Büyürken

June 8th, 2009

biz küçükken, çok küçükken, aslında o kadar da küçük değilken, işte ilkokula giderken “hatıra defteri” ve “anket defteri” gibi iki ayrı kavram vardı hayatımızda. sınıf arkadaşlarımıza, site arkadaşlarımıza, akrabalarımıza doldurturduk sayfalarını. hatıra derterini yazarken çok zorlanırdım da:

“sevgili x
bu kalbin kadar temiz sayfayı (bu sözü ilk bulan kişiyi alnından öpmek lazım) bana ayırdığın için teşekkür ederim. sen çok iyi bir insansın. inşAllah hep senin gibi iyi insanlarla karşılaşırsın. senin gibi bir arkadaşım olduğu için çok mutluyum. bir de ileride yollarımız ayrılsa bile seni hiç unutmayacağım (yalana bak be şimdi sorsan nerde hatırlarım seni). neyse hadi bir de mani yazayım

hatıra hatıra dedin
başımın etini yedin
al sana hatıra
okudukça beni hatırla
seni seven arkadaşın (evet itiraf ediyorum küçükken bencil ve sevgisiz bir insan olduğum için bu tür cümlelerden destek alırdım) a…”

işte yukarıdaki metnin farklı kombinasyonlarıyla kaç sayfa doldurmuşumdur kim bilir. yine itiraf ediyorum özel hayata saygısız bir insandım. bana verilen hatıra defterlerinin benden önce yazılmış olan bütün sayfalarını okurdum. aslında amacım ilham almaktı. ne yapayım sıkılıyordum o tür defterleri doldururken.

benim de bir hatıra defterim oldu. ben almadım, ilkokul 5 in son günü bir arkadaşım hediye etmişti bana. ben de gider ayak insanlara birşeyler yazdırayım madem dedim. şimdi o defteri buldum, şöyle bir okudum da oradan esti bu mevzu bana.

hatıra defterlerinden ziyade anket defterleri hep daha çok ilgimi çekmiştir benim
“adınız:
soyadınız:
boyunuz:
kilonuz:
göz renginiz:
(manken ajansına başvuru formu dolduruyoruz sanki)
burcunuz:
doğum tarihiniz:
en sevdiğiniz 3 renk:
en büyük hayaliniz:
ne tür kitaplardan hoşlanırsınız:”

vs vs bir milyon tane soru üretmek mümkