Shock Position - tüm bölümler
Kasım 15th, 2004
Bölüm 1
SHOCK POSITION
Sabah erkenden hazırdı bisikletler kilometrelerce uzunlukta yollar için. Çantalar geceden kalma tamamen dolu. 2 adet 2 kiÅŸilik çadır almıştık bu gezi için. Geçen sene yapmayı planlayıp hayata geçiremediÄŸimiz bir projeydi bu. Solucan Takibi’nin ilk proje rotalarından biri olduÄŸu için manevi önemi (!) fazlaydı bizim için bu Salda gezisinin. GüneÅŸ daha görünmüyorken BLaDe ve Woofer, NoLimit ve Chamur’un evine geldiler. Hazırlıklar tamamdı. Bu gezide ekip daha da profesyonelleÅŸmiÅŸti ama halen amatörlük devam ediyordu.
Bu geziyi daha ciddiye alıyorduk. Birincisi; diÄŸer gezilerden başımıza gelen olayların tecrübesiyle çıkıyorduk yola. İkincisi gideceÄŸimiz yolu tam tanımıyorduk ve böylece büyük bir risk alıyorduk. Üçüncüsü bu gezi için yeterince planlama aÅŸamasında vakit harcamamıştık. BLaDe ve NoLimit’in üniversite ve ehliyet iÅŸleri arasında araya sıkışmış ve aceleye gelmiÅŸ bir hali vardı gezimizin.
* * * Woofer
Daha güneÅŸi görmeden yola çıktık. Çantalar aÄŸzına kadar dolu. BLaDe ve NoLimit’in bisikletlerinin omurgalarına sarılı çadırlar en azından sırta yük yapmıyordu. Çantalara çadırda kalacağımız için bir de battaniye yükü eklenmiÅŸti ki gerçekten çok yer kaplıyor ve ağırlık yapıyordu.
Å?ehirden çıkmamız ve Burkent yokuÅŸundan aÅŸağı doÄŸru hızlanmamız uzun sürmedi. 4 kiÅŸilik bir ekip günün ilk saatlerinde gayet zinde ve enerjik bir ÅŸekilde ilerliyordu. Bu arada isterseniz gezimizin adının yani, Å?ok Pozisyonu’nun, hikayesine baÅŸlayalım. Aslında bu adın Solucan Takibi’nin yada Köfteciler’in hikayesi gibi bir hikayesi yok. Ben yani BLaDe ehliyet sınavının ilkyardım bölümüne hazırlanırken bir ÅŸey okudum.
- - - Å?OK - - -
Kan dolaşımı yetersizliği sonucu dokulara, organlara özellikle beyne yeteri kadar kan gitmemesi nedeniyle hayati faaliyetlerdeki azalmadır. Dolaşım yetmezliği sonucu, beyne giden kan azalır, buna bağlı bilinç bulanıklığı, bilinç kaybı oluşur.
Å?okun Sebepleri : Aşırı kanamalar, kalp yetmezliÄŸi, zehirlenmeler, sıvı kaybı .
Belirtileri : Vücut ısısının düşmesi , nabız sayısı artar, zayıflar; solunum sayısı artar, zayıflar; deri rengi soluklaşır, soğuk terleme vardır.
İlkyardım : Kanama durdurulur, şok pozisyonu verilir, üzeri battaniye ile örtülür, konuşularak şuuru açık tutulur, sevk edilir.
Å?ok Pozisyonu : Hasta sırtüstü yatırılır. Çene göğüsten uzaklaÅŸtırılarak solunum yolu açılır. Ayakları yerden 30-40 cm yukarı kaldırılır. Å?okta etkilenen sistem dolaşım sistemidir. Å?oktaki hasta uyaranla (alkol koklatma, tokat atma) kendine gelmez, ÅŸuuru açılmaz.
* * * Salda
Evet, böylesine gerekli ve acil bir bilgiyi de verdikten sonra devam edelim. Dedim iÅŸte Å?ok Pozisyonu tehlikeyi, riski hatırlatan bir kelime. Bizim geziyi de kaldırabilecek karizmaya sahip söyleniÅŸ açısından bile. Bu tip sebeplerden geziye, ekip üyelerinin sessiz kalmalarını kabul anlayarak Shock Position dedim . Å?imdi diyeceksiniz Å?ok Pozisyonu’nu anladık da neden İngilizce Shock Position? Evet, güzel bir soru. Türkçe hali yanlış anlaşılabilir diyebilirim belki ama yine de inandırıcı olur mu bilmem.
Bu konuyu da açıklığa kavuÅŸturduÄŸumuza göre artık ekip üyelerimizden Å?okçular diye bahsetmemizin bir sakıncası kalmamıştır umarım. Haa! Bu arada başımıza fizyolojik olarak Å?ok Pozisyonunu gerektiren bir durum gelmedi Allah’a şükür ; korkacak birÅŸey yok.
Bu konuları Å?okçular (daha isimleri Å?okçular olmamıştı ama fark etmez) tartışırken Solucan Takibi gezisinin ilk mola yerine geldiler. Bir nostalji yaÅŸandı ucundan azıcık. Birkaç bir ÅŸey yedik, daha açıkçası NoLimit ve Chamur’un annesinin hazırladığı aşırı ÅŸekerli kurabiyeleri yedik ve aşırı susadık. Ama önümüzde medeniyet dolayısıyla su olduÄŸu için içimiz rahattı.
Sabahın bu güzel ve yolculuk için elverişli vakitlerini değerlendirmek için molaya son veriyoruz. Hafif bir yokuş tırmanıyoruz. Bursüt fabrikası, petrol istasyonları, Buryem binaları geride kalıyor. Yol yeninden asfaltlanmış bu yüzden üzerinde hala mucur duruyor. Bisikletleri çok etkilediğinden değişik yol arayışlarına giriyoruz: Bankete girip çıkıyoruz, dikenler mucurdan daha tehlikeli bizim için. Bir yolunu bulup devam ediyoruz.
[ Kendin Bir yazı ]
Å?okçuların temposu güzel. YokuÅŸları bile belirli bir hızın altına düşmeden rahatça çıkıyoruz. Yollara alışkın bisikletler teknik olarak yeterli olmanın verdiÄŸi huzurla bizleri pek zorlamıyorlar. GüneÅŸi sırtımızda hissediyoruz bir an. Arkamıza baktığımızda daÄŸların arkasından güneÅŸin bize yetiÅŸmeye çalıştığını görüyoruz. Onu geçemeyeceÄŸimizi bile bile hızımızı artırıyoruz belki bizi yakalamasını geciktirebiliriz diye. Yollar düzleÅŸiyor yine. Göller bölgesinin gülü Burdur gölü, daÄŸlar ve ova manzarası. Ekip bu manzaradan hiç sıkılmayacakmış gibi gözlerini yoldan kaçırıp sağımızdaki güzelliÄŸe bakıyor.
Siyah asfaltı renkli gözlük ve şapka arasından izlerken bir inişe geldiğimizi fark ediyorum. Dik sayılabilecek bir iniş: Kuruçay inişi. Ama pek uzun sayılmaz. Ekip üyelerini ilk hızlı iniş için ayarladıktan sonra bisikletleri bırakıyoruz rüzgara ve yola.
Hızımız rüzgarın keyfine göre fazla yükselmiyor. İniÅŸ çabuk bitiyor gibi geliyor Å?okçular’ a . Uzun iniÅŸlere alışmaya baÅŸlıyorduk ve tabi uzun çıkışlara. Hayatın kısalığını uzun gezilerle kırabilir miyiz diyorum ama yaptıktan sonra her uzun ÅŸey kısa gibi geliyor insanın aklına. Çok da sorun deÄŸil be diyorum en azından bir ÅŸeyler yapıyoruz yani yaÅŸadığımızı fark etmek için. Å?öyle hayatımızda geriye baktığımızda kolayca fark edilebilecek kilometre taÅŸları koymak istiyoruz yaÅŸam çizgimize. Kolay olmuyor ama görünce hoÅŸumuza gidecek olan taÅŸları bulmak eÄŸlenceli bir iÅŸ gerçekten.
[ Bir yazı Rüzgar ]
İlk girdiÄŸimiz köyde su arıyoruz ve buluyoruz da. Yalnız yeterince yemiz olmadığı için buradan içmiyoruz. İlerliyoruz. Yassıgüme ve Hacılar köyü görünüyor uzaktan. Yolumuz da düz olduÄŸu için hızla dar yolun banketinden devam ediyoruz ve Yassıgüme’de bir gölgede duruyoruz. Bisikletlerin izini görüyoruz beyaz toprakta. Bu izleri gelirken de göreceÄŸimizi bilmiyoruz o an tabi. Yeterince dinlendikten sonra zaten yan yana olan köyler arasında transfer yapıyoruz. Hacılar’da yol üzerindeki bir gölgede duruyoruz. Sularımızı dolduruyoruz. Üstümüzdeki (T-shirtlerimizin üstündeki) 2 katı çıkarıp, bisikletin oturağına baÄŸlıyoruz. Çok garip görünüyor ama rahat bir yolculuk için bu ÅŸart sanırım.
Karşı tarafta Jandarma karakolunun yanında duran telefon kulübesinden telefon edelim bari diye yaklaşıyoruz. Kredi kartıyla çalışan bir teknoloji harikasıyla karşılaşınca afallıyoruz bu köy yerinde. Vay be diyoruz yolumuza devam ediyoruz. Sol tarafımızda sert sert bize bakan kayalıkların gölgesinde ilerliyoruz. Solucan Takibi gezisinde polis amcalarla konuÅŸtuÄŸumuz yerden düşünceli bir ÅŸekilde geçiyoruz. Köy Hizmetleri’nin ÅŸantiyesinin gürültülü bölgesinden devam ediyoruz eÄŸlenceli yolculuÄŸumuza.
Ufak bir iniÅŸ ve baraj köprüsünden geçtikten sonra Karaçal Köyü’ne giriyoruz. İlk baÅŸta bile zorlamaya hazırlanan yokuÅŸta kolay pes ediyoruz yada kendimizi erkenden bitirmek istemediÄŸimizden bisikletler yanda yola devam ediyoruz. Yol ayrımına yaklaşırken kenarda nadir bulunan bir aÄŸacın altında mola veriyoruz. Suyumuz azalmakta ve karşımızda pek de su kaynağı yok gibi görünüyor. Burdur’dan gelen yolun ikiye ayrıldığı yerdeyiz ÅŸu anda. Sola dönersek Karaçal yokuÅŸu (O ünlü, eski gezide bizi yiyip bitiren kastırıcı yokuÅŸ) var. Biz ise saÄŸa yani YeÅŸilova yoluna döneceÄŸiz ama tam olarak bilmiyoruz yolun özelliklerini. Tek bildiÄŸimiz ÅŸimdi daha az kullanıldığı. Beklerken karşımızdan Tefenni otobüsünün içinde Chamur ve NoLimit’in babası geçiyor, el sallıyoruz gülümseyerekten.
* * * Salda
Bu yolculukta da iskelet sistemimiz, kas sistemimizden daha çok eziyet çekecek gibi. Çünkü daha bacaklarımızda yorgunluk hissetmeden belimiz aÄŸrımaya baÅŸladı uzun süre molasız gitmeye baÅŸlayınca. Bunda ağır battaniyelerin etkisi büyük. Çantalar arkaya çekerken biz bisiklete doÄŸru yani öne eÄŸilmek zorunda kalıyoruz tabi bu arada olan omuriliÄŸe oluyor. Omuz hizasındaki omurlarımız aÄŸrıyor genelde. Konforlu araba ve otobüslerde bile uzun yolculuklarda bel aÄŸrısı yaÅŸandığını göz önüne alırsak bu durum pek de anormal deÄŸil. Sonuçta bisiklet üzerindesin, eÄŸilmek zorundasın. Sırtında çanta var vs… Å?okçular’ın saÄŸlığıyla ilgili bazı noktalara deÄŸindikten sonra pedal zamanı geldi sanırım.
Sağ taraftan yola devam ediyoruz. Uzun ama hafif bir iniş var karşımızda .Ben geriden gelirken fazla hızlanmayarak babamı arıyorum, durum raporu veriyorum kısaca. Trafik çok azaldı neredeyse sadece bizim yol. Dakikalar geçtikten sonra motorlu taşıtlarla karşılaşıyoruz. İki tarafımızda dağlar daha doğrusu tepeler var. Biz tarlaların arasından siyah yola yapışmış bir halde devam ediyoruz yola.
İnişli çıkışlı yola başladık artık. Bu yolları bilmiyoruz. Hiç kullanılmayan eski bir yol ama asfaltı yeni yoldan daha güzel, mucurlar zifte zamanla daha iyi gömülmüş, dolayısıyla daha pürüzsüz. Su yok, gölge yok, medeniyet yok, insan yok. Yollar devam ediyor. Sıcak artmaya başlıyor, güneş bize yetişiyor.
Bölüm 2
SHOCK POSITION
Ufak bir mola verdiÄŸimizde Woofer’in ön tekerinin biraz indiÄŸini fark ediyoruz. Sabah neredeyse taÅŸ gibi sert olan tekerin bu yumuÅŸak halini görünce kesin patlak var diyoruz. Ama eÄŸer patlak küçükse bizi uÄŸraÅŸtırmadan Salda’ ya götürebilir bu bisiklet diye düşünüyoruz.
Önümüzde bir iniÅŸ var sonra az bir düzlük ve sonra çıkış. “Su karşıya bi gidelim bakalım ne olacak” diye çıkıyoruz yola Woofer önde. Sorunsuz ve hızlı bir ÅŸekilde geliyoruz yokuÅŸun başına. YavaÅŸ yavaÅŸ yukarı çıkıyoruz ufak bir gölge buluyoruz tam tepenin üstünde yani geldiÄŸimiz ve gideceÄŸimiz yolu rahatça görebiliyoruz. Woofer’ in tekere bakıyoruz neredeyse tamamen inmiÅŸ. İlk baÅŸta ÅŸoke olan ekip kısa bir panik sürecinden sonra toparlanıyor ve pit stop baÅŸlıyor. BaÅŸ mekanikerimiz NoLimit hemen parçacı Chamur’ dan aldığı anahtarlar ve BLaDe ‘den afırdığı iç lastikle sanatı inÅŸa etmeye baÅŸlıyor (Vay be)
Zaten kolay bir mekanizması olan Bianchi’ nin ön tekerini çıkarıp, iç lastiÄŸi çıkarmamız birkaç dakikamızı alıyor. BLaDe’in önceki gün patlayan ve servis tarafından tamir edilen ve yerine yenisi takılan iç lastiÄŸi alıyor mekanik. İç lastiÄŸin sibobunu jantın sibop deliÄŸinden geçirmeye çalışıyor ama biraz uÄŸraÅŸtıktan sonra “Haaa…..” diyerek ÅŸaÅŸkınlığını belirtiyor. Å?ok Pozisyonundan henüz kurtulmuÅŸ olan diÄŸer ekip üyeleri sibobun orijinal Bianchi jantına büyük geldiÄŸini görünce tekrar ÅŸoka giriyorlar.
[ Yalnız Değilsin Bir yazı ]
İç lastiği değiştirmemizin mümkün olduğu şartlar altında 5 dakikamızı alacak olan patlak olayıyla yarım saattir uğraşıyorduk. Yanımızdan bu süre zarfında bir çok araba geçmesine rağmen hiçbiri yardıma ihtiyacınız var mı diye durmuyordu halbuki ciddi bir problemle karşı karşıya olduğumuz belliydi elimizde iç lastik kimisi dış lastikte diken arıyor, kimisi de iç lastikteki patlağı bulmaya çalışıyor. Neyse ki 2. patlak büyük bir dikenin eseriydi ve bulması zor olmadı. Büyük deliği hemen Bally-yedek iç lastik parçası ile yamıyor NoLimit . Kurumasını beklerken zaman ilerliyordu ve güneş artık bizim hararet yapmamıza neden olacaktı.
Derken kuruduÄŸuna kanaat getiren baÅŸ mekaniÄŸimiz NoLimit pit-stopun sona ermesinin zamanının geldiÄŸini belirtiyor. Hemen parçaları yerli yerine yerleÅŸtirdik ve pompa ile normalden fazla hava bastık Bianchi’nin ön tekerine. Bu ÅŸimdiye kadarki büyük gezilerimizde yaptığımız ilk patlak lastikti. Ama gerçekten olanaksızlıkları içinde yapmıştık. Aslında ÅŸu anda da tam yaptığımızdan emin deÄŸildik. Büyük patlağı kapatmıştık ama tahminimizce ufak bir patlak daha vardı. Allah’ a emanettik zaten ÅŸimdi kendi irademizde olan olaylar daha da azaldı, daha büyük bir yüzde ile Allah’a emanetti Å?okçular artık.
Woofer önden yokuş aşağı inişe başladık. Pedalların temposu 45 dakikadan fazladır bekleyen bisikletleri ufak bir moralle rüzgarla yarışa başlattı. Zaten sıkıldığımızdan son gaz yüklenince pedallara iniş çabuk bitti. Biraz düzlükten sonra neredeyse indiğimiz düzlük seviyesinde bir yere doğru tırmanmaya başladık. Bu arada öğle vakti yaklaşıyordu. Güneş ışınları tepemize daha dik düşmeye başlıyordu. Etrafımızda ne bir kilometre levhası, ne bir yol ayrımı, ne bir insan yada medeniyet kalıntısı, ne normal yoğunlukta trafik ne de en önemlisi su kaynağı yoktu. Sularımız özellikle molada oldukça azalmıştı.
[ Bir yazı Manzara ]
YokuÅŸu yavaÅŸ yavaÅŸ çıktık. Ben arada sırada kardeÅŸimin bisikletinin ön tekerini kontrol ediyordum ve bizi tekrar uÄŸraÅŸtırmaması için dua ediyordum. Genel olarak yolumuz tırmanışlarla geçiyordu. Å?u anda tırmanmış olduÄŸumuz yokuÅŸun tepesinde sayılırdık. Arkadan gelenler merakla önden gidenlere sorular soruyorlardı “Yol gözüktü mü? Yine mi yokuÅŸ var, düz yol yok mu kardeÅŸim burada! ” gibi. Derken hepimiz yokuÅŸun tepesinde ÅŸoke olduk. Manzaranın güzelliÄŸine mi hayranlık duyalım yoksa karşımızda bizim ona yaklaÅŸmamızı bekleyen çok uzun virajlı ve yüksek yokuÅŸa mı üzülelim. Sağımızda Yarışlı Gölü, daÄŸlar ve teper arasından parıldıyor. Etrafında aÄŸaç grupları. Ortasına doÄŸru uzanmış bir yarımada. Ama önümüze bakınca hiç de iç açıcı ÅŸeyler görmüyoruz. Kıvrıla kıvrıla aÄŸaçlar içinden yükselen siyah bir yol. Etrafta hiç petrol istasyonu, köy evi falan yok sadece birkaç tane terkedilmiÅŸ mermer ocağı var.
Grup üyelerinden bazıları Salda’ ya boÅŸ vermemiz gerektiÄŸini, sağımızdaki Yarışlı Gölü’ nün ona bin basacağını, zaten yorulmuÅŸ olduÄŸumuzu, kampı burada kurmamız gerektiÄŸini söylüyorlardı. Aslında o andaki ruh halimizi hesaba katarsak bu fikir hepimize bir nebze de olsa mantıklı gelmiÅŸti. Karşımızda sanki çıkarken öleceÄŸimizi hissettiÄŸimiz bir yokuÅŸ, sırt aÄŸrılarımız artmış, suyumuz neredeyse bitmiÅŸ, yokuÅŸtan ve sıcaktan bunalmış halimiz bizi yol almamamız konusunda ikna etmeye çalışıyor gibiydi. Ama böylesine saçma bir ÅŸey yapmayacağımızı anladık iniÅŸten hızlanıp rüzgarın serinliÄŸini hissedince.
* * * NoLimit
Düzlüğe indik, karşımızdaki ürkütücü yokuÅŸa bakıp derin derin düşünüyorduk ki önümüzde sol tarafta bir su kaynağı gözüktü. Kimisi son gaz dikenlerin arasından tozutarak, kimisi uzun yoldan hız yaparak suya önce varma yarışına baÅŸladık. Gerçekten çok susamıştık ve su gerçekten mükemmeldi, soÄŸuktu, tadı güzeldi. Tek kötü yanı daha önce karşımıza çıkmamış olması yada az akmasıydı. Gölge yoktu ama biz suyun buharlaşırken etraftan aldığı ısıyı bizim hararet yapmış tenimizden almasını saÄŸlayarak bu sorunu hallediyorduk. Daha doÄŸrusu suyu kafamızdan aÅŸağı boÅŸaltıyorduk, ilk baÅŸta zıplasak da bağırsak da sonradan iyi oluyordu. Burada bir müddet durduk sanki suyun başında biraz daha fazla kalırsak susuzluÄŸumuzu daha iyi giderecekmiÅŸiz gibi. Ama bu arada sıcak beynimizi kazan gibi yapmaya devam ediyordu. Bu gezi fiziksel bir mücadeleden çok psikolojik bir savaÅŸtı çoÄŸu zaman. Ne alakası var bilmiyorum yani az önceki cümleyi kullanmamın nedeni ne diyebilirsiniz, bilmiyorum gerçekten. Hani hep derler ya bu fiziksel bir mücadele deÄŸil, bir beyin mücadelesi. Yok kardeÅŸim pek de öyle deÄŸil, “pedala bascan gitcen” iÅŸte o kadar
Bisikletler tekrar yoldaydı. İlerlerken arada bir başımızı kaldırıp geldiğimiz, gideceğimiz yerlere yada sadece öylesine manzaraya bakıyorduk. Bisikletlerde şu ana kadar teker patlaması dışında bir teknik arıza yoktu. Problemsiz bir şekilde (teknik olarak) yolumuza devam ediyorduk. Başlarımız sıcaktan ve yorgunluktan eğik vaziyette düşük tempolu pedallamalar yapıyorduk. Kıvrımlı yokuşun mecburi oyununu oynayarak bir sağ bir sol yeşilliğin içinde yukarı çıktık. Yeni bir ufuk görecektik şimdi ama kimse ne olacağını yada neye benzeyeceğini bilmiyordu. Arkamızda muhteşem göl manzarasını bırakıp yol denen sonsuz kavramı bitirmeye çalışmaya devam ettik.
* * * Woofer
Tepenin üstüne çıkıp da yeni parkurumuzu görünce sevinelim mi, üzülelim mi karar veremedik yine geçen olduğu gibi. Tahmin edeceğiniz gibi önce ufak bir sevinç ardından uzun bir baygınlık uzanıyordu. Asfalt bize kendi dilinde bir şeyler demeye uğraşırken inişe bıraktık kendimizi ve karşımızdaki yokuşun yarı yolunda olan köye doğru harekete geçtik. Yollar güzeldi, etrafı yemyeşil ağaçlar ve sarı-yeşil tarlalarla kaplı güzel,sulak ,inişli çıkışlı yerlerden gidiyorduk artık. En azından medeniyete yaklaşmış olmanın verdiği bir güven vardı kalbimizde. Yolun sol tarafında molada karpuz yiyen bir grup köylüye danışalım dedik.
Salda’ ya bu yoldan gidiliyor, deÄŸil mi? evet abicim evet devam edin. Peki yolun gerisi de böyle yokuÅŸ mu? Hı-hı geri kalanı da aynı böyle hep yokuÅŸ.
Bizi hiç düşünmeden yapılan bu yorum bizi neredeyse ağlatacaktı. Daha önümüzde onlarca kilometre vardı ve biz gerçekten yorulmuştuk ve oradaki amcalar bize hep yokuş var dayım hep yokuş diyorlardı. Sanki bir yokuş daha çıkamayacakmışız gibi geliyordu hepimize de. Yine çadırları buraya kurma önerisi duyuldu bu sefer esprilik bir ortam kalmamıştı, kimse gülümsemedi. Önümüzde düşünüp durmamıza karşın tek bir seçenek vardı : Devam etmek. ama hepimizde sanki yapabileceğimiz başka bir şey varmış gibi düşünüyorduk kızgın asfaltın üzerinde, köyün girişinde. Karar belliydi zaten. Devam edecektik ama hiç de kolay olmayacaktı. Köye doğru döndük ve bisikletler hareket etti.
* * * NoLimit
Köyün içinde de iniş çıkışlar olduğu için kah yavaş kah hızlı devam ediyorduk. Yolun tepesini bile neredeyse kaplamış olan dev ağaçların koyu gölgeleri bizi mutlu etmeye yetmişti böylesine bir ortamda. Köyden çıktığımızda karşımızda uzanan dağ, ağaç, asfalt ve ova görüntüsü bize tek bir şey öğretiyordu : Artık eskisi kadar zorlamayacağız ama emin olun ki kolay olmayacak.
Bölüm 3
SHOCK POSITION
İnsan görmek bizi sevindirmiÅŸti (Sokçular dışındaki insanları kastediyorum tabi) . Bundan böyle yolumuzun hafif iniÅŸli çıkışlı ovalardan geçeceÄŸini ve arada surada köylere uÄŸrayacağımızı anlamıştık. Artık düz yollarda fazla pedallamıyorduk ve Allah’tan bir köye daha girdik.
Çıkışa doÄŸru bir bakkal gördük, hemen bisikletleri binanın yanına gölgeye koyduk. Bakkal amcadan kola-bardak vs. aldıktan sonra ufak bir muhabbete baÅŸladık Salda’ ya nasıl gideceÄŸiz, yol hakkındaki bilgiler, yokuÅŸlar, petrol istasyonları. Bunlar hakkında biraz muhabbet edip uzaklaÅŸtık. Bu arada benim bisikletin zincirinde yaklaşık 1 saattir bir problem vardı. Zincirin belirli bir yerinde pedal boÅŸta dönüyor gibi oluyordu. Büyük güç ve zaman israfı oluyordu ve bisikletimin takırtılı ve sorunlu çalışması beni psikolojik olarak rahatsız ediyordu. Bu ÅŸekilde petrol istasyonuna girdik. Neredeyse burnumuzun direÄŸini kıracak yoÄŸunlukta bir anason kokusu vardı. Bizim yaÅŸlarımızda bir genç ve yanında sanırım babası ufak bir kulübenin yanında oturuyorlardı. YaklaÅŸtık. “Selamun aleykum abi” Aleyküm selam “Ya abi sizden bir ÅŸey rica edeceÄŸim. Benim bisikletin zincirinde bir problem var da yaÄŸlayacak bir ÅŸey var mı sizde. Gerçekten çok lazım.”
