Yağmur Tıpıltıları
Ekim 15th, 2005
Her mevsimin kendine göre güzellikleri vardır ve bunları fark edip, onlardan keyif almak her insan için yapılması gereken öncelikli işler arasındadır. Mevsim geçişlerinde, ani iklim değişikliklerinin biyolojimizde oluşturduğu problemli sürece odaklanıp, her canımızın sıkıldığını havanın kapalı olmasına yada soğuk rüzgara vermediğimiz sürece bunu başarmak zor olmasa gerek.
Günlük yaşamdan birer parça olabilir bunlar. Her zaman takip ettiğiniz yoldan değil de, yolu uzatmak pahasına ve amaçsızlık rüzgarları estirerek de olsa, yaprakları sararmış ağaçların oluşturduğu koridordan gitmek, hatta yaprakların birer birer döküldüğünü gördükten sonra ağacı sallayıp, onlarca yaprağın birden yere düşüşünü izlemek, buna bir de fondan “slow motion” katmak her yiğidin harcı değildir elbette.
Duygu yüklemesinin maksimuma yaklaştığı, şu inanılmaz keyifli sonbahar günlerinde insan ister istemez bir durağanlığa bırakıyor kendini ve ataletini yenmekte güçlük çekiyor. İşler hep erteleniyor belki yapmak istediklerimiz, yapamadıklarımız, yine… Bu zor aşamayı geçtikten sonra ise insan kendini bir çırpıda alıveriyor günlük yaşamın körlüğünden ve hayatı fark etmenin inanılmaz hafifliğini tecrübe ediyor.
Ben de birkaç gün önce, artık özlediğim yağmurların geldiğini görünce toprak kokusunu ne kadar sevdiğimi hatırladım. Sabaha karşı bir vakitte çıktım dışarı. Fondan verilen bir müzik, gayet yavaş ritimlerle yağmur damlalarından hiç kaçmadan, amaçsızca dolandım etrafı. Uzun süredir düşünüyordum böyle bir yalnızlık ortamını, merak da ediyordum aslında nasıl olacak diye… Zifiri karanlıkta, hiçbir yerin ortasında, uyuyan şehrin karşısına geçince ve Mariah Carey bir adet My All patlatınca işte o saniyeden sonra, zamanın durduğunu fark ettim. Müziğin yavaşladığı yerlerde kulaklarıma daha da çok işlenen yağmur tıpıltıları düşündürüyordu beni. Bir süreliğine “o an” ın keyfini çıkardım. Konuşmuyordum, bekliyordum öylece, vardım, öyleyse düşünüyordum ancak ne düşündüğüm hakkında en ufak bile bir fikrim yoktu. Çok da problem değildi elbette…
Hızlanan yağmurun ardından, tempoyu değiştirmeden geldiğim yere doğru yöneldim. Sabah yaklaşıyordu ama pek acelem varmış gibi durmuyordum. Saate baktım, rakamlar artık hareketsiz değildi. Sihrin sona erdiğini düşündüm ve gecenin değilse de, karanlığın içine doğru bıraktım kendimi, tekrar çıkabileceğimi umarak…
- Burak Bakay
Köşedeki tüm yazılar :



















