Yazarken Siyaha Boyadığım Kar Taneleri
Haziran 5th, 2007
Siyah bir köpek yol kenarında, Hiçbirşey umrunda değilmiş gibi kar üzerinde mışıl mışıl uyuyordu. Ben kadar üşümediği rahat halinden belliydi. Sokak lambaının hemen altından bir göktaşı yağmuru gibi akan görüntü olmasaydı sulu sepken in farkında bile olmazdım heralde. Sabah saatleri yaklaşırken möbetim saniye hızında eksiliyordu. Omzumdaki kalaşnikofun namlusunu içine su kaçıp, paslanmaya sebep olmasın diye aşağı çevirmiştim, ilerleyen saatler boyunca gittikçe de ağırlaşmıştı. Hafif sisli havanın ardında tepelerin tepesinde, kırmızı verici ışıkları yanıp sönüyordu. Sanki her şeyi izleyen bir devin açılıp kapanan gözleri gibiydi. Bunun hemen yanından itibaren, önüme kadar kıvrılarak gelen tehlikeli yoldan inen güçsüz, bir tek sarı ışığı takip ediyorum bir süre.
Havanın isli bir kokusu vardı. Not defterinin üzerine düşen kar taneleri mürekkebi dağıtıyor, yazmamı güçleştiriyordu. Yağuış şiddetini artırmıştı. Eldivenlerime nazikçe düşen kristallerin şekillerini istememe rapmen tam göremiyordum. İlerisinin mavi neonların cılızca aydınlattığı şehirlerarası asfalt sessizce uzanıyordu. Tam bu sırada yanıbaşımdaki soysuz köpek ansızın havlıyor ve bölgesini belli etmek için uzun uzadıya ulumaya başlıyor. Sinirli sinirli umarsız köpeğe bakıyorum. bir yolcu otobüsü, sakin bir homurtuyla siyahlığın içinden kırmızı, sarı ışıklarıyla ve büyüklüğüyle sanki bir uzayt gemisi gibi çıkıyor ve birkaç saniye içinde de diğer taraftan kayboluyor.
Islanmış sayfaları yırtılmamaları için özenle ve yavaşça çeviriyorum. Ülkenin en geri kalmış yerlerinden biri olmasına rağmen buz tutmuş geniş nehrin üerinde parlayan görkemli köprü, dışbükey sarı ve sık ışıklandırmasıyla boşluğa siper almış. Nehirler arasında inşa edilmiş bir Avrupa kentinden manzara gibi dondurucu soğukluğa, parıltısıyla ılıklık yayıyor. Beyazlığı az ışıkta bile belli olan, bir ilkokul çocuğunun boyadığı pastel resimdeki kadar oval tepelerin çevrelediği köydeki 1-2 katlı evlerin sönük siluetleri dağılıyor karanlığın içine. Vücudumun tek açık yeri olan gözlerimle etrafı biraz daha seyrediyorum. Kar suyundan akacak olmasına rağmen yeni boyadığım botlarım üzeri beyaz, altı ıslak, yumuşak yere bastıkça ayağım kayıyor. Teneke çatının altından geçerken yağmurun gürültüsünden şiddetini kestiriyorum. Yazarken, satırlara düşmüş beyaz kar tanelerini siyaha boyayarak kelimelere devam ediyorum. Kirpiklerime yağmur damlaları yada kar taneleri düşüyor. Sanki ağlamışım gibi gözlerimi siliyorum.
Dayandığım metal bariyerlerin soğukluğunu kollarımda iyiden iyiye hissetmeye başlıyorum. Dallarında yaprak yerine beyazların bulunduğu orta boylu ağaç, beyaz lambanın önünde sanki camdanmış gibi parlıyor. Yorulmuş sokak köpeği dikenli tellerin diğer tarafında tekrar yatıyor beyaz soğuğun üzerine. Sessizce başını yere koyuyor, huzurla gözlerini tekrardan kapıyor.
Köşedeki tüm yazılar :



















