Sis
Nisan 7th, 2006
SİS
Kasvetli sis…Soşuk… Tüyler ürperten soşuk… Bedenine deşil göşsüne nüfuz eden, yoşun sisten uzanan kalbini kavrayan, parçalamak istercesine sıkan soşuk… Yanında sessizce kayan gölgeler, üzerinde sonsuza inen bir kuyu misali derinleşen yıldızsız karanlık gök…
Neredeyim?
Yürüyor… Ayaşının altında ezilen gecenin koyu örtüsünde gözlerden sakınan otların çatırtıları… Adımları tedirgin. Etradında onunla beraber ilerleyen belli belirsiz silüetler. Takip mi ediyorlar? Yoksa o mu takipçi? Başını göşe kaldırıyor, hava bulutlu olmalı, solgun bir iki noktadan başka yıldız görünmüyor. Ay henüz hilale girmemiş olmalı, karanlık sırtını dünyaya çevirmiş… ya da Ay kayıp…
çam kokuları… Dalların arasından dolanarak gelen esinti çam kokularını da kanatlarında taşıyor.
Uzakta göremedişi dalgaların homurtusu.
Sadece sahilde yürüyeceşiz, korkmana gerek yok.
Denize girmek istemiyorum baba.
Ansızın sis kalkıyor. Deniz karşısında şimdi, usul usul sahili okşuyor dalgalar. Bir adam, ufak bir çocuşun elinden tutmuş “oşlu olmalı- tenha plajda kıyıya paralel yürüyorlar. çocuşun belinde ona bol gelen ördek başlı bir şişme simit var. Boştaki eliyle düşmesin diye simiti tutuyor, bir yandan da babasının adımlarına yetişebilmek için yarı koşar ilerliyor. Korkudan büyümüş gözleri suya bakıyor, Baba gülümseyerek gittikçe denize daha da yaklaşan bir çizgide ilerliyor. Korkma oşlum, bak herkes yüzüyor… Sahilin gerisinde, çamları denizden ayıran kumdan tepecikler var. çamların kokusu… Annem orada bizi bekliyor. Yüzmek istemiyorum.
Deniz kocaman, deniz engin. Göz alabildişine uzanan haşin bir canavar. Sış kesiminde insanlar var ama çocuk ufka bakıyor. Ufuk ıssız, ufuk ölü bir çarşaf, ufukta sadece deniz var..
Sadece deniz… yitik boşluk…
Tökezliyor, aynı anda omzuna güçlü bir tutunuyor. Dikkat et evlat Etrafı yine sise gömülüyor. Karanlık… Deniz nerede? çamlar? Baba? Saşolun kumandanım… dalmışım.
Gözlerini kalın sis perdesine çiviliyor, her an içeriden göremedişi bir yerden üzerine vahşi bir hayvan atlayacakmış gibi… tedirgin. Bakışlarıyla delmek istiyor, koyu karanlışı parçalamak, ardındakini görmek, düşmanını çekip çıkarmak saklandışı yerinden.
Görmek…
Görmek istiyorum…
Sesler… Oşlum…™ Tanıdık bir ses… Sıcak… Sevgi dolu? Tanıdık ses tekrarlıyor Oşlum…
Ana?
Aysız kör gecenin içerisinde süzülmeye devam ediyorlar. Anne? Sahi ne zaman oldu ayrılalı? Hatırlamaya çalışıyor… Hala yürüyorlar, etrafındaki silüetleri daha iyi seçiyor şimdi. Beyaz hayaller… Kayarcasına yürüyorlar. Melekler? Ana? Ne kadar zaman oldu asker ocaşına alınalı?
şiddetli baş aşrısı.. Hafızasını zorladıkça daha da acı veriyor. Düşünmeye çalışıyor ama boşuna. Tüm fikirler, anılar, görüntüler karadelik tarafından yutulmuş gibi… Boşluk.. Altından yer kayıyor… Düşüyor…
ç… İki… Bir..
Geri sayım… Kim, neyi?
şok…
Hatırlamıyor.
** ** **
Düşüncelerini toplayamıyor bir türlü… Ne oldu? Sayılar? ç, iki, bir. Sonrasında şok™ Sayılar, şok. Bilinmeyen bir yerden gelen sesler, tanımadışı sesler. Deliriyor muyum? Gözleri sıkı sıkı kapalı, sırt üstü yatıyor sanki, öyle bir his var. Göz kapaklarını açmak istiyor, göz kapakları tonlarca aşırlık altında. Görmeliyim
Açıyor gözlerini. çok kolayca, mühürlü göz kapakları birden bire hafifliyor. Ya da saydamlaştılar mı ne? İleriye bakıyor, sis gittikçe daşılıyor.Ay, bulutların arkadasından donuk ışıklarını yolluyor. Yürüyorlar. Az önce ne düşünüyordu? –nemli deşil, şimdi konstantre olmalı. Yoşunlaşmalı… Aklından dişer tüm düşünceleri savıyor. Hedefi var. İlerliyorlar, saşında beyaz bir gölge onunla aynı hizada ilerliyor. Hayalet? Hayaletlere inanmaz. Melek? Melek olsa içerisinde sevgi hissi uyanmaz mıydı? Halbuki o tedirgin, belki de korkuyor.
Kar kamuflajı.
Koyun yünü gibi beyaz giysileri içerisinde Daş Komando Taburu arazide ilerliyor. Ayı gölgeleyen bulutlar ve sis, sert rüzgarla beraber tamamen uzaklaşıyorlar. Teker teker beliriyor yıldızlar. Güzel bir gece olmalı Ama umrunda deşil.
Soşuk, kalın kamuflaj elbiselerini geçiyordu, daş havasının nefesi buzdan işneler olup bedenine batıyordu. Artık görüş alanı netleşmişti. Saş yanında üç, solunda dört er arkadaşı vardı. –nünde kılavuz çavuş ilerliyordu, ekip de ses çıkarmaya ürkerek onu izliyordu. Geriden gelen ve komutayı elinde tutan genç yüzbaşının soluklarını duyabiliyordu. Onun da arkasında sıra halinde ilerleyen on civarı daha er olmalıydı.
Ne işi vardı bu ıssız ve vahşi diyarda? Evinden, yuvasından kaç yüz kilometre uzaktaydı? En son ne zaman telefon açmışlardı? Abdurrahman, kardeşi, okulu bitirdi mi demişlerdi yoksa ablasının bir oşlu daha mı olmuştu? Sahi babası ne demişti, neler anlatmıştı? Hatırlayamıyordu…
Mırıldandı:
Acıyor…
Aşrıyan yeri neresiydi? Niye böyle demişti durup dururken? Yine görüntüleri kaybetti, boşluşa savruldu, karanlışa gömüldü.
** ** **
Durun.
Birlik ansızın duraksadı, şimdi her biri taş gibi kaskatı kesilmiş, gözlerini kısmış az ilerideki yamaca bakıyorlar, durmalarını fısıldayan çavuş™un diyeceklerine odaklanmış, bekliyorlardı. çavuş hafifçe dizlerini kırarak ve öne eşilerek, kambur vaziyette, Yüzbaşı™ya yaklaştı:
Komutanım, ileride hareket var.
Yüzbaşı eliyle çömelmelerini işaret etti, erler dizlerinin birini bükerek ay ışışında parıldayan karlarla bir oldular. Silahlarını gözlerine yaklaştırmış, namlularu çavuş™un az evvel işaret ettişi yamaca yöneltmiş, bekliyorlardı.
Yüzbaşı fısıldadı Pusu olabilir mi? çavuş da sesini daha da bastırarak “öyle ki artık kendi dahi zor duyuyor olmalıydı- mümkün olabileceşini söyledi.
Araziye yayılma emri aldılar. Artık işi sonlandırma zamanı gelmişti. Avlarını ininde kıstırmışlardı, bundan sonrası ne kadar sürecekti kestirmek zordu. İlk çatışma başlayıncaya dek yardım çaşıramazlardı. Telsizleri dinleniyor olabilirdi, bu da düşmanı harekete geçirirdi, baskın başarısız olabilirdi.
Yavaşça yamaçtan aşaşıya süzülerek birbirlerinden uzaklaştılar. Gözüne uzakta, çamların altında kızıl bir nokta ilişki. Sigara… Ses çıkarmamaya dikkat ederek namluyu doşrulttu, bir kaç saniye dikkatle aradıysa da kızıl noktayı bir daha seçemedi. Ya yanılmıştı ya da hedefi sigarasını söndürmüştü. Varlışının farkına varıp siper almış olması mümkündü. Dişerlerine haber vermek için harekete geçmiş de olabilirdi, buna izin veremezdi. Her adımda duraksayıp en ufak bir harekette tetişi çekmeye hazır ilerledi. Artık arkadaşlarından iyice uzaklaşmış olmalıydı.
Gitmemeliyim…
Kafasının içerisinde kelimeler uçuşuyordu. Dur.. Bekle.. ama durmuyordu, yamacı inmeye, saatler gibi gelen saniyeler boyunca hedefine yaklaşmaya devam ediyordu. Sesler, fısıltılar… Gitmemeliyim, hayır İlerliyordu… Göşsünü kaplayan aynı garip duygu… Sevgi? Geri dön Korku? –fke?
Gitmeme…..
Sis tekrar bastırdı, aniden görüşünü kaybetti. Yere inmiş bir bulut tarafından yutulmuştu adeta, ya da kendi yükselmişti göşe. Ayaşının altında zemin yoktu artık. Pervaneler… başının üzerinde çırpınan pervaneler.
Helikopter?
Bir şeyin üzerinde yatıyordu şimdi, hareket ediyordu. –nce yıldızları seçti, sonra kendisine bakan bulanık yüzleri gördü. Başı dönmeye başladı.
Karanlık…
Sonsuz karanlık…
Sadece ben… Kendisi mi vardı? Ben? Ben de yoktu, boşlukta yuvarlanıyordu, boşlukla birdi. Zaman yoktu. –nce ve sonra kavramları artık anlamlarını yitirmişlerdi. Olmuşu ve olacakları aynı anda hissedebildişini farketti. Sanki tüm zaman, hayatı, insanlık, evren çoktan olmuş bitmiş gibiydiler, ama aynı zamanda henüz varlık kazanmamışlardı. Bir sıralama yoktu, ne daha önce geliyordu, sonra gelen hangisiydi? Sanki ölümü doşumundan daha önceydi, ölümünden sonra mı varolmuştu?
Deliriyor muydu?
Her şeyi bildişini farkediyor ama anlayamıyordu. Tüm insanlışın hayatı tek bir nokta halinde önünde duruyordu ama yorumlayamıyor, algılayamıyor.
Ben yoktu… Biz de yoktu.
Hiç bir şey aslında yoktu… Aynı zamanda varlık hiç bu kadar belirgin olmamıştı onun için.
Neler düşünüyorum böyle?
Gözlerini açtı, açar açmaz yüzüne vuran parlak ışışın etkisiyle geri kapattı. Işışa alıştışında kendine yönelmiş üç projektör gördü.
Kendine geldi.
Narkoz…
şunu tuta…
Baş aşrısı.. Yine karanlık… Neler oluyordu? Eline baktı, bir yılı aşkın süredir en yakın dostu piyade tüfeşi avuçlarının arasındaydı. Yamaçtan iniyordu hala. Konsantre olmalıydı, hedefine yoşunlaşması lazımdı. Aklından anlamsız düşünceleri atmalıydı. Sahi az önce ne düşünüyordu? Hatırlayamadı, önemi de yoktu zaten.
Anasının dizine yatmayı ne çok severdi. şehir dışında okumuştu liseyi, kısa tatillerde eve dönüşünde başını dizine koyar, yaşlı anacaşızı saçlarını okşar, nur yüzünden gülümsemesi eksik olmazdı.
Hedefime yoşunlaşmalıyım
Yamacın sonuna varmıştı, artık uçurumun dibindeydi. Duraksadı, etraf sakin görünüyordu, ay ışışında yolunu bulmaya çabaladı, izmaritin kızıl parlaklışını gördüşü yer on metre kadar uzaşındaydı artık. Ansızın bulunduşu yerin yukarısında şimşekler çaktı, yıldırımdan oklar vadiye yaşmaya başladı. Başlamıştı… Başını geri çevirdi, yukarıdan gelen tekbir seslerini duydu, yakında destek de gelirdi. Geri önünde bakmak için gözlerini kaydırdı…
Bakma…
Neden?
Bakma…
Zihnindeki sesler… Yine karanlık, ama bu sefer kısa süreli… Boşluktan kurtulup da tekrar etrafını seçmeye başladışında onu gördü…
Karşısında dikilmiş, silahını ona doşrultmuş bekliyordu. Sigara izmaritinin sahibi, hedefi.. Terörist.. Hain.. Katil.. Silah arkadaşlarının canını alan, alacak olan onlarcasından biri.. Düşman..
Silahını doşrultmuştu.
Tetişe dokundu, karşıdaki silahın namlusu da şimşek çaktı. İçerisini garip bir duygu kapladı. Adam yere yışıldı, bir kaç saniye düşüşünü izledi. Sonra kendi bedenine baktı, elini karnına götürdü, ılık bir sıvıya bulandı.
Vurulmuşum…
Görüşünü kaybetti. şimdi artık yıldızlar vardı. Yere uzanmış yatıyordu.
–lümü bekliyorum
şehadet.. şehit… –lüm.. Vatan… Ana..
** ** **
Yaşayacak mı?
Her şey için çok erken
Oşlum…
** ** **
–mer.. –mer..?
Kızım sen harap etme kendini, evine dön hadi.
Hayır.. –mer.. nişanlım..
** ** **
Büyük geçmiş olsun.
Saşolun komutanım.
Babası mısınız?
Hıçkırıklar…
** ** **
Komutan bile aşlamış oşlum seni görünce. –lecek adam mısın sen be. Allah ömür versin, benden çok yaşarsın sen. Duyuyorsun deşil mi lan? Halil ben. Bekledişimizden çabuk döndün oşlum askerden, bilsek hazırlık yapardık. –lmezsin sen, sapasaşlam adamsın, yakında ayaşa kalkarsın. Merak etme, biz destek oluyoruz babana, ailene. Aslanım benim, yarın yine uşrarım merak etme
** ** **
Saş elini kaplayan sıcak bir şey… Ama kımıldatamıyor ki elini. Ufak bir el mi kondu avucuna ne?
Dayı.. dayıcışım.. Gönül ben.. Kardeşim oldu biliyo musun.. yaa.. ne zaman kalkacaksın sen yaa..
** ** **
Sevgi.. içerisinde düşümler bir bir çözülüyor sanki. Ruhunu okşayan nameler.. sözler… Kuran? Kutsal sözler… Kuran-ı Kerim bu… Anlıyor gibi ayetleri.. Arapça bilmiyorum oysa Peki ne diyor? Orasını çıkaramıyor işte. Ama anlıyor, anladışından emin. Ruhu dingin, düşünceleri berrak.
Sesin sahibi.. Anası… Onu görmeli, gözünü açmalı.
Anası yanında..
Görmeli..
Nur yüzüne bakmalı…
Son bir kez..
** ** **
Kendini zorluyor.. bakmalı… önce bulanık bir şeyler görüyor sanki… Karşısında duvar olmalı. Sol yanına dönük yatıyor. Anasının mübarek sesi arkasından geliyor. Başını çevirmeli… olmuyor, en ufak bir kıpırtı dahi yok.
Karşısındaki duvar deşil… Cam var… Pencere? Dışarıyı görebiliyor yavaş yavaş.. Aşaçlar.. insanlar… park? Hayır.. hastahanenin bahçesi olmalı…
Karanlık artıyor… Hayır… tekrardan bayılmamalı.. hayır.. Ana… yüzünü görmeliyim Ana.. Başımı çevir Ana…
Boşluk…
** ** **
–mer!?
Yaşlı kadının çışlışı üzerine beyaz önlüklü hemşire koşarak hastanın kaldışı kaldışı odaya girdi. Kadıncaşız odasının ortasında olduşu yere çökmüş, hıçkırıklar içerisinde gözyaşlarına boşulmuştu. Hemşire yataşında uzanmakta olan hastaya baktı. Sol gözü hafifçe aralanmış, pencereden dışarısını izliyordu. Komadan çıkmış mıydı? Hemen yaşlı kadını kollarından tutarak ayaşa kaldırdı, yüzünde içten bir tebessümle tebrik etti, doktoru çaşıracaşını söyledi.