Bizim yaşlarımızdaki güleç yüzlü genç babasına bir şeyler sorduktan sonra kulübeye girdi ve elinde ufak bir yağlama kutusuyla geldi. Bu var sadece dedi. Bizde olur olur dedik, yağ olsun da nasıl olursa olsun isterse zeytinyağı (!). Benim zinciri 5 dakika kadar yağlamaya uğraştık. Yağsızlıktan kurumuş ve 2 parçası yapışmış zincircağızımın. Mekanikerimizin de yardımıyla eski haline getirmeye çalıştık. Biraz alışır gibi oldu. Bir-kaç tur attım biraz iyileşmişti ama problem devam ediyordu. Neyse dedik. Bize yardımcı olan gence börek ve kola ikram ettik yolumuza bakkalın bize tarif ettiği güzergahtan devam ettik. Çataldan sola döndük. Kolayı soğuk soğuk içmek istiyorduk ve artık bir molaya gereksinim duyuyorduk. Bir sulama havuzunu geçtikten sonra tarlanın birine girdik. Tarlanın etrafı büyük ağaçlarla çevrili olduğundan gölge bir yer bulmak kolay oldu. Burada mola veriyorduk.
[ Bisiklet Bir ÅŸiir ]
Çantalarımızı sırtımızdan indirdiğimizde fark ettik ne kadar da fazla yorulduğumuzu, bisikletleri kenara çektik. Kolayla beraber birkaç hamur işi atıştırdık. Karıncaların ve böceklerin üzerimizde gezinmelerine aldırmadan büyük bir ağacın gölgesinde biraz kestirdik. Bir saati aşkın bir süre burada durakladıktan sonra devam etme kararı aldık ve bisikletlerle tekrar yola koyulduk. Yokuşlar ve sıcak bizi bekliyordu.
Tabelalara çok da dikkat etmiyoruz, etsek de aklımızda pek kalmıyor ama geziden sonra haritaya baktığımızda Kocapınar, Çeltek, BaÅŸkuyu, Çuvallı gibi köyleri geride bıraktığımızı görüyorduk. Önümüzde Bayırbaşı vardı ÅŸimdi. YokuÅŸlarla boÄŸuÅŸarak önümüzde köyü gördüğümüz halde ilerliyorduk. Her tepeyi ÅŸimdi YeÅŸilova’yı yada Salda’ yı göreceÄŸiz umuduyla çıkıyorduk ancak hayatta her ÅŸey insanın istediÄŸi gibi olmuyordu, en azından o anda. Derken yolun eÄŸiminin azaldığı bir yerde hafif bir yokuÅŸ aÅŸağı bizi rahatlattı. Ben olayı abartıp, belimin aÄŸrısını bahane ederek çantayı direksiyonun üstüne koydum ve başımı yastık gibi çantaya yan yaslayıp manzarayı seyrederek tadını çıkardım bu yokuÅŸ aÅŸağı olayının. Tabi arada sırada önüme de göz ucuyla bakıyordum sonuçta bisikletin üzerindesin; ufak bir taÅŸ biyük bir kazaya meydan verebilir.
* * * Chamur ve NoLimit
Dev ağaçların gölgesinden Bayırbaşı köyünü de geçtik ve çok hafif eğimli çıkış, dümdüz bir yola geldik. Rüzgar biraz artmıştı ve hızımızı kesmeye başlamıştı. Neredeyse durma hızında gittiğimizden gerçekten zorlanıyorduk. Uzun ve heyecansız ama zorlu dakikalardan sonra tepeyi aştık, karşımızda mütevazı haliyle Yeşilova belirdi. İlçeye girmeden önce bir yol ayrımından geçecektik daha doğrusu ayrımdan tek yola geçecektik. Bu ayrım dönüş için önemliydi.
Çünkü dönüşte geldiÄŸimiz yerden geri dönmeyecektik, diÄŸer yolu takip edecektik. Neyse dedik, YeÅŸilova’ya girdik. Biraz oyalandık, sularımızı tazeledik ve sora sora Salda Gölü’ne nereden gideceÄŸimizi öğrendik. Evlerin bitiÅŸinde durduk. Ben ve NoLimit bizim fotoÄŸraf makinesine film almak için bir fotoÄŸrafçıya girdik. Oradaki güler yüzlü amcadan birkaç bilgi edindik ve kokusunu duyarcasına hafif eÄŸimli iniÅŸ yoldan karşımızdaki Salda Gölü’ne doÄŸru hareket ettik. Rüzgar bizi durdurmak ister gibi esiyordu ama biz yolun sonunda olduÄŸumuzu bildiÄŸimiz için son gaz olmasa da yola devam etmeye çabalıyorduk.
* * * BLaDe
Sola doÄŸru hafif kıvrımlı bir virajı inerken gözler yolu deÄŸil sağımızdaki muhteÅŸem göl manzarasını izliyordu. Gerçekten büyüleyiciydi. Türkiye’nin Van Gölü’nden sonra 2.derin gölü : Salda Gölü. Etrafında oldukça fazla turistik tesis bulunuyordu. Krem renkli kumsal insanın içini ısıtıyordu. Sora sora çadır kurabileceÄŸimiz Belediyeye ait olan bir mevkiide mevzilendik. Orada bulunan bir abi bize çadır için yer gösterdi ve gölge yüzerken dikkatli olmamız gerektiÄŸini ve kesinlikle boyumuzu geçmememiz gerektiÄŸini, her sene burada boÄŸulma olaylarının yaÅŸandığını yaklaşık 1349 kere falan söyledi. Sonra bizde baÅŸladık çadırları kurmaya.
Çadırları kurarken daha doÄŸrusu kurmaya uÄŸraşırken birkaç tane çocuk hemen bize yardıma geldiler. Abi bu çadır bizimkinin aynısı bak şöyle şöyle yapacaksınız derken bir baktık çocuklar bizi kenara iteklemiÅŸler hep birden çadırı kuruyorlar. Tabi ufak bir zaman zarfından sonra çadırlar kurulmuÅŸtu. Kazıkları taÅŸla çakmaya uÄŸraşırken arkamda diz boyumdan birkaç santim daha uzun minicik bir kız çocuÄŸu fark ettim. Elinde kendinden az bir ÅŸey kısa kocaman bir çekiç tutuyordu. TeÅŸekkür ederim abicim dedim. Gülümsedim. O ise hiçbir ÅŸey yapmadan annesinin yanına doÄŸru yürüdü. İçimden “Ah kızlar…” dedim . Ben annesine bakıp saÄŸolun anlamında başımı salladım. Çadırın iÅŸlerini çevremizde bize yardım eden sayısız çocuk ve insan tarafından tamamladık. Bisikletler, 4 genç ve 2 çadır yeterince çaylak olduÄŸumuzu göstermeye yetti demek ki etraftaki meraklı ve yardımsever insanların yardım bombardımanına tutulduk. Baya yorulduÄŸumuz için çadırlarda biraz uzandık. Gerçekten rahattı. İkindi olmuÅŸtu ve hava bunaltıcıydı çadırın içinde. Ama dışarısı estiÄŸinden biraz daha rahattı. Oradaki büfevari prefabrik binadan bir ÅŸeyler aldıktan sonra biraz serinleyelim diye düşündük. Hazırlıkları yapıp göle girdik diyemeyeceÄŸim tam. Ayak parmaklarımız suya deÄŸince çizgi filmlerdeki efektler gibi gözlerimiz pörtlek pörtlek oldu. Su buz gibiydi. Dışarısı yanıyordu ama su soÄŸuktu. Yahu bundan daha iyi ne var, daha ne istiyorsunuz diye düşünebilirsiniz ama derimizin tamamı suyla temas etmeden yarım saat kıyıda dolaÅŸtık desem anlarsınız belki
* * * BLaDe
Suda donuncaya kadar bıcı bıcı yaptıktan sonra çadırlara geldik. Bıraktığımız gibi duruyorlar, bir yere gitmemiÅŸler. Zaman hızla geçiyordu akÅŸam oldu. Üstü açık kırmızı bir mercedes kumsalda reklam filmi çekiyormuÅŸ gibi ilerliyordu. Gün batarken gayet güzel gözüküyordu kırmızı obje. İçindeki amcamız bizi gece boyunca arabesk parçalardan tamamen nefret ettirecekti, o anda bunu bilmiyorduk tabi. Bir an düşündüm o üstü açık kırmızı mercedes’in içinden arabesk melodilerle göle bakan amcamız mı daha mutlu yoksa biz mi diye. Gözlerimi kapadım. Kuma uzandım ve dalgaların sesinden baÅŸka bir ÅŸey duymayıncaya kadar düşündüm. Mutlu olduÄŸumdan emindir artık…
Sabah pek de erken kalktık diyemeyiz. Aslında çadırın içi dışarıdan daha sıcak olmasaydı öğlene kadar uyurduk. Dünün yorgunluÄŸu hala üzerimizdeydi. Benle NoLimit buna raÄŸmen kahvaltılık için YeÅŸilova’ya gittik. Bisikletlerle 3 km lik yokuÅŸ bizim canımızı sıktı biraz ama yüklü erzakla geri döndük. Sabah egzersizimizi de yaptığımızdan iÅŸtahlı bir kahvaltı oldu. Daha sonra her ÅŸey bir ÅŸeylerle ilgilendi. Ben ve NoLimit walkman dinledik, Chamur ve Woofer kitap okudular. Ortalık gerçekten güzeldi. Hava sıcaktı ama aÄŸaçların gölgesi ve hafif rüzgar bizleri rahatlatıyordu. Etraftakilerden önce kalktığımıza ÅŸaşırmıştık onca yorgunluÄŸa raÄŸmen.
* * * NoLimit
Hemen önümüzde bir basketbol sahası vardı. Biz taa Burdur’dan 60 km lik zorlayıcı yolu kat ettikten sonra burada basket oynayacak deÄŸildik. Bisikletlerle basket sahasına biraz imza attık .Arka tekerleklerin düz betona yazdığı siyah çizgiler çok güzel görünmüyordu ama bizim hoÅŸumuza gitmiÅŸti. Basket sahası bir an için ÅŸov alanına dönmüştü. Kimi ön tekeri havada pedallıyor, kimi kulağında walkman, mavi gözlüklerle gölü izliyor, kimi son gaz gelip tam aÅŸağı uçacakken kazık frenle kulakları bayram ettiriyor. Sahada basket dışında bisikletle yapılabilecek her ÅŸeyi yaptıktan sonra sıcaktan bunalıp gölgeye , çadırlarımızın yanına geliyoruz. Yine herkes bir meÅŸgale ile meÅŸgul oluyor.
Daha sıcak tam güce ulaşmadan bir suya girelim dedik. Bari biraz serinleriz veya canımızın sıkıntısı geçer. Suya girip çıkmamız yarım saat, kırk dakika ancak oldu. Yine buz gibiydi. Yahu dünden beri hiç mi ısınmadın dedik göle. Biz bu işi anlamamıştık ya biz soğukkanlı yaratıklardık yada suyun sıcaklığı 0-5 arası bir derecedeydi. Belki ikisi de doğru değildi ama biz sudan çıkmıştık.
Madem taa uzaklardan velespitlerle buraya kadar geldik velespit turu atalım bari kumsalda dedik. Kuma bata çıka yol aldık. Gerçekten zevkliydi. Çok yorucuydu buna rağmen ama olsundu. Bisikletle kuma hızlı girince 2 teker birden kayıyor bisiklet düşecek gibi oluyordu. Patinajsız yol almak olanaksızdı bazen bisikletlerden inmek zorunda kalıyorduk. Teker kuma zaman zaman 10-15 cm batıyordu ve saplanıp kalıyorduk. Dalgaların arada sırada ıslattığı kumsalla suyun dokunduğu yerden çamura izlerimizi bırakarak gidip geldik uçtan uca tabi tesis sınırları içinde. Eğlenceli bir işti bu. Ayağın hiç ıslanmadan suyun içinde gitmek gibi bir şeydi. Teknik arıza korkumuz olmasaydı bisikletlerle suya son hız girmeye yeltenecektik ama yağımızın olmadığını benim gelirken yaşadığım problemi hatırlayınca aklımız başımıza geldi. Kumsalda sonsuz kum tanesinin yerini değiştirdikten sonra tekrar çadırlarımızın yanına geldik.
* * * Chamur
Öğle yemeğini büfeden aldığımız tostla geçiştirdik. Cesaretimiz yerine gelince tekrar suya girmeye karar verdik. Bu muhtemelen son Salda suyunda ıslanmamız olacağından bu sefer kararlıydık. Tabi cesurca konuşmalar su molekülleri derimizdeki reseptör hücreleri uyarıncaya kadar sürdü. Ama işin ucunda rezil olmak vardı. Dizine kadar suya girip de sırıtarak çıkan 4 genç. Ortamdaki karizmayı ıslatmamak için biz ıslanmaya karar verdik. Woofer önderliğinde 10 saniye gibi kısa bir süre içinde herkes suyun altındaydı. Ne biçim su yaaaaa buuu!!!!! gibi bağırmaları muhtemelen bizden başkaları da duymuştu ama yapabileceğimiz bir şey yoktu. Biz şoktan dakikalar sonra ısınmayı beklerken bunun hiç gerçekleşmeyeceğini anladık. Rüzgar çıkmıştı ve soğuk rüzgar bizi titretiyordu.
DiÅŸlerimiz birbirini deÄŸerek tıkırdaya tıkırdaya sudan keyif almaya çalıştık. Hipotermi tehlikesi atlatıyorduk. Sudan çıktıktan sonra çadıra kadar giderken donup kalmayalım diye (tamam abarttığımı biliyorum ama gerçekten soÄŸuktu, biz çıktıktan 10 dakika sonra suda onlarca kiÅŸiden kimse kalmamıştı.) kendimizi kuma gömdük. Biraz Salda’ yı seyrettik. Daha sonra çadırlarımıza döndük. Güzel bir gündü ve daha bitmemiÅŸti. AkÅŸama doÄŸru bisikletlerle yine göle indik. Baya uzun bir müddet etraf karanlık oluncaya kadar gezindik. Tadını çıkardık ortamın. GüneÅŸ batarken manzara inanılmazdı. AkÅŸam yemeÄŸi ve kimi walkman dinledi, kimi gezindi, kimi de ikisi. Yarın zor bir gün olacaktı. Å?okçular erkenden yattı halbuki dışarıda gece daha yeni baÅŸlıyordu.
GüneÅŸ doÄŸarken çantalar hazırlanmıştı, çadırlar toplanmış, hazırlıklar tamamdı. Geri dönüş yolculuÄŸunun baÅŸlamasına saniyeler kalmıştı. Buraya gelirken zorlandığımız yokuÅŸların tadını çıkarma zamanı yaklaşıyordu ve yine yollar ve bisikletler vardı. Bugün de hayatımız boyunca unutamayacağımız farklı bir tecrübe ekleyecektik kısa öykü kitabımıza. Benim gitmeden önce yapmayı planladığım bir ÅŸey vardı. Kamp boyunca (1.5 gün ) bize yardımcı olan komÅŸulara ufak bir mesaj. Ayağımla çadırları kurduÄŸumuz yere, tebeÅŸirle yazı yazar gibi TEÅ?EKKÜR yazım ve diÄŸer Å?okçular’ da ok iÅŸaretleriyle yardımcıları gösterdiler.
Vakit kaybetmeden yola çıktık. YeÅŸilova’ya kadar 3 km lik bir yokuÅŸ bizi asfalta ısındıracaktı. Bizi pek etkilemedi doÄŸrusunu söylemek gerekirse. Çünkü Å?okçular bugün hazırdı, idmanlıydı ve neÅŸeliydi. Gezi heyecanımızdan bir ÅŸey kaybetmeden devam ediyordu ve dönüş yolculuÄŸu çok eÄŸlenceli olacaktı. Çok yorulmadan güzel manzaralı kilometreler arkamızda kalacaktı ve arkadaÅŸlarımıza anlatacağımız bir ton güzel anı toplayacaktık bu uçsuz bucaksız topraklarda.
[ Bir yazı Doğruyu Bulmalısın ]
Uyanmamış YeÅŸilova’nın içinden hızla geçiyoruz ve iyi bir mekandan sularımızı tazeliyoruz. Önümüzde yol uzanıyor ve daha hava soÄŸuk. Üzerimizde T-shirtlerin korumalığını üstlenen sweet shirt ve eÅŸofmanlar var. YeÅŸilova’dan çıkıp bir sürü köyün bulunduÄŸu yola giriyoruz. Az bir zaman sonra Salda’ ya gelirken dikkat çektiÄŸimiz çatala geliyoruz. Farklılık olsun diye ve birkaç kiÅŸiden daha az iniÅŸli diye duyduÄŸumuz yoldan devam ediyoruz. Hacılar’ a çıkacağız bu yoldan. Ama yine de kimse tam olarak nereden gideceÄŸimizi bilmiyor. Tabelalardan baÅŸka yardımcımız yok bu konuda. Yola koyuluyoruz.
Önümüzde gerçekten de pek engebeli olmayan yani bisikletler için oldukça avantajlı bir yol var. Hızla yol alıyoruz. GüneÅŸin bize verdiÄŸi zamanı iyi kullanmak istediÄŸimizden her ÅŸartın ilerlemeye uygun olduÄŸu ÅŸu sabah anlarında hızımızı düşürmemeye gayret ediyoruz. Uzun bir süre su bulamadıktan sonra ilk kaynakta baya oyalanıyoruz. Ufak köylerin yanından geçiyoruz. Yol güzel. Sabahçı, tarlaya gitmekte olan köylülere selam veriyoruz. Trafik, traktörlerin sıralanmasından ibaret bazı yerlerde. Pek de sıra dışı olmayan ama zevkli mesafelerden sonra bir havlama sesiyle alarma geçiyor Å?okçular.
Arkamızdan bizi takip eden kahverengi ÅŸeyin büyüklüğü sesinden anlaşılmasına karşın grup üyeleri tedirgin olmamak için bakıyorlar. Ufak bir köpek olanca hızıyla bize kafa tutarcasına havlayarak peÅŸimizden geliyor. Önce yola devam etmekten baÅŸka bir seçenek görmüyoruz. Köpek ısrarlı bir ÅŸekilde bizi takip ediyor. KoÅŸarken harcadığı enerji yetmiyormuÅŸ gibi bir de havlayarak yoruluyor. Bisikletler 2×6 viteste normal hızın biraz üzerinde seyrediyor. YokuÅŸ aÅŸağı inerken arayı açıyoruz ama düz yolda farkı kapatıyor köpekçik. Hatta bazen yetiÅŸtiÄŸi bisikletin önüne geçmeye kalkıyor. Artık dayanamıyoruz ve duruyoruz. Köpek heyecanla havlamaya devam ediyor, oynamak istercesine etrafımızda koÅŸturup duruyor. Susamış olabilir diye düşünüyoruz.
* * * Woofer
Woofer asfaltın üzerine yeni doldurduÄŸumuz sudan döküyor. Köpek önce iÅŸtahla suyu yalamaya çalışıyor. Su verecek kabımız olmadığı için asfaltın içindeki mucurlardan oluÅŸmuÅŸ ufak havuzcuklarla yetinmek zorunda kalıyoruz. Herkes suyundan biraz fedakarlık edip ufak bir gölet oluÅŸturuyor. Ama köpekçik pek ilgilenmiyor, sanki tüm derdi oynamakmış gibi etrafımızda koÅŸuyor, ayaklarımıza dolanıyor, heyecanla yüzümüze bakıyor. Biraz kraker veriyoruz. Birkaç tanesini yiyor ama gerisine dokunmuyor. Å?u anda bir nohut tarlasının kenarında olduÄŸumuzdan ve köpekçiÄŸin kendisi de ufak olduÄŸundan ona “Nohut” adını veriyoruz. Yola devam ediyoruz. Bizi bırakmasını ümit ettiÄŸimiz küçük hayvan bağırarak hala peÅŸimizden geliyor. Å?okçuların kaybedecek zamanı olmadığı için Nohut’ la fazla oynayamıyoruz. Ama onun için aynı ÅŸeyleri söyleyemeyeceÄŸim. PeÅŸimizden devamlı koÅŸuyor. Hızımızın yüksekliÄŸine aldırmadan koÅŸar adım geliyor. Ara bazen açılıyor bazen kapanıyor. Gölgede bir sulama havuzu iliÅŸiyor gözümüze. Hemen duruyoruz bu ufak havuzdan su içmesini bekliyoruz Nohut’ un. Önce her zaman yaptığını yapıyor, bizimle oynamaya çalışıyor ama zor da olsa ona suyun yerini gösteriyoruz. Kana kana suyunu içiyor Nohut. Gülümseyerek izliyoruz. Sonra çantalarımızda kalan, köpekçiÄŸin yiyebileceÄŸi ÅŸeyleri çıkarıyoruz. Biraz kendimiz atıştırıyoruz, biraz ona veriyoruz.
Krakerlerden bizim oyun amaçlı attıklarımızı yiyor ama önüne sakince koyduklarımızı yemiyor. Kafasını karıştırıp diÄŸerlerini de yedirme yarışına giriyor Å?okçular. Bir krakerle üç kraker yedirttim gibi artistik laflar dolaşıyor ortalıkta. GüneÅŸ görünmeye baÅŸladığından gitme zamanımızın geldiÄŸini anlıyoruz. Nohut’un ufak bir mantık kırıntısıyla burada suyun yanında kalması gerektiÄŸini söylüyoruz ama anlamıyor. Bazılarımız üzerini deÄŸiÅŸtiriyor ve yolun tekrar gözlerimizin önünde uzandığını fark ediyoruz.
Bölüm 4
SHOCK POSITION
Nohut peÅŸimizde yola devam ediyoruz. Sabah sabah 4 bisikletli, çantalı, turist kılıklı genç ve peÅŸlerinde havlayan ufak bir köpek; tarlada çalışan köylülerin meraklı bakışları arasında ilerliyor. Gezimize renk katan Nohut’a içimiz ısınıyor ama aynı zamanda onun yaya bizim bisikletli olmamız bizi biraz rahatsız ediyordu. PeÅŸimizden, aramızdan kimsenin bilmediÄŸi bir meçhule doÄŸru ilerlerken, belki hiç düşünmüyor bunları küçük Nohut.
Peşimizden koşan köpekçiğe hiç belli etmesek de grup üyeleri olarak biz ona çok acıyorduk. Yolun geneli yokuş aşağı yani inişlerle dolu olduğu için Nohut mesafeyi korumakta güçlük çekiyor ve ara fazlasıyla açılıyordu. Hiç kesmediği havlamasıyla peşimizden koşması bizi rahatsız ediyordu. Hayvancağız belli ki oldukça yoruluyordu.
Önümüzde, uzakta bir köy görünüyordu. Nohut’u hiç istemesek de buraya bırakıp gitmeye karar vermiÅŸtik. Çünkü bizim peÅŸimizden gelirken nerede kesileceÄŸini ve duracağını bilemezdik , tempomuza ayak uydurması imkansızdı. Yaklaşık 10 km dir peÅŸimizde havlamasına raÄŸmen önümüzde Burdur’a 30-35 km den fazla yol vardı. Açlık ve susuzluktan biraz olsun emin olabileceÄŸi bu ilk köyde bırakmaya kararlıydık Nohut’u. Sıcak çok fazlaydı biz de yorulmuÅŸtuk uzun bir yokuÅŸ aÅŸağı tamamladıktan sonra önümüzde köy görünüyordu açıkça.
* * * Köy Camisi ve Nohut (ortada, görünmüyor)
* * * BLaDe ve Woofer
Yalnız bir eksik vardı: Nohut! Uzun bir süredir hep sesini duyduÄŸumuz sevimli köpek neredeydi, onu burada bırakacağımızı anlamış mıydı yoksa çok mu hızlı gelmiÅŸtik, izimizi mi kaybetmiÅŸti. Tepenin üzerinde durduk. NoLimit ve Chamur önde Nohut’u aramaya baÅŸladık gözlerimizle. Bizim yolumuzu kaybedip de baÅŸka bir yola saptığını gördük. Köye çok yakındık bu mesafeden köyü bulabilirdi ve belki yeni sahibi ona iyi davranırdı ama yine de Nohut’u burada bırakmadık. Bağırarak bizi görmesini saÄŸladık ve koÅŸar adım bize geldiÄŸini görünce sevindik yalnız biz birbirimize bakıp gülerken bize baya yaklaÅŸmıştı. Onu burada bırakmamız gerektiÄŸini hatırladık , hemen bisikletlere atladık ve son pedal aÅŸağı bıraktık bisikletleri. Çok hızlıydık, bize yetiÅŸmesi mümkün deÄŸildi, biraz hüzün, biraz sevinçle indik aÅŸağı.
* * * Su doldururken
Köyün içinden uzun ve hızlı bir iniÅŸten sonra köy camisinde durmaya karar verdik. Asfaltta siyah izlerimizi bırakarak durduk. Tuvalet, su, dinlenme ihtiyaçlarından sonra tam gidecekken ,ne olsa beÄŸenirsiniz, Nohut tin tin geliyor. Gözlerimize inanamadık Å?okçular olarak. Bu gezide bir kez daha ÅŸoke oluyorduk. Hayvancağız bu sefer çok fazla yorulmuÅŸ, nefes nefeseydi. Hala gözlerimize bakıp ayaklarımıza dolanıyordu. Woofer ve NoLimit su vermek için bir kap buldular ve Nohut kana kana suyunu içti. Biz onun burada kalmasının onun için en iyisi olduÄŸunu biliyorduk ama bunun ona anlatmamız mümkün deÄŸildi. Suyunu içtikten sonra bir köşeye elimizde kalan son yiyecek ve krakerlerden koyduk ve sessizce hepimiz bisikletlere atladık. Son gaz inecektik. Aksilik 2-3 traktör beyinsizce trafiÄŸi kapatmıştı hızla aralarından geçtik , arkamıza baktığımızda Nohut’un yine peÅŸimizde olduÄŸunu gördük. Ama bu sefer ayrılık kaçınılmazdı. Önümüzde birkaç kilometrelik çok uzun ve çok hızlı bir iniÅŸ vardı. Rüzgar sesi Nohut’un uzakta kalan sesini bastırıyordu ve biz üzülüyorduk gerçekten ama bir yandan da içimiz rahattı. Bizimle gelmesini istemek bencillik olurdu grup için, çünkü bizi yaÅŸam sevinciyle mutlu etmesi karşılığında onu ıssız bir ovada hareketsiz yatarken bırakmak zorunda kalabilirdik. Sevimli yaratığın beynimin içinde yankılanan çığlıklarını bastırabilir ümidiyle walkman in sesini açtım. Ama yapamıyordum.
