. Bir inçle yada bir mille kazanman farketmez. ilkesiyle rahatlamaya çalışıyordu Beyinler. Isparta tarafına devam etmeyip Gölcük Gölü ve Milas mevkiine saptı grup. önlerinde 4 km lik amansız bir yokuş vardı. Yokuşları çıka çıka hem bize gına geldiği hem de siz okumaktan ben de yazmaktan bıktığım için bu yokuş serisini atlıyorum. Sadece bizim bitmiş olan enerjilerimizle çok zorlandık ve Mehmet un arada sırada Geliyorlar! bağırışıyla yerimizden zıplayıp pedallara asıldık. Muhtemelen arkadan kimse gelmiyordu ve şeytani bir şekilde dişlerini göstererek sırıtan Beyinler vardı.

Arabaların kamyonlar misalı yığılıp, vites düşüre düşüre çıktığı yokuşun sonunda dev ağaçlarıyla Milas göründü. Büyük piknik alanı gerçekten çok iyi organize edilmişti ve saat 9 a gelirken kimsecikler yoktu ortalıkta. Halbuki 1-2 saat içerisinde bir akın gerçekleşip, yer bulunmaz olacaktı. Dar koşu yolundan ufak çapta bir Grand Prix yaptıktan sonra Metal Beyinler mekan seçiminde zorlandılar. Kuş sesleri, yemyeşil çimenler ve ağaçlar tarafından çepeçevre kuşatılmış Milas, Beyinler e Ulan değdi ba dedirtmeyi başarmıştı.

Beyinler etrafı seyrederken bir de ne görsünler! (Bu tip sürpriz durumunu da 3. kullanışım oldu artık gelenekselleşti, siz de anladınız Amelelerin göründüğünü ama napalım, şartlar beni buna zorluyor) 4 bisikletli ki, uzakta da olsalar bunların Amele Spor olduğu belliydi, yukarıya, Gölcük e doğru tırmanmaktaydılar. 1-2 km daha devam edeceklerdi, tahmin ettiğimiz gibi balığa gidiyorlardı. Her ne kadar garip bir karşılaşma olmuş olsa da, bitişe ilk varanın biz olması iyi birşeydi. Ameleler yokuşta, ağaçların arasından kayboldular.

Biraz dinlendikten sonra insan olarak başka gereksinmelerimizi anımsadık, acıkmak gibi mesela. illa herşey tıkır tıkır işlemeyecek, bir aksilik olacak ya, mekanda market, bakkal vs yok, tek restoran da kapalı. Kimsecikler görünmüyor ortalıkta. Demin anlatmaktan vaz-caydığım deli yokuşu inip köy bakkalından kola, ekmekle geri tırmanmamız gerekiyordu. Kardeşleri manzarayla baş başa bırakarak, biz abiler (Mesut, Burak) olarak aşağı inmeye karar verdik.

Normalde böyle bir inişin gayet zevkli olması gerekirken bizler, bisikletler hızlandıkça kara kara düşünüyorduk. Zaten yeterince yokuşlarla cebelleşmiştik. inerken metreleri saymaktan ve restoranı öğle saatlerinde açmayı planlayan sahibi hakkında ileri-geri fikir yürütmekten (!) kendimizi alamıyorduk. Yokuş bile Bit artıık! feryatlarımızı duymuş olacak ki, köy bakkalına gelebildik. Hazin öykümüzü anlatmadan aceleyle stoklarımızı tamamladık ve tırmanış başladı. Bu ise, Laktik Asit mayyaa olduğumuzun resmiydi. Gene de çaktırmadan yavaş ama emin adımlarla (nedense hep bu replik kullanılır) yolumuza devam ettik. Gönül isterdi ki hızlı ama emin adımlarla yola devam edelim ama, eriyen asfalt bizimle hiç mi hiç aynı fikirde değildi. Tekerlerin dişli yüzeyini, yapışkan salgısının içine çekmeyi bütün gün sürdürmeyi planlıyordu. Zor-bela Milas a vardıktan sonra biraz keyif yapma zamanının geldiğinin farkına vardık. Teşkilat hazır olduğundan bize sadece ateş yakmak düşmüştü. Birkaç ateşleyici bulduktan sonra siyah kömürün önce yanmasını sonra kırmızı-gri bir renk almasını izledik.

Onlarca metre yükseklikteki ağaçlar arasından gökyüzünü izlerken koyu renkli bulutların hiç de hayra alamet olmayan gülümsemelerini farkedecektik. Zaten bizim ekip çok alışkındı yazın ortasında enayi yağmuru yemeye. Ama gençlik işte, macera diye tutturmuşuz, neyttiğimizin farkında değiliz. Yerel halkla muhabbetimizde genellikle egemen olan Türk gençlerinin kullanmaya bayıldığı cümlelerden de anlaşılabileceği gibi Mayyahmısınız olum siz, ordan buraya pisletle gelinir mi? Bi teker patlasa nassı yapcanıs? Pompanız var mı? Ula get, deli misiniz olum yaa.

Bir de, hazır Türk halkının tepkileriyken konu, çok daha genel birşeye değinmek istiyorum. Başında kask, elinde eldiven ve ayrıca çanta, gözlük cart curt aksesuarlarının birleşimi olarak Yarışçı bunlar fikrini çıkarmak kimin fikri Allah aşkına? Cevap, herkesin. Yahu, yanından yavaşça geçtiğimiz bir Allah ın kulu, sırf kaskların hatırına Yarışçı bunlar demese olmaz mı sanki? özellikle genç ve orta yaşlı yöre kadınları. Yada trafik ışığında birkaç ufak çocuğa denk geldiniz mi, işiniz tamam. Abi bu kafanızdakiler ney? Yarışçı mısınız abi siz? Abi bu pisletler kaç basıyo? Tek taraflı muhabbet esnasında insanın aklından kaskı çıkarıp, çocuğun kafasına takıp sonra da ona kafa atmak geçiyor ama o anda yeşil yanıyor Allah tan.

Neyse, bu arada ateş hazır ve kendimizce ilkçağ yöntemleriyle hazırladığımız ızgara sisteminde sucuklar 2 dakikada pişiyor ve geriye 1 saat boşa yanan ateşi izlemek kalıyor. Biz yemekleri bitirip, depoları doldururken ortalık kalabalıklaşmaya başlıyor. Biz de çareyi kestirmekte buluyoruz. Sert selüloz çeperlerinden oluşan tahta banklar üzerinde uyumak, Amele Spor şokundan ve yokuşlardan sonra pek de zor olmuyor Beyinler için.

Uyku kısa sürmese de, kısa sürüyor. 2 dakika beklemeden illa ekşın olacak ya, Beyinler kendilerini paketliyorlar. Etrafa saçılan çöpleri psikopat bir ihtiyar titizliğiyle topluyorlar ve … çöp tenekesine atıyorlar! (Alkış efekti) Toplumsal mesajlardan sonra gürültülü müziklerin başlama ve bisikletlerin yolda akma zamanı geldi.

Demin baktım da bazı köşe yazarları gibi ikide bir tırnak kullanmışım. Naparsınız işte sıtilimi bulmaya çalışıyorum. Mahaha! Stil yazarken sıtil yazmış diyen (Var böyleleri, burası Türkiye) dikkatli okuyuculara kafa attıktan sonra frenleri bırakıp, inişe başlıyoruz.

önden Mesut gidiyor, tamam, temkinli inelim dedik de 50 ile inelim demedik ki bu yolda. Fren sıkmaktan, parmaklarım gına geldi çığlıkları atarken, birkaç sinir hücresi ve sinaps mesafesindeki bacak kaslarımı periyodik olarak kasıyorum. Hızlanan bisiklet birkaç dökülmüş yaprağı havalandırıyor ve diğer ekip üyelerini kullandıran geçişlerle ilerliyor. Son derece virajlı ve bitki örtüsünün viraj içine kadar burnunu soktuğu yolda 70 sınırını geçmiyorum. Hadi tamam tamam, geç-e-miyorum. Etraftan akan manzara yavaşlayınca kenarda kiraz satanların yanında mola veriyoruz. Soğuk su, soğumaya başlayan havayla beraber daha az hayati oluyor. Biraz uzun bir mola olmasına izin vermeden yola devam kararı alıyoruz. Mesut i bu noktada ekibi, yani Beyinler i satmayı göze alarak Isparta tarafına dönüyor, arkadaşlarıyla buluşmak için. Biz ise gene bir yokuşa doğru pedallıyoruz.

Yokuşta 3 kişi kafa bulurken, önde birkaç bisikletli görüyoruz. Grup üyeleri Eğer bu sefer de Amele Spor ise dalalım abi yapacak bir şey yok. Diye düşünürken bunların Amele Spor olmadığını görüyoruz. Yarabbi çok şükür, diyerekten selam verip ilerliyoruz. Hafif bir iniş ama tam ayarında. iki tarafımızda elma bahçeleri, tam manzaraya karşı, ova ve tepeler, dağlar ve ağaç kokuları bizi büyülemişti demeyi çok isterdim ama ağaçların pek de koktuklarını sanmıyorum. Biz şaka-maka dağ yoluna gelmiştik bu hafif ama uzun inişten sonra. Milas taki siyah bululardan pek eser yok gibiydi ama biz havaya hiçbir zaman güvenmemeyi seneler öncesinden öğrenmiştik.

