Karanlık

Kasım 27th, 2005

Karanlık… Simsiyah… Hiçbirşey görmüyorsunuz, hiçbirşey duymuyorsunuz, hiçbirşey hissetmiyorsunuz, hiçbirşey düşünmüyorsunuz. Derken bir anlık çok parlak bir beyazlık… Tekrar karanlığa gömülüyorsunuz. Hiçbirşey yok, hatta siyah bile yok. Bomboş, anlamsız bir karanlık.

O, ummadığınız inanılmaz beyaz parlaklık… ve boğulurcasına nefes alıp gözlerinizi açıyorsunuz.

- Gözünü açtı!

İlk başta birbirine girmiş renk ve şekiller… Halen birşey hissetmiyorsunuz.

- Kalbi tekrar atmaya başladı!

Size bakan yeşil maskeli birkaç insan var. Üzerinizde bir örtü, heryer kırmızı ve soğuk…

- Elektroşokun etkisinden kurtuluyor!

Üşüyorsunuz sanki ama emin değilsiniz. Kıpırdayamıyorsunuz. Etrafınızdaki şekiller devamlı hareket ediyor. Sizi rahatsız eden çok güçlü lambalar var tam tepenizde.

- Durum ne?
- Hızla çarpan araba kaburgalarını parçalamış.
- Omurilikte zedelenme var mı?
- Şans eseri yok, fakat iç kanaması ağır.

Mideniz bulanıyor, buradan çıkmak istiyorsunuz ama hareket edemiyorsunuz. Gözbebeğinizi kısık kaşlarınızın ardından hareket ettirerek ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorsunuz. Aklınıza hiçbirşey gelmiyor, niye burada olduğunuzu bilmiyorsunuz.

- Çok kan kaybediyor!

Daha da çok üşüdüğünüzü hissetmeye başlıyorsunuz. Birşey söyleyebilecek gücü toparladığınızı sanıyorsunuz ama dudaklarınız açılmıyor bile.

- Kalp atışları zayıflıyor! Hasta tekrar bilincini kaybediyor!

Göz kapaklarınız ağırlaşıyor ama artık üşümüyorsunuz. Etrafınızdaki şekiller ve renkler yine birbirine giriyor. Kulağınızda hafif bir uğultu var, ne olduğunu kestirmek çok zor. Sanki hafiflediğinizi hissediyorsunuz, anlamadığınız bir rahatlık hissi kaplıyor sizi.

- E…

Tekrar karanlıktasınız. Hiçbirşey hissetmiyorsunuz çünkü acı çekmediğinizin farkındasınız. Hiçbirşeyden başka birşey hakkında düşünemiyorsunuz. O, bir anlık parlaklık sizi çağırıyor ama bu sefer çok çabuk sönüyor. Uzun bir süre siyah dünyanızda duruyorsunuz. Yapabileceğiniz hiçbirşey yok. Ne nefes alabiliyorsunuz ne de etrafınıza bakabiliyorsunuz. Sadece karanlık…

Derken çok hafif bir beyazlık beliriyor, nokta halinde, uzaklarda. Gitgide büyüyor ve yaklaşıyor. Bilmediğiniz bir yere ilerlediğinizin yada o yerin size geldiğini anlıyorsunuz. Aydınlığın dışardan mı, içerden mi “yaklaştığını” ayırt etmek güç. Nokta ile aranızdaki mesafe azaldıkça o büyüyor, siz ise küçülüyorsunuz. Daha önce hiç tatmadığınız çok garip ve değişik duygular hissediyorsunuz. Bu duyguları iyi yada kötü olarak tanımlayamıyorsunuz.

Ve o nokta karanlıkla siz dahil herşeyi kaplayıncaya kadar genişliyor. İçinizden bir ses şöyle diyor:

“Bu ana kadar inandığın gerçekliğe hoşgeldin!”

ve beyaz noktaya gülümsüyorsunuz…

- blade
30aralık2002pazartesi23:19

Köşedeki tüm yazılar :

02 | genel, 09 | toz ve çamur


Köşeler

En Son Yazılar