Tek Türkiye
Şubat 6th, 2008
Tek Türkiye Biliyorum, her şeyi eleştiren, beğenmez pis sorunlu bir imaj çiziyorum burada.. ama yine de..
Görüntü yönetmenin işini savsakladığını düşündüğüm bir dizi. Verdiği mesajlar güzel olsa da senaryosu da fasondur bunun. Sadece iki bölümde gözüme çarpanlardan örnek vereyim:
Bir okul içerisindeki öğrencilerle beraber teröristlerce ateşe verilir. Anne ve babalar ve köy halkı toplanır, yanan okula bakarlar ve hep bir ağızdan “Doktooor kurtar evlatlarımızı Doktooor” diye bağırırlar. Başroldeki doktor gelir ve kendini alevlere atar, tüm çocukları kurtarır. Bu insanlar neden canları evlatlarını kendileri kurtarmayı akıl edemeyecek kadar zeka özürlüdürler, bu sorunun cevabı yok.
Okul yanarken ilk görüntü tüm çatının ve duvarların cayır cayır tutuştuğudur. Bir iki köylünün kovayla geldiklerini görürsünüz. İki katlı okulun çatısı ve ön duvarı söndürülmüştür. Bu teknik muhtemelen modern itfaiyecilikte çığır açacaktır.
İki bölümde her on dakikada bir Berfin karakterinin ablasının kocasından dayak yediğini gördüm.
Yine her on dakikada bir doktorun gerçek annesi oğluna gerçeği söylemek için yanaştı fakat hepsinde bir mani çıktı.
Son izlediğim bölüm klasik bir yeşilçam tadı ile bitti. Biri dağa çıkmak isteyen bir çocuk, diğeri de ondan silahı almak isteyen doktor olmak üzere kavga eden iki kişiden biri vuruldu, hangisi anlayamadık, bitti (Biz lise skeçlerinde bu sahnelerle dalga geçerdik hey gidi günler).
Bu Berfin’in anası ve doktor sayısız sahnede hızır gibi yetiştiler. Karısı adamı vuracak, zırttt ana geliyor “kızım yapma” diyor. Çocuk öğretmeni vuracak, zırttt doktor geliyor engel oluyor. Doktor çocuğu durduracak zırttt ana geliyor yolda meşgul ediyor bunu. Zırttt o ordan, zırttt o burdan, kabak tadı verdi, “Yine biri gelecek nasıl olsa” dedirtti.
Ölmeyen bir öğretmen var bir de bu dizide. Kadını yarım bölüm boyunca envai çeşit kişi vuracak, bir türlü vuramıyorlar. Hep biri çıkıyor, ya babası geliyor, ya bir arkadaş, ya doktor ya başkası. vuramadılar.
Anladığım kadarı ile üç bölümde bir doktoru teröristler kaçırıyor, diğer bölümde kurtuluyor, sonraki bölümde de tehdit ediyorlar. İlerleyen bölümde yine kaçırıyorlar…
Bu arada öğretmenin ailesi çok güçlü ve kan davası uğruna 20 yıl önce evlatlık verilen düşman ailenin erkek çocuğunu arayacak kadar da “tutucu” fakat kızlarını çok özgür yetiştirmişler, inatçı, dediğim dedik, idealist bir öğretmen, her dediğine “hay hay”. Yahu kızım seni öldürecekler, gitme şu okula diyen yok o aileden. doğalarına ters. madem bu kadar anlayışlılar, kan davasındaki bu hırs neden?
Berfin’in annesi olan kadının teröristi “gizli” takibine de bayıldım. Üç adım arkasından köy dışına kadar oradan da eski değirmen dedikleri yere, teröristlerin sığınağına kambur vaziyette -kamuflaj olsa gerek- gitti. Dümdüz arazideki değirmen binasının arkasına da hiç bir nöbetçiye görünmeden, gündüz gözü geçiverdi.
Okul yanarken öğretmen baygındır. çocuklar “öğretmenim öğretmenim” deseler de kalkmaz bir türlü. Doktor gelir “hadi kalk” der, kalkar, camdan atlar, yine bayılır. Nedir bu doktordaki keramet anlayamadım.
