Karagöl – Beypazarı Gezisi
Mayıs 29th, 2006
Ankara’ dan İstanbul otobanına girmeden E5 üzerinden Kızılcahamam’ a kadar devam ettik, Kızılcahamam’ dan 5 km sonra Çerkeş ayrımından sağa, 25-30 km sonra bir şeyler, envai çeşit köyler vardı, oradan sora sora bağdatı bulduk, hakeza siz de bulursunuz. Bir köyün içinden geçtik, yol hafif bozulmaya başlamıştı, daha sonra en son bir köye geldik (yol tarifinin böylesi), orada yolu düzgün tarif eden olmadığı için boş yere bozuk yoldan bi 10 km çok yavaş bişekilde arabanın altı sürterek dolanmak zorunda kaldık.
Sağolsun ufak bir çocuk yardımcı oldu, geriye döndük. İşte oradaki kangal köpekleri saldırdı, aksiyon oldu arada. Gayet bozuk traktör yolundan pek devam edemeyip son yarım kilometreyi yürüyerek bitirdik. Şimdi birkaç noktaya değinmek gerek: Karagöl hakikaten kara, etrafında bir bataklık tarzı çeper var. Kurbağa sesleri hakeza etrafa hakim. Çok güzel patikalar var, dağ bisikleti antrenmanı için kısa ama keyifli parkurlar. Akmayan bir çeşme ve girişte komik uyarıların olduğu bir levha var. Etrafta gezen inekler (2 yada 4 ayaklı), fareler görmek mümkün.

Orada fotoğraf çekip, çiçeklerin böceklerin arasında pastoral bir şekilde gezdikten etrafı keşfettikten sonra hafif selam veren yağmurdan kaçarayak geri dönüşe başlıyoruz. Etrafında tur atmak Abant’ ta atmak kadar zor değil, siz de atabilirsiniz. Hakeza sonrasında nispeten daha bilinçli bir şekilde geri dönüyoruz. Gelirken sincap gördüğümüz yolları ve pastel olmayan, aksine gayet de canlı renkli tepelerin arasından kıvrılan yarı bozuk asfaltı takip ediyoruz. Kızılcahamam noktasına geri dönüp Ankara istikametine devam etmeden tam çıkıştan sağa Çeltikçi, Güdül tarafına sapıyoruz. Beypazarı’ na doğru yola çıkmış bulunmaktayız. Güzel bir doğa. Yollar gayet eğlenceli. Klasik Türkiye ilçe yolları. Virajlı siyah-gri asfalt bize keyifli bir yolculuk vadediyor.
Otoban girişini geçtikten sonra Çeltikçi sapağından girmeyip Güdül tarafına devam ediyoruz. İçerisinden ilerlediğimiz vadinin kenarları dikleşiyor, kartal yuvaları için biçilmiş kaftan olan dik kayalar bize eşlik etmeye başlıyor. Birkaç yükselti geçmemiz sonrasında Karagöl taraflarında bıraktığımız yeşillik nispeten azalıyor. Yerini yavaş yavaş killi toprağa ve daha bodur bitki örtüsüne bırakıyor. Bulutların ardından güneş gözükür gözükmez ise hemen bizi bir sıcaklık yakalıyor. 20-30 araçlık bir düğün konvoyuna takılıyoruz. Allah’tan fazla uzun sürmüyor ve köyün birine giriyorlar. Güdül’ün içerisinden geçerken Beypazarı evlerine benzer birkaç tane yapı dikkatimizi çekiyor. Merkezi güzel yapmışlar ancak çok kısıtlı bir alanda kalmış. Vaktimiz olmadığından devam ediyoruz. Güdül’den önce miydi sonra mıydı hatırlamıyorum şu anda ama, bir yerde kayalıkların üstünden birazcık su verip, yapay ve ufak bir şelalemsi girişimi olmuş. Kibar da bir düzenleme yapmışlar yol kenarına, memba suyundan içmek, çay üzerindeki köprüye bakmak ve soluklanmak için ideal. Yeşilcehödö şeklinde ismi olan bir belde. Yol üzerinde görmemeniz mümkünsüz.

Manzaralı ve eğlenceli bir yolculuktan sonra Beypazarı’na ulaşıyoruz. Burada ilk etapta pek dikkatimizi çeken bir şey olmuyor zira yalancı Beypazarı diye tabir edilen ilk görünüme aldanmamak gerekmiş. İçerilere doğru girince nispeten korunaklı bir mekanda süregelen kültürel, pastoral ve dahi solitoral bir yerleşkeyle karşılaşıyoruz. İnözü vadisine doğru şöyle bir girip çıkıyoruz ama açız, yemek yememiz lazım, acelemiz var, yetişmesi gereken yolcumuz da var. Dolayısıyla “Aaa, ne güzel kaya!” dedikten sonra U atıp merkeze geri dönüyoruz. Kibar bir köprüden geçip, süper eğlenceli dik ve dar bir sokaktan yukarı doğru çıkıyoruz. Taşıt olarak tabanwaya geçiyor, fotoğraf çekerayak oradaki vatandaşa “Nerede güzel yemek yenir?” sorusunu soruyoruz. Aldığımız cevap net, Halk Evi. Daha doğrusu bitişiğindeki mekan.
Neyse, oturuyoruz. Hemen tavsiye üzerine yöresel değişik bir çeşit yöntemlerle cancanlı birşekilde hazırlanan birşeyler söylüyoruz (işte ettir, şudur budur) Hakeza 25 dakika sonra hazır. Pilav üzeri et olayında son nokta. Meşhur yerel ekmeğiyle, meşhur ama yerel olmayan yayık ayranıyla beraber gayet verimli bir yemek oluyor. Yine yerel sarması da pek analiz edemesek de güzel geliyor. Demli çaylarımızı içip, öğrenci indirimli hesabımızı bahşişli ödeyip hemen yola çıkıyoruz. Ankara’ya dönüş yolunda ise bizi en azından başlangıçta eğlenceli yollar bekliyor.
Gezi notları olarak özet geçmek ve yorumlamak gerekirse; Karagöl gerçekten kara ama çok ufak. Yolu bozuk, altı alçak bir arabayla gidecekseniz sıkıntı çekebilirsiniz. Ama sırf o yollardan geçmek için bile gidilir. Yine Kızılcahamam – Beypazarı arasındaki yol da gayet manzaralı ve eğlenceli. Yerel halk her zamanki gibi yardımsever ama Karagöl tarifini dikkatli alın, özellikle toprak yol kısmını. İnsanlar derinden derine Karagöl’e artan ilgiden rahatsız olmuyor değiller, oraya gelip sıkıntı çıkaran kişiler oluyor sanırım, gölün hemen girişindeki trajikomik uyarı levhası da bunun bir ispatı. Beypazarı evleri ise “Ev abi işte!” deyip geçilse de ilginç evler. Halk evinde haftasonları eski Beypazarı’ndan kareler içeren fotoğraf sergisi var, “Abi, tiplere bak!” noktasında eğlenceli olabilir. Ancak Beypazarı’nı gezmek için 1-2 saatten daha fazlasına ihtiyaç olduğu kesin. Belki bir tam gün fazla gelebilir ama hakkını vermek için en azından 3-4 saatinizi harcamalısınız. Ankara’ da sıkılıp günübirlik geziler için ideal. Esenlikler dilerim.
Burak Bakay
Köşedeki tüm yazılar :



















