Değişmeye Alışamamak
Haziran 5th, 2007
Bir çekik gözlü atasözü der ki ‘değişmeyen tek şey değişimdir’. İnsanın kendi bile her saniye deişmekte, hücreleri kendilerini yenilemekte, bir yandan bitmekte diğer yandan başklamaktadır. En büyüğünden ytıldızların bile doğuşu ve ölüşü vardır, her nmekadar buolayları gerçekleştikten sonra sonraları görebilsek bile. Halbuki insan, burnunun dibinde sürekli bu zinciri ve ikilemi yaşamaktadır, yaşamaktan başka şansı da yoktur.
Pek istenen bir durum değildir genelde insan da inadına değişmek istemez, can çıkar huy çıkmaz derler yada yedide neyse yetmişinde de o, hesabı. Ne kadar istemese de, ne kadar inat etse, direnmeye çalışsa da insan değişir. Bunun ne kadar görmejk ve kabul etmek istemi ise kişiye kalmıştır. İnsan farklılaşır, çünkü çevresi de farklılaaşır, etrafında olan değişikliğe de kayıtsız kalamaz birey. Değişimin oumlu algılandığı durumlar da olabilir olumsuz da. Esasında her değişim bu iki durumdan da parçalar barındır, olaya ne açıdan bakıldığı algıyı 180 derece döndürebileceğinden, bu değişime verilen tepkiyi de direk olarak etkiler.
Başlangıcı olan her şeyin bir sonu da vardır, zaman gibi, süreçler gibi. İnsan hayatuı isteğe bağlı olmadan her dakika her saniye ilerler ve bir şeyler biterken diğerleri ufukta görünür. Her gün doğuşu, batışı gibi kaçınılmazdır ve bu aslında çoğunlukla aynı şekilde öngörülebilir.
İnsan bu değişimlerde bizzat etki sahibi olabilecğei gibi, kişinin kontrolü dışında meydana gelen farklılıklar da hayat çizgisinde sapmalara neden olabilir. Kişi, hayatına ne akadar hakimse bu değişimlerden en olumlu şekilde etkilenmenin yolunu o derece bulabilir. Deişimler genelde acı verici olur, çünkü mevcut durumun daha iyi bir hale gelmesi genelde ‘gelişim’ gibi bir kelimeyle ifade edilmek istenebilir. Değişimler de faydalı bile olsa, değişim süreci boyunca belli bir sancı verebilir. Tıpkı bir tırtılın kelebek olurken geçirdiği eziyet ve sabır dolu aşamalar gibi. Değişimin esas amacını, sonucunu ve olumlu yönünü görmeden sadece bu sancı dönemlerinde yapılan yorumların ne derece isabetsiz olacağını söylemeye bile gerek yoktur.
Değişimler insan beyninde eşyaları boşaltılmış oda görüntüsü gibi ruhsuz bölümlerin açılmasına sebep olabilir. Soğuk duvarlarda sinevizyön gösterisi gibi yaşanmışlıklar kıpırdar. Baktığında eski hatıraların serap halinde göründüğü ama aslında boş bir mekandan öte değildir bu. Çünkü eskisi gitmiş, yerine yenisi gelmiştir. Bu ise değişim sonrası sancıdır, sürekli olması beklenemez ama süresi bireyin seçimlerine de bağlıdır.
İnsan bilmediği şeyden korkar. Eski olan alışılmıştır, bilindiktir, tanıdıktır. Ne kadar kötü olsa da bir parçasıdır artık insaının. Halbuki yeni, bilinmezdir, karanlıktır, şüphelidir, tünelin görünmeyen ucudur. Ne kadar iyi olsa da eskisi kadar güven vermez insana, en azından ilk etapta. İnsan eskiye hakimdir, en azından kafasında ama yeniyi daha görmemiştir, duymamoştır fark edememiştir bile. Sırf bu riski almamak için, sırf bu konforsuz durumu yaşamamak için insan değişime karşı olabilir, değişmek istemeyebilir. Bir sonraki saniyenin şu andaki kadar iyi olacağını kimse garanti edemez.
Bilmediği bir yere yalnız giderken otobüs camından etrafı izlediği gibi izler insan kendi hayatını kimi zaman. Uykulu gözler üzerien ışıklar yandığında, molada bile İnmek istemez otobüsten. Soğuktur dışarısı, sadece kafasını dayadığı camın soğukluğu bile yeter onu korkutmaya. Adımını atmak içinden gelmez. Yolculuğun bitmemesi bile umrunda değildir,yeterki yüzleşmek zorunda kalmasın hiçbir şeyle. Sonsuza kadar sürsün belki de, razıdıdr. Filmin sonunu, bitişini görmektense sürekli, durmadan izlemeyi bile göze alır. İnişin yada kalkışın heyecanlı sorumluluğunu yaşamaktansa, benzin bitinceye kadar otomatik pilota sadakat göstermeyi bir erdem sayar. Ama saatler, günler, seneler sonra bile olsa otobüsler durur. “son durak” sesi duyulur. İştahsız hareketler, titrek adımlarla ilerler insan. Gözlerinin bulanıklığı geçtiğinde ve tekrar etrafı açık seçik görebildiğinde der ki “o kadar da kötü değilmiş” demiştik ya insan bilmediğinden korkar, bildiği anda o korkusunu da bilecektir ve sönecektir ilk gün ışığıyla tüm rahatsızlık. Camın soğukluğu da kalmamıştır artık, bitmemesi istenen yolculuk da. Bir yerler boşalırken diğerleri dolmaya başlar. Unutturur bazen öncekini, kendini kaptırır bile insan. Neden der kendine, neden bu kadar abartı? Evet, belki sancılı olabilir bilinmeyene yolculuk yada mümkün olmaya bilir hiç değişlmeye alışamamak. Olsun varsın, böyle de güzel, böyle bile güzel.
Köşedeki tüm yazılar :



