* * * Su doldururken
Bir süre gezinin en mükemmel, en güzel, en hızlı yollarından bu düşüncelerle geçtiÄŸimiz için tadını çıkaramadık ortamın. Çok garip bir geziydi bu… Yorgunluk baÅŸarıyla, sevinç üzüntüyle, hız sakinlikle, dikkat dalgınlıkla bir aradaydı. Kafamız karışıktı genelde ama zihnimizin boÅŸalması için çok uÄŸraÅŸmamız gerekmiyordu. Genç ruhlarımız bize gideceÄŸimiz yönü gösteriyor, biz de tamam diyorduk. YenilmiÅŸtik aslında bir iradesizlik hissediyorduk kendimizde. YenilmiÅŸtik, gruba yenilmiÅŸtik. Bundan mutsuz deÄŸildik belki hoÅŸumuza bile gidiyordu.
[ Bir yazı Manzara 2 ]
Hayatımızın kontrolünü bir an için bırakmak güzeldi. Sanki rahatlamıştık. Her gün verdiÄŸimiz gibi binlerce gereksiz ve sinir bozucu kararlar veriyorduk kendimizce. Rahattık, boÅŸluktaydık, grupça sevinip, grupça üzülüyorduk. Bu, 4 bisikletin arka arkaya gitmesinden bambaÅŸka bir ÅŸeydi, bir yaÅŸam tarzıydı. Kendimizi hayatın sırrına ermiÅŸ bilgeler gibi hissettiÄŸimiz anlar oluyordu. Her güzel ÅŸey gibi bu gezi de kısa sürüyordu ve biz bunun deÄŸerini biliyorduk. Elimizden kaçmadan önce yaşıyorduk “o an” ı doyasıya. Etrafımızdaki her ÅŸeyin bizim için tasarlanmış olduÄŸu ortadaydı. Çünkü istediÄŸin zaman her ÅŸeyden bir ders çıkarabiliyordun, onunla üzülüp, onunla sevinebiliyordun. Etrafımızdaki bitkiler, daÄŸlar, taÅŸlar, güller tüm canlı cansız -her ÅŸey- bizimle uyum içindeydi. Bu evrensel ahengi yakalıyorduk bu gezi. Bundan da çok mutlu olduÄŸumuz kesindi.
* * * NoLimit
MuhteÅŸem yeÅŸil dev aÄŸaçların ve tahtadan çok estetik bir oturağın dibinde akan çeÅŸmenin yanından son hız geçerken elimiz frene deÄŸmiyor bile. Nohut bize hala yetiÅŸebilirdi. O zaman iÅŸler daha da zorlaşırdı. Sağımızda aÄŸaçların arasından zaman zaman gördüğümüz kadarıyla Yarışlı Gölü parlıyordu. GüneÅŸ, aÄŸaçlar, göl ve daÄŸlar inanılmaz bir denge ile göz merceÄŸimizden içeri giren ışınlardan öte bize ilham veriyordu. Yine aÄŸaçlarla kaplı ufak bir köye geldik. Yarışlı Köyü’ne yavaşça girdik. Kenarda ufak bir çeÅŸmeden sularımızı doldurduk. FotoÄŸraf çektik. NoLimit ile Woofer geçici olarak bisikletleri deÄŸiÅŸtirdiler. 2-3 dakika sonra NoLimit ön-amortisörün farkından büyülenmiÅŸti. Yine bir gölgede durduk, daha yeni mola verdiÄŸimiz halde. Gölün güzelliÄŸini bir fotoÄŸraf karesine ne kadar sığdırabildiysek o kadar sığdırmaya çalıştık. Yola devam ettik. Önümüzdeki ovanın üzerinden dümdüz ilerleyen siyah yola takılı kaldı gözlerimiz. Karşıda daÄŸlar uzakta olduÄŸundan gökyüzünün maviliÄŸi üzerlerine sinmiÅŸ gibi görünüyordu. Sağımızda, gölün arkasında, Salda’ya giderken çıktığımız yokuÅŸlar görünüyordu. Eskiyi hatırladık biraz, yol çizgileri arkamıza geçmeye devam ediyordu.
* * * BLaDe
* * * Chamur
* * * Woofer
Çok az eÄŸimli ve virajlı yolun sonunda bir nokta gibi Hacılar Köyü görünüyordu ama ondan önce Düğer Köyü’nün içinden geçecektik: Yol gerçekten uzundu ama yokuÅŸ olmadığı için ve Å?okçular formda olduÄŸu için normalin üzerinde bir tempoyla yol alıyorduk. Hafif bir rüzgar elinden geldiÄŸince bizi serinletmek istiyordu. Bu hız ve rüzgar vücut sıcaklığımızın artmasına izin vermediÄŸinden fazla suya ihtiyaç duymuyorduk, hiç mola vermeden kimi müzik dinleyerek, kimi sadece rüzgarı, düşüncelerle ilerliyorduk, Å?okçular; yani biz. Etrafta ne bir çeÅŸme ne de bir gölge vardı ama kimse umursamıyordu, çünkü hem yorulmamıştık hem de yol almak için ÅŸartlar güneÅŸ dışında iyiydi. Tek sorun bel aÄŸrısıydı. Ağır çantalar, içinde bir sürü pense, tornavida, anahtar gibi tamir aletleri, battaniye gibi hacim ve kütlesi fazla olan eÅŸyalar ve giysilerimiz bulunuyordu. Bu ÅŸekilde uzun bir müddet yola devam ettik. Ufak bir çeÅŸmeden suları tazeledik ve birkaç kilometreden sonra Düğer Köyü’ndeydik. Cadde üzerindeki onlarca köylünün inceleyici ve garipseyici bakışları arasından vurulmadan geçtik. İleride tenha bir yerde gölgede durduk. Su içtik, üzerimizdeki fazlalıkları çıkardık. Genel bir kontrol yaptık ve fazla oyalandığımızı düşünerek yola devam ettik.
Son derece bozuk köy yolundan ilerledik ve az bir zaman dilimi içinde köyden çıkmıştık. Artık önümüzde Hacılar vardı. Yolumuz hafif yokuş olmuştu, tempomuz biraz düşecekti ama olsun. Böylece heyecansız ama emin metreler geride kaldı. Geniş ovada tek başına gibiydik bazen.
* * * Yarışlı
Hacılar Köyü çok yakındı. GidiÅŸ doÄŸrultumuza dik bir hizada duran daÄŸların dibinden geçen ana yol görünüyordu. SaÄŸ tarafta Karaçal’a doÄŸru giden yol, aÅŸağıda aÄŸaçlardan, tarlalardan oluÅŸan ve mavimsi daÄŸlara kadar ulaÅŸan bir uyum gözlerimizi büyülüyordu. Å?apkaların altında dışarıdaki sıcaklığın gerçekten de fazla olduÄŸu belli oluyordu. Vücutlarımız bu farkı dengelemek için çok daha fazla terliyordu ve biz de suya daha çok ihtiyaç duyuyorduk. Yüzümüze yumuÅŸakça dokunan rüzgar hızımızı bildiriyordu bize. Hacılar Köyü’ne dahil evler baÅŸladı ve biz kerpiçten yahut yeni betonarme evlerin arasından bozuk, dar köy yolundan ilerliyorduk. Köy ahalisinin toplandığı kahvenin yanından geçerken garipsendik yine. Tam anayola çıkarken soldaki buz gibi sudan depoları doldurduk. Solucan Takibi’nde bıraktığımız kadar soÄŸuktu. Bir senede hiç deÄŸiÅŸmemiÅŸti su, belki biz de deÄŸiÅŸmemiÅŸtik, bilemiyorum ama sanki tek deÄŸiÅŸen ÅŸey zamanmış gibi geliyor insana. Ana yola trafiÄŸi kontrol ettikten sonra temkinli ve seri bir ÅŸekilde çıktık.