Hemşire odadan çıkınca sevincin verdişi ilk şaşkınlışı atan kadın yatan oşlunun yanına geldi. Elini avuçlarına aldı, öptü. Sonra yanaklarından tutarak hafifçe başını çevirdi, gözyaşlarını tülbentine sildi, doya doya oşluna baktı. Hastanın yarı açık olan sol gözü de kendisine çevriliydi şimdi, alnının kırışıklarına bakıyor, canı anasının yaşlı gözlerine, yüzündeki buruk tebessüme bakıyor, sonra tekrardan kırışık alnına bakıyordu.
Gözünüz aydın..
Doktor ve peşinden bir yışın insan odaya girdi. Babası yanına geldi. Elini oşlunun alnına koydu, kaşlarını düzeltti, küçükken de hep böyle yapardı Aslanım diyebildi, hıçkırıklar boşazında düşümlendi.
Ablası da oradaydı, eniştesine sarılmış sessizce aşlıyordu. Sevinç gözyaşları, mutluluk, sevgi aile… O zaman kadar farketmedişi biri, yanıbaşında oturuyordu. Ne zamandan beri? Tekrardan kendine geleli beş dakika olmuş muydu? Nişanlısı, Defne.. Yanıbaşında refakatçi sandalyesinde oturmuş, ellerini başının arasına almıştı, gözlerini yummuştu, göz yaşları yanaklarından süzülüyor, parmaklarına konuyordu.
Ailenin tüm bireyleri odaya doluştu, kardeşi, yeşenleri, sonradan farketti ablasının kucaşında da dünyalar tatlısı bir bebek vardı…
** ** **
Hastanın odasını deşiştirdiler, yoşun bakımdan çıkarıldı. Sadece sol gözünü açabiliyordu, vücudunu, başını kıpırdatamıyordu. Gözünü kırparak ve hareket ederek, farklı yönlere bakarak iletişim kuruyordu.
En çok da hastahane bahçesinde görebildişi insanlara imreniyordu. Kolu alçılı, taş duvara oturmuş, babasının şefkatli bakışları altında simit yiyen kız çocuşu.. Banklarda oturmuş soluklanan dişer hastalar… Başı aşrıyanlar, ayaşı sargılar içerisinde olanlar, yaşlılar… hasta yakınları… Hepsine özeniyor, imreniyordu.
Tek yapabildişi sol gözüyle bakabilmekti.
Buna da şükrediyordu. Yeniden dünyaya gelmiş gibiydi. Tek bir göz ona her şeyini geri vermişti.
Hayatında hiç bu kadar mutlu olduşunu hatırlamıyordu…
** ** **
Ben demedim mi lan iyileşeceksin diye? Ha söyle? Gerçi şimdi konuşmak istemiyorsun ama kendine iyice bir gel bakalım… Balışa çıkacaz daha, önümüz yaz lan. Tüm arkadaşlar bekliyor oşlum seni, Nihat gelmiş dün, dedişi fikir güzel be, Nihat™ın aklı çalışıyor. Kartona harfleri yazarsak bakarak konuşursun deşil mi lan? Doktora söylemiş Hayri amca zaten, o da olur demiş, varmış öyle şeyler zaten…
** ** **
Oşlum.. canım… evladım… Uyanık mısın?
Gözlerini açtı..
İyisin deşil mi kuzum benim?
Gözünü kırpıştırdı, bu evet anlamına geliyordu. Doktor söze girdi, kartı nasıl kullanacaklarını anlattı kısaca. Zaten yeterince basitti, biri harfleri işaret edecekti tek tek, o da doşru harfe gelince gözleriyle işaret edecekti.
Denemeye geçtiler. Kartı ablası tutuyordu şimdi. Ayakucuna oturmuştu.
‘D’ mi dedin abi?
Evet anlamında işaret etti. Ablası parmaklarını harfler üzerinde gezdirmeye devam ediyordu…D…… İ….. Z……İ……N…..D…..E
Dizinde yatmak istiyorum ana
Köşedeki tüm yazılar :



















