01 Yolculuk
Haziran 5th, 2007
Muavin (host) – çay gayfe gola?
Yolcu amca – sen hangısıni tavsuye edersin?
Daha doğu Anadolu maceramın ilginç olacağı su götürmez bir gerçekti elbette ama konuya bu kadar da hızlı gireceğimizi sanmıyordum. Sonuçları internetten öğrenirken karşıma çıkan “Bitlis - Tatvan” ın Türkiye’ de oluduğundan bile şüpheliydim. “Tayland mı Tatvan mı?” derken coğrafi bilgimin zayıflığı yüzünden haritayı açıp bakmak zorunda kaldım. Van gölünün sol kenarındaki Tatvan ilçesine piyade olarak kısadönem askerlik görevimi yapmak üzere gidecektim. Türkiyenin sol aşağı kösesindeki güzelim Dalaman dan çıkıp Türkiye’ nin daha Doğu Anadolu Bölgesinde bulunan tatvana kadar sürecek yajklaşık 30 saatlik yolculuğum başlamıştı bile.
Best one değilse bile best van turizm acentesine bağlı otobüsle fethiyeden yola çıktık. Yaklaşık bir düzine yolc u var ve cçğu asker. Kaptan şoför ağabeymiz en acıklı ayrılık ‘sidi’ sini takuıyor ve tabi biz arkada kaymaya uğpruyoruz. Dağlar dağlar hasret bağrımı bağlar (devamı) herkes bir süre manzaraya dalıyor gözler odajlanmadan akan ağaçlara bakıyor.
Bir süre hüzünlü havanın içli müziğin ve Akdeniz manzarasının tadını çıkardıktan sonra yanımdaki asjkerle muhabbete başlkıyorz. Hjakikaten askerlik mhuıabbeti farklı oluyor. Saatlerce ekonomiden kendimizden terörden siyasyetten konuyoruz. En öne geçtiğimiz için sanki uöuyor gibiyirz yol ayağımızın altından, ama bu bize her sollama “acaba” sorusunu sorduruyor aheste aheste uzun vasıtaları virahjlı yollarda geçerken.
Fethiye Korkuteli Antalya karacaören barajı Isparta… ilerliyoruz. Akşam oluyor. Ipsartada çok yğun bir sis var. Sıcaklık gittikçe düşüyor. Fethiyenin mavi yeşişilinden sonra korkutelinin uçurumları geliyor daha sonra gayet büyümüs Antalya. Denizden son kez ayrılıyorz. Ispartaya doğru karacaören barajı fotoğraflarda olduğu kadar beklenmedik. Ispartada akşam oluyor şehirde yoğun bir sis büyük bir otogar camisi modernm görnümler. Sanırım yeni açılmış. Yola eğirdir üzerinden devam ediyoruz. Bu güzel yerlerden karanlıkta geöçiyor olmamız üzücü. Seneler önce buraya yaptığımız bisiklet tırınmda çadırda nası dondığumuz aklıma geliyor bir yaz gecesinde. Umöarım o zamanmki gibi yengeçler gezinmiyordur yolda çünkü eziyormuş gibi bir suçluluk hissine kapılmak istemiyorum.
Nevşehir tarafına kıvrılıyoruz. Dolambaçşlı ve dar yollardan sonraki düzlükte etrafımdaki çölleri görmesem bile hissedebiliyorum. Ankaradan günübirlik gezimizde ziyaret ettiğimiz bu çorak bölgede de dağ bisikletimizn teker izlerini bırakmıştı. Gecenin içine doğru ilerliyoruz. Konya taraflarında ağaçlar azalıyor, denizin etksi bidaha geri dönmemek üzere sonra ermiş. Kıvrımlı ve geniş yol ovaya doğru inerken Konya ışıkları uızanuıyor karşımızda düzenli ve disiplinli bir şekilde. Sıra sıra kendilerince bir uyum içerisindeler. 5er metre arayla dikilmis 1 metrelik ve daha da büyüceğini pek tahmin etmediğim ağacıklardan oluşan “yeşil alan çalışmasının” 2 ye ayırdığı bulvardan acelesiz ilerliyoruz.
Yolculuk devam ediyor. Kürtlerin yığun olarak yaşaduığı doğuı bölgesinde faaliyet gösteren ve an itibariyle oraya doğru gitmekten olan otobüste kaptan ve muavinler dahil kürtce konuşmalar duymamız normal. Sinirli bir şekilde konuştuklarına size yada Türkiye cumhuriytine küfretmedikleri gibi gülerek konuştuklarında sizle dalga geçmiyorlar. Bu ilk bajışta son derece rahatsız edici bir durum olsa da alışmak zor değil. Doğu insanı Türkçe ve kürtçeii günlük kullanabilecek seviyede biliyor. Güneydoğuda ise bu listeye arapçayi da eklemek mümklün. Kürtce bir konuşmayı dinlerken kulağınıza tanıdık jkelimeler de takılabilir yada konuşanlar birden Türkçe konuşmaya da başlayabilir ama merak etmeyin sizinle konusurken tğrkçe konuşacaklar ve anlkaşmakta bir sıkıntı çekmeyeceksiniz.
Yolculuk gece karanlığınıa doğruı devam ederken genelde aksiyon temalı 3 farklı filme başlıyoruz ancak hiçbirini bitirebilmek nasipo olmuyor her seferinde bir mola bir ihtiyac ve . ayrıca bozuk ve korsan vcd lerin gazabına uğramamız da cabası. Belki kalite yoksunu ama vakit geçirmek için yeterli byu filmler macerası bittikten sonra uyku seanssı başlıyor. Kayserideyiz. Trilyonlarca trafik ışığı olan dümdüz ve uıpuzun bir bulcvar üzerinden dura kalka ilerliyoruz, hiç kimseyi bekliyoruz kırmızılarda. Kaptan uyumadığımı görünce beni yanınıa çapuırıyor ve biraz sohbet ediyoruz. “asker misin – evet – enrede – Tatvan – orası çok güzerldir ben Tatvanlıyım gölün kenarında harika bir yer – gölün daha doğrusu denizin buz tuttuğunu söyluyorlar doğru mu – yok canım (bekleme ve bir süre yol izleme) – bu otobüs kaç model (bi otobüs kaptanına ne sorulması gerektiği uzunca bir süre düşünüldüken sonra) – daha yeni yav bir buçuk senelik yeni çuktı bunlar – kaç km de -441 bin – yani günlük neredeyse bin km yol eder, zaten araba boş durursa zarar eder değil mi –tabi (kafa sallıyor) sakız çiğneyen ve babacan tavırlı kaptanımızın kontrolunde bos yolde ilerlerken ister istemez uykum geliyor ve yerime geçiyorum. Sesi tarkana benzeyen biri dur durak bilmeksizin “uzun ince bir yoldayım gidiyorum gündüz gece” diyor.
Etraf aydınlanmaya başladığında elazıoğdayız . sabaha doğru ilk asker ve koltuk arkadaşımı bıraktığım Malatya çoktan geride kalmış ve otobüs biraz tenhalaşmış. Elazığ bir çeşlit ada gibi etrafı barajlarla ve dolayısıyla suyla çevrilmiş, bu yükseltide beklenmeye değişik bir yer. Lojman tipi yerleşimlerin hepsi birer savunma mekanı gibi birlikte inşa edilmiş ve duvarlarla çevrilmiş mümkün mertebe. Artık dığuya gittiğimiz iyiden iyiye belli olyuor. Ağaölar yok denecek kadar azalıyor dağlar toprakta değil taştan kayadan oluşyuror artık. Yerleşim yerleri belirli beliresiz, ufak. Bingöle doğru girerken iyice dağın başında olduğum hissi uyanıyor. Burada insan yaşar mı yaşarsa ne yer ne içer bu kadar sahipsiz olabilir mi buralar diye düşünürken Allah’tan Jandarma kontrolu için duruyoruz. Çbirden müzik kesiliyor ve soğuk bir sessizlik kaplıyor otobüsü. Yol kenarında bir ortaçağkalesi gibi hazırlanmış dikenli teller ve kum torparaları ve siperlerden oluşan karakol var. Tabelada yazan “yapılan kotroller sizin güvewnliğiniz ve hguzurunuz içindir” ibaresi bile bu soğukluğu bozmaya yetmiyıor. Sağ taraftaki meşhur Bingöl balı reklamını görünce kamera şakası heralde bu diye düşünmeden edemiyorum yada buıradaki arılar çiçekten değil taştan bal yapabiliyorlar.
Kontrolden sonra tekrar dağlardayız. Yine ıssız yine kurak yine taşlar yine bilinmezlik. Karşıdaki yükselitelere kadar uzanan tepelerin üzerindeki yetişen tek şey diken. Zaten buralarda tarımı yapılabilen tek bir şey varsa o da olsa olsa dikendir. Sürekliy ilerliyoruz bu boş manzara karşısında insanın aklına sorular da geliyor elbet. Buradaki ‘vatandaş’ lar ne yapar geçimlerini sağlamak için , ne yer ne içer. Taş toplayıcılığı ve diken tarımı ile nereye kadar ildare edebilirler diye kafa yorarken muşa yaklaşıyopruz.
Burası muştur yolu yokştur giden gelmiyor acep ne iştir. Yolunun yokuş olduğunu birinci elden doğruluyorum, gerçekten de durmadan tırmanıyoruz, rakım artıkyor içerideki sıcaklık sabit olsa da dışarıdaki sıcaklık iyi ihtimalle her 100 metrede yarım santigrat derece azalıyor. Gidenin gelmemesi insanı ‘kıllandırsa’ uzak ve uçurumsu bir gölgede bulunduğundan olabilir diye düşünüyorum. Herneyse diyip bu uçuımsu ve uçurumsu engelebeler arasından kıvrılmaya devam ediyoruz köyümsü bir kasaba içerisinden tırmanıyoruz. Muşun yokuşlu yollarında van gölü turizme ait yolda kalmış bir otobüsü geçiyoruz ama hakikaten bu şartlara araç dayanmaz. Yol bozuk sürekli yokuş ve viraj hava soğuk mola yerleri yok denecek kadar az…
Muş civarlarında üzerinde otogar yazan derme çatma binanın önünde durduğumuzda içeriye bir sürü değişik kılık kıyafete sahip insan bindi. Zaten otobüsün dili çoktan Kürtçeye dönmüştü bile. İnip binen garip biraz da köylü insanları peşmerge sanmayın, öünkü henüz peşmergenin ne olduğunu yada neye benzediğini dahi bilmiyorsunuz. Koca otobüste asker olduğu belli olan ve düzgün Türkçe konuşan tek siz olsanız da uzaylı gibi de kalsanız yine de kendinizi rahatsız hissetmenize gerek yok çünkü hala kendi ülkenizdesiniz ve gururla vatani görevinizi yapmaya gidiyorsunuz.
Buralarda mera hayvancılığı yaoıkluyıor olsa gerek. Mera da ne anlama geliyorsa artıkb u bölgede. En azından yenebilir bir şey var, yetişiyor: hayvan. Diken tarımı ve taş toplayıcılığına ek olarak bir geçim yolu daha… Solhanda halısaha görüyorum nedense oldukça şaşırıyorum sanki buradaki insanlar top oynamıyor ,,canları sıkılmıyotr yada eğlenmeye hakları yokmuş gibi. Aslında bu dağ başında insanın canı normalden çok daha fazla sıkılıyor olsa gerek. Çaylar buz tutmöuş dereler camdan akıp yada akamayıp giderken yeni aldığım saatimin ne işe yaradığını bile bilmediğim düğmelerini kurcalayacak kadar ancak canım sıkılyıor.
İlkel yapılar koşturan çocuklar hem bozuk hem yokuş hem virajlı yollar… otobüsün heyecanlı tıss tıss deyişini bir tür hapşırma sanıyorum önce. O da nefes nefese kalmış bu zorlu yol şartlarında. Derme çatma kulubeler daracık odamsı binalardan oluşmuş köyler geçiyor etrafımızdan. Delinmiş tabelalar kurşun izleri terör adına konuşuyor “ben buradayım, kork”
Bingöl korkutucu kayalıklar ve sahpiszi dağlar taşlardan oluşuyor. Her viraj sanki bir pusu. 93 (?) de 2 otobüsün önünün kesilip 33 erin şehit edildiği virajınb nerde olduunu tam kestiremesem de burnuma hala kan kokusu geliyor gibi. (…) İnsan kendini tam anlamıyla dağın başında hissediyor. Medeniyetin kalıntısı bile yok. Ağaç görmek zaten mümklünsüz. En azından iyi kötü bir yerleşim birimi arıyor insan o da pek yok. Yola belirli bir mesafedeki ufak tefek köyler görünüp kayboluyor ancak. Etraf biraz daha açılıp çevreyi görmeye başlayınca rahatlıyor insan. Yaşamayı bırakın içinden geçip gitmesi bile sıkıntılı yerler buralar. Sonunda bir kontrol noktasına daha raslıyoruz da buranın Türkiye cumhuriyetinin bir vilayeti olduğunu hatırluyorum. Kontrol noktasında yine istemsiz bir soğukluk söylenemeyen bir gerginlik dışa vurulamayan bir ikilem hakim. Polis yolculara potansiyel terorist olarak bakıyor yolcular ise polise baskıcı bir rejimin yol kesen eşkiyası olarak bakuıyor. Konuşular cümleler kibar kelimeler de içerse tansiyon pek alçalmıyor.
Sonunda dağlık araziden kurtuluyoruz etrafımız alçalıyor birklaç km çevreyi görebilmek insanın psikolojisine iyi geliyor. Bitlis tarafına değil ona bağlı olduğu ama daha kalabalık ilçesi Tatvan yönüne sapıyoruz. 30 saatte yaklaşan yolculuğun sonunda tatvandayız. Van gölü görünüyor hemen. Güzel bir manzara arkada karlı dağlar arada karsız kayalıklar önde ise van gölünün içeri sokuşmuş ufak bir kıvrımı.
Tatvan sokaklarında yürümeye başlayınca sanki farklı bir ülkeye gelmiş gibi hissediyorum. En başta konuşulan dil farklı insanlar kendi aralarında Kürtçe konuşuyor anlayamayan sdiz ise haklı olarak huzursuz oluyorsunuz. Ama bir süre sonra alışıp saygı duymaya başklıyorsunuz. Eğer herhangi birisine bir soru sorarsanız anlaşılır Türkçeyle yardımcsever üslupla cevap veriyor, arkanızdan Kürtçe bir şeyler söylese, derinden enfret bile etse yüzsünüze karşı kimse kabalık yapmıyor. Siz de zaten çok kimseyle muhatap olmaktansa bir an önce işlerinizi halletmeye bakıyorsunuz.
Köşedeki tüm yazılar :



