Karşımızda nöbet tutarken bizi izleyen jandarmaya başımla selam veriyorum. Tempoyu oturtuyoruz hemen düz ve asfalt yolda, hızımız artıyor. Sağımızdaki büyük üzüm baÄŸlarının görüş alanımızdan kayıp geçiÅŸini izliyoruz. Sanki bir bilgisayar oyunundaymış gibi aynı hepside. İlerliyoruz. Banketten gitmek yerine yavaÅŸ yavaÅŸ birinci ÅŸeridi iÅŸgal eden traktörü geçerken ufak bir trafik problemi yaşıyoruz. Yassıgüme Köyü’nden de çıktıktan sonra devam ediyoruz. Yola alıştık ne de olsa. Belimiz bizi rahatsız etmeye devam ediyor her ÅŸeyden fazla. GüneÅŸ, yorgunluk, susuzluk, yolun pürüzü ve yokuÅŸları…
* * * BLaDe ve Woofer
Yolun saÄŸ tarafından ilerlerken 2 gün önce bıraktığımız izlerin hala silinmediÄŸini farkettik bankette. Yüzümüzde gülümsemeler belirdi. İzlerimiz kaybolmadan geri dönüyorduk ait olduÄŸumuz yere. Köy sınırlarından çıktık ve sola doÄŸru Avrupa standartlarında içe doÄŸru eÄŸimli virajı rahatça aldık. Virajın bitiÅŸinde bir gölgeye sığınıyoruz. Burdur’a oldukça yaklaÅŸtık. Burdur Gölü karşımızda görünüyor. Gölgede oldukça yorulduÄŸumuzu anlıyoruz ve zaman kaybetmeden bisikletleri eÄŸime bırakıyoruz.
* * * Salda
Ben grubu iÅŸte geldik bundan sonra yokuÅŸ yok diye gaza getirirken bir yeri unutmuÅŸtum. YoÄŸun bir trafikle beraber hızlıca bir süre yol aldıktan sonra karşımızda yükselen yokuÅŸa : Bu ne ya? dedik Å?okçular olarak. Ben ufak bir noktayı unuttuÄŸumu anladım tabi çok dik yokuÅŸu ve baÅŸlangıcındaki köprüyü görünce. Biraz pedallara yüklendik bisikletler biraz hızını alsın diye ama ufak bir rüzgar bile hızımızı sınırladığından çok da fazla bir iÅŸe yaramadı bu. YavaÅŸ yavaÅŸ vitesleri düşürerek 1. vitese kadar indi bisikletler. Neredeyse durma hızında gidiyorduk. Hızımızla gelmemiz biraz iÅŸe yaramıştı. Çok zorlanmadan tepeyi aÅŸtık ve tekrar gideceÄŸimiz yeri ufukta gördük. Artık yokuÅŸ aÅŸağıydı uzun bir süre bisikletlere dokunmadan bizi kilometrelerce götürecekti. Ancak ondan sonra da yine kilometrelerce uzunluktaki son yokuÅŸ baÅŸlayacaktı.
[ Rüzgar 2 Bir yazı ]
* * * Memoli ve NoLimit
Burdur’a girdiÄŸimizi belirten yokuÅŸ. Petrol istasyonlarının yanında son hız arabalarla yarışırcasına geçtik. Yeni dökülmüş asfalt daha yapışmamış, mucur üzerine bu hızla gitmek çok tehlikeliydi ama kimsenin fren yapası gelmiyordu. GeniÅŸ ve mucurlu yolda yolculuk uzun sürmedi. Burdur Gölü’ne çok yaklaÅŸtık ve göl harikaydı. FotoÄŸraf çekmek için yolun soluna geçtik ufak bir patikadan downhill’ imsi bir iniÅŸ yaptık.
* * * Burdur Gölü ve Å?okçular
* * * Woofer
Orada piknik yapmakta olan yaÅŸlı bir çift vardı. Onlardan rica ettik bizim bi fotoÄŸrafımızı çektiler. Biraz onlarla sohbet ettikten sonra bir an önce eve ulaÅŸma isteÄŸi dinlenme isteÄŸine baskın çıktı ve bizde bisikletlerin tekerlerini topraktan sert zemine çıkardık. YokuÅŸ yukarı çıkıyorduk, o yüzden bir limit hızı geçemiyorduk, zaten enerjimiz de azalmıştı. Olimpik (!) yüzme havuzu, polis evi, piknik alanı derken karşımızda Burkent sitesi göründü. Beyaz beyaz sıralanmış apartmanlar Burdur’un iÅŸaretçileriydi. Bu bizi biraz rahatlatmış olacak ki geniÅŸ gölgede mola verdik. Hemen kendimizi yere attık ve uzanarak yoldan gelene geçene baktık. Baya uzun bir müddet burada oyalandıktan sonra ben bisiklet zincir tamir aletini NoLimit’e vereyim dedim. Atalay -bizim resmi parçacımız- ‘dan ödünç almıştık aleti. Çantaya şöyle bir baktım, bulamadım. Sonra kendi çantamı ve kardeÅŸiminkini didik didik aradım. İnanılmaz bir ÅŸekilde bulamadım. Sanırım unutup bırakmışım o hayati aleti evde. Yani o kadar yolu zincir garantimiz olmadan kat etmiÅŸtik. Üstelik benim bisiklette bir ara zincir problemi meydana gelmiÅŸti ve halledinceye kadar canımız çıkmıştı. Dağın başında bisikletlerin tekeri patlasa ki patladı yapabilecektik, direksiyon yerinden çıksa onu bile yapabilecektik ama zincir kopsa öylece baka kalacaktık yada tornavida penseyle dakikalarca uÄŸraÅŸacaktık. Büyük bir ÅŸans eseri evde unuttuÄŸum zincir tamir aletine hiç ihtiyacımız olmamıştı.
* * * BLaDe ve Woofer
* * * Memoli (ters?!)
Uzun molayı sonunda bitirip, şehre doğru yola çıktık. Yavaş tempoda, zorlayıcı yokuşlara ne kadar alışsak da ilerlemeye çalışıyorduk. Yerler daha tanıdık geliyordu, evde olduğumuzu daha çok hissediyorduk. Güneş halen tepemizde parlıyordu, güneş gözlüklerinin ardından şehrin önümüzde ortaya çıkışını izliyorduk.
* * * NoLimit
Bir gezi daha bitmiÅŸti. Kendimize göre oldukça eÄŸitici, öğretici, eÄŸlenceli, maceralı, heyecanlı, unutulmaz bir ÅŸeydi. Hayatımızdaki en karizmatik yaÅŸta (1 böylesine güzel bir anı bırakmak benle NoLimit’i çok mutlu ediyordu. Bu gezide de başımıza gelmedik kalmamıştı; teker patlaması, zincir problemi, beklenmedik dimdik yokuÅŸlar, bitmeyen rampalar, susuzluk, aşırı sıcak, gölgesizlik yani bizde fazlasıyla bulunan maceracı ruhtan mahrum olanların ahmakça rezillikler diye tanımlayacağı binlerce ÅŸey. Ama biz kesinlikle çok eÄŸlenmiÅŸtik ve hafızamızda hiç unutulmayacak hoÅŸ ÅŸeyler yerleÅŸtirmiÅŸtik. ArkadaÅŸlığın önemini daha iyi anlamıştık, yardım etmeyi ve paylaÅŸmayı… Hayatın sıradanlığından birazcık da olsa kurtulmak bizi rahatlatmıştı, hepimizi yani Å?okçuları.
[ Zıtlıkların Dostluğu Bir yazı ]
Her gezimin bitiminde olduÄŸu gibi ÅŸu anda da sevinçle üzüntü bir aradaydı. Bir geziyi baÅŸarıyla tamamlamanın sevinci ama artık bitmiÅŸ olmasının üzüntüsü, kilometreleri geride bırakırken güzel anıları beraberinde getirmenin sevinci, “o an” ların geride kalmış olmasının ve bir daha o halleriyle hiç yaÅŸanmayacaklarının üzüntüsü. Ama gerçekten iyiydi bu gezi. Hepimizin hayat çizgisinde hep büyük bir çentik olarak kalacaktı ve bu sene geçirdiÄŸimiz en özel 3 gün olacaktı. Yorgunduk ama mutluyduk, terliydik ama saÄŸlıklıydık, hala yoldaydık ama vardığımızı biliyorduk, ilerliyorduk ama geçmiÅŸi unutmuyorduk, unutmayacaktık. Sol tarafımızda tanıdık bir mavilik takip ediyordu bizi: Burdur Gölü. Bize gezimizin başında destek olan, bizi gaza getiren ve ÅŸimdi bize hoÅŸ geldin diyen büyük su kütlesi. Her ÅŸeye farklı bir gözle bakıyorduk bundan böyle, hayata bakış açımız deÄŸiÅŸmiÅŸti. İnsanlara, hayvanlara, bitkilere hatta cansız nesnelere bile eskiden olduÄŸu gibi yaklaÅŸmıyorduk.
* * * Chamur
Hayat buydu belki de yaşamın sırrı da buydu. Sevdiğin insanlarla, sevdiğin yerlerde, sevdiğin işleri yapmak. Sevmek ve sevilmek. Mutlu olmak ve mutlu etmek. Umutlandırmak yaşamı.
Sevinmek, hayatla sevinmek. Buydu işte aslında yaptığımız, bu kadar basitti, bundan ibaretti. Ama kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyordu. Aslına bakarsanız gerisi pek de umurumuzda değildi.
Burak Bakay
2002 Yazı
Bitiriş Tarihi : 15 Eylül
Köşedeki tüm yazılar :



















