Hacı Bayram’a bir sabah…
Ekim 15th, 2006
Bu yazı sizce kısa bir tur yazısı olarak görünebilir. Ama benim üçüncü ve en zevkli uzun yolum, ve paylaşma - geride bir hatıra bırakma amacı ile yazıyorum.
Akşam saat 22.00 gibi Ulus’daki Hacı Bayram-ı Veli Hz. Camii’ne gitme kararını verdik bisikletlerimizle.
Saat 02.30a kadar iyice uykumuz geldi ama bisikletlerin uykudan eser bırakmayacağını bildiğimiz için hiç aldırış etmedik.
Meyvesuyu, su, patlak takımı yedek şambrel gibi hayati aksesuarları yanımıza alıp saat 02.30da doğu kampus 91. Yurttan ayrıldık.
Yurttan Bilkent Köprüsü’ne kadar olan kısımda hiç güç harcamadan yaklaşık 5 dakikada indik. Bu mesafe turumuzun 8-9 Km’lik bölümünü oluşturuyordu ve en kolay kısmıydı. Köprüye yaklaşırken Odtü ormanından gelen kuş sesleri büyüleyiciydi.
Yollar boş olduğu için en zevkli kısmıydı da denebilir. Bazen ışık olmayan bölümlerde zorluk çektiysek de, çok kısa bir zamanda Bilkent Köprüsü’ne ulaştık.
Yolların iyi olmasından ve son günlerde ikimizin de kondisyonunun yerinde olmasından olsa gerek, giderken ortalama 30-35 km/s, dönüşte ortalama 20 km/s hız yaptık.
Bilkent Köprüsü- Odtü arasındaki küçük yokuş, turumuzun ilk zorlayıcı sayılabilecek yeri idi. Fakat vitesimiz hep en üstteydi, ve hızımız sabitti.
Odtü’yü geçtikten sonraki ve Armada’ya inen yokuşlarda olabildiğince hızlı gitmek zorunda kaldık, çünkü kalıdırım veya bisiklet için uygun bir alan yoktu yolda, ve ne kadar yavaş gidersek geçen arabaların tacizine uğrama şansımız o kadar artıyordu. Yapabileceğimiz kadar hız yaptık bu bölgelerde.
Daha sonraki milli kütüphane - bakanlıklar arasındaki mesafeden ilerlerken, hızımızı biraz yavaşlatmış, nasıl olsa zorluk kalmadı diyerek keyif yapmaya başlamıştık. Bu sırada sağ tarafın askeriye olması ve gecenin 3′ü olması sebebiyle olsa gerek, düdükler çalınıp uyarıldık. İlginç geldi bize biraz, düzgün yolumuzda ilerliyoruz, ama demek ki böyle emir almışlar diye düşündük… Neyse,
Akay kavşağına girmeden sola döndük ve kızılay meydanına doğru yardırdık. Orada hızlı-yavaş kavramının bende değiştiğini fark ettim, yavaş gittiğimi düşünüyordum ama rüzgârsız bir havada hissettiğim rüzgârın bu kadar hazla olmaması gerekiyordu… 
Bisikletten hiç inmek istemiyordum ama, yoldan geçerken inmek zorunda olduğumuzu düşündük ve kızılay meydanını da geçip kaldırımdan Sıhhiye’ye indik.
Saatimize baktığımızda 25 dakika geçtiğini fark ettik. Bu bize göre çok kısa bir süre idi, onun verdiği gazla yolumuza devam ettik.
Hacı Bayram Hz Camii’nin nerede olduğunu tam olarak bilmediğimiz için yola direk olarak devam ettik.
Birden ortam şenlendi
Meğerse Anakara’nın en aptal bölgesine gelmişiz. Hayat kadınları, alkolsüz insan sayısının minimize olmuşluğu, hız yapan arabalar, salak gazino ve oteller vs. aklınıza gelebilecek nefs eğlendirici her türlü aktivitenin bulunduğu bir yerdi burası.
Biraz daha ilerledik ve yanlış yönde olduğumuzu anladık. Yolun karşısına geçip geri döndük. 2-3 dakikalık yol sonrası Hacı Bayram Hz Camiine giden yol olduğunu tahmin ettiğimiz bir yola girdik ve nihayetinde camiye ulaştık.
Bu cami aslında güzel bir bahaneydi bisiklet gezimiz için. Oturup meyveli yoğurtlarımızı yiyip açlığımızı bir parça kestik.
Yaklaşık 1 saat camide bulunduk. 1 saat sonra çıkıp dönüş yolculuğuna başladık. Karnımız açtı ve saat 6ya bile gelmemişti, açık yer arıyorduk.
Maltepeye doğru gittik ve o saatte açık olabilecek belki tek mekâna, işkembeciye oturduk. O kadar açtık ki, çorbaları büyük bir keyifle yudumladık.
Verdiğimiz molalardan sonra kasların ve vücudun iyice soğumasıyla birlikte yemek çıkışı yorgunluk hissi başgösterdi. Kasları açmamız gerekiyordu, yapmadık. Yola tandoğan üzerinden devam edip gazi hastanesinden konya yoluna çıktık. Bu sırada lisemi görüp hatıralarımı da canlandırdım.
Aşti’ye kadar olan kısımda yorgunluk hissi biraz daha arttı, eğim az da olsa sürekli çıkış ve yoğun trafik bizi yordu. Armada’yı geçtikten sonra, köy hizmetleri ‘ne çıkan yokuşu, araç girişine kapatmışlardı. İzin alıp bu bomboş olan yola gidik. Gezinin en keyifli bölümüydü, koca eskişehir yolunu ortalayıp konuşa konuşa devam ettik.
Sonra Bilkent Köprüsü ve Atatürk Hastanesi… Geldiğimiz yoldan gitmemiz ve o yokuşu çıkmamız çok zordu, biz de köprüyü geçtikten sonra sağa yardırıp Hastane yanından Real’in arkasına çıkmak üzere yola devam ettik.
Yprucu olacağını önceki akşamdan düşündüğüm, TSK rehabilitasyon merkezi yanındaki yokuştan zorlanarak çıktık. En yorucu bölüm ikimiz için de burasıydı.
Sonrasında Merkez Kampus’den girip MSSF yokuşu girişinde mola verdik. meyvesuyu ve suyu bitirip yaklaşık 10 dakikalık mola sonrası, çok zorlanacağımız MSSF yokuşundan çıkmaya başladık. En düşük hızda, yaklaşık 10-15 dakikada yokuşu çıktık. İkinci en keyifli bölge olarak MSSF- Doğu Kampus arasındaki toprak yoldan yardırdık.
Bu yolun sonundaki yurda çıkan küçük yokuş gözümüze everest gibi geldi. Sonunda orayı da çıkıp soğumaya başladık. Birimizin teri en dıştaki yeleğe kadar çıkmıştı; az değil iki saatten fazladır yoldaydık ve güneş de etkisini göstermeye başlamıştı.
Odaya çıktık ve aniden ve pekj düşünmeden karar verdiğimiz bu yolculuğun tatlı yorgunluğu ile birbirimize sorduk: “Biz ne yaptık yaw?”
Hemen duş alıp uyuduk. Tahmin edersiniz artık o uyku ne keyiflidir… 
erk, S.Y.
Köşedeki tüm yazılar :



