30 küsür çocuğu ve öğretmeni kaldırıp camdan atarak kurtaran doktor ne hikmetse 7-8 yaşındaki son kız çocuğuna gelince tükenir, yere yığılır. Sonra nasıl bir gayret ve azimse artık kalkar yanmakta olan okulda alt kata iner ve kapıdan çıkıp onu da kurtarır.
Doktor yanmaz, yapışmaz, dumandan zehirlenmez.
Bir de “askere haber verilmiş geliyor” geyiği vardı, bir bölüm bekledik asker gelmedi daha, Ankara’dan Genelkurmay’dan mı yolladılar artık noldu ise yol çok çekiyor muhtemelen.
Teröristlerin lideri adamı öyle bir yapmışlar ki sanki ebu süfyan. çağrı filminden fırlayıp gelmiş gibi.
Ha bu Berfin’in anası yine, sık sık zaman doldurma niyeti ile mi artık ne bu kadın ağlar. Kızına sarılır ağlar, terörist olan kızını görür ağlar, doktoru görür ağlar, hüzünlenir, palazlanır, olur da olur.
Doktor hastasına tedavi amacı ile “aşı” vermektedir. Aşının tedavideki yeri nedir bilinmez. Ayrıca sürekli soğuk tutulması gereken ve taşınırken bile buz aküsü kullanılan aşıların devlet malzeme ofisi yapımı cam gözlü bir dolaptan çıkarılması da senaristlerin sağlık anlayışını sorgulatır.
Ağa’nın oğlu hastadır ve yüzünde kızamık benzeri döküntüler vardır. Döküntüler simetriktir, bulmaca seviyorsanız çizgi çekerek birleştirebilir ve çeşitli şekiller elde edebilirsiniz.
Dizide oğlunu evlatlık veren ana, anasını tanımayan evlat, ölümcül bir hastalığın pençesinde sevgili, terörün pençesinde hayırsız evlat, zengin muhtarın kızını seven fakir çoban, muhtarın doktora yanık alık kızı, bu kız ile çoban arasındaki “komik” ve “neşeli” diyaloglar, işbirlikçi muhtar, kötü ağa, kan davası, sevgililerin ailelerinin aslında düşman olması.. yüz kişiye sorunca en popüler cevap alacağınız her şey var.
Evet mesajları güzeldir, niyeti iyidir. Bir şey demiyorum. Ama ben bunu gördüm…
Senaristler hakkında da tahminde bulunmak istiyorum. Muhtemelen hiç biri Yozgat Hatay hattının doğusuna geçmemişlerdir. Geçmişler ise de bir iki günlü gezi tadında maceraları olmuştur. Yöre halkını tam tanımamaktadırlar. Dizide “mesaj verme kaygısını” o denli ön planda tutmaktadırlar ki, artık senaryoyu bu mesajları birleştirirken kullanagelir olmuşlardır. Yine genç bir bayan senaristimiz vardı ve muhtemelen Berfin’in anasına dair bir çok sahne onun fikirlerinden esinlenmektedir. Olayların geçişlerindeki kopukluğu ne onlar ne de yönetmen farkedememektedir, dizi çekiminin şevki ve aşkı ile henüz net seçememektedirler anlaşılan. Oyuncuların çabaları takdire şayan tabii ki. Berfin’in karakterinin bir o yana bir bu yana, sallan gönlüm sallan yapısına girmeyeceğim, sadece şunu diyeyim dizideki en -belki de tek- orijinal/sağlam/oturaklı karakter o babası öldürülen “ben dağa çıkacam da çıkacam” diyen çocuk olmuş. Nato mermer nato kafa yapısı, çok sık rastlanır o yaştaki gençlerde bu bölgelerde. Kimin aklına geldi bilemem, eleman da rolünü iyi yapıyor.
- hnnvansier
r.o. konoko
Kaynak :
Köşedeki tüm yazılar :



