Kuru topraktaki devasa bir yarık gibi uzanan vadinin bir yanağından yola devam ediyoruz. çam ağaçları arasından kıvrılarak uzanan zehirli bir yılan gibi tehlikeli görünüyor asfalt. Yol ne kadar da korkutucu görünse de , göz ucuyla kestiğimiz yüz metrelik uçurumlar ve şžuradan düşsek nolur? gibi Türk halkına özgü düşünceler oyalıyor bizi metrelerce. Kıvrımlı yolun tepe noktasına ulaşınca, ağaçlar bile izin veriyor. Metal Beyinler birer şehrine göz gezdiren Bizans tekfuru gibi medeniyeti ve doğayı izliyorlardı.

Aşağıdan yukarıya tabakalar halinde sıralanmış bir manzara. Hepsi yerli yerinde. Sanki önceden anlaşmış gibiler. En altta rahatça seçilen gri bir çizgi halinde anayol. Bunun etrafında kiremit kırmızısı binalar… Yukarıya doğru bir yeşillik, ağaçlar ve tarlalar. Daha da yukarıda Burdur Gölü. Bu sıcakta o bile baymış sanki. Daha ileride mavi-gri kayalıklar. Daha da ileriye giderken belli belirsiz sıradağlar, ve tabi koyu mavi gökyüzü… Soğuk su olsa da terli terli içsek diyenler çoğalmış olacak ki, Metal Beyinler kendilerini manzaranın içine doğru hızla yol alırken buluyorlar.

Gezinin en hızlı ve en tehlikeli yerlerinden bir tanesi… Son derece virajlı ve araç trafiğine açık olan sıcak asfalt üzerindeki bisikletlileri zaptetmek (?) için özel bir gayret sarfediyorlardı. Beyinler araya mesafe koyduktan sonra hız limitlerini zorlamaya başladılar. Formula 1 arabalarının izlediği bir profili takip ediyorlardı. Hızda aşırı artma, sonra viraj ve kısa ama etkili frenaj, dışa doğru küçümsenemeyecek G kuvvetiyle çekim ve bisikletin eğilmesiyle yere her zamankinden daha yakınlık. Virajın sonuna doğru genişleyen bir ovallikle uyumlu şekilde artan hız. Gerçekten de inanılmaz keyifli bir iniş… Sanat icra edercesine parmakların freni ve bisikletin gideceği yolu ayarlaması… Bazı yerlerde virajın sonunun görünmemesi nedeniyle açıktan alınan dönemeçler ve birkaç santim ile mucura kaptırmaktan kurtulmak yeterince adrenalin sağlıyor. Kimi yerde ise görüş alanı tamamen yeterli olduğunda dairenin iç teğet noktasına sıfır geçen bisikletler her zamankinden daha çok yere yatıyor ve her zamankinden daha çok dışa çekiliyordu, tıpkı lunaparklardaki hız trenlerinde olduğu gib. Kıvrımlar, zenci bir repcinin şarkı söylemesine benzer bir şekilde, hızlı ama ritme uygun geliyordu. Hayat çizgisinin diğer tarafında olmadığımız için şükrederken son virajlar bitti. Olayın vehametini ancak ekşın bittikten sonra, vücudumuzun alt-üst olmuş hormonal dengesinden ve düşük sıcaklığından anlıyoruz. Hadi gene yapalım naraları attıktan sonra belki de istatistiksel olarak daha tehlikeli olan trafiğe atıyoruz kendimizi.

Beyin kıvrımlarımız bize gezinin psikolojik olarak bittiğini fısıldıyorlardı. Muhteşem bir finalle noktalamıştık geziyi ve yazılası, anlatılası bir hikaye çıkmıştı yine ortaya. üzerinde düşündükçe daha da güzelleşen ve dallanan hatıralar bırakmıştı bize bu az ve öz gezi. Bedenlerimiz yorgun ve bitkin bir haldeydi ama bütün Metal Beyinler bu tükenmişliği, televizyon karşısındaki tembelliğe tercih ederdi. Ve zaten tercih ettiklerinden buradaydılar…

Burak Bakay

2003 Yaz

Köşedeki tüm yazılar :

toz ve çamur


Köşeler

En Son Yazılar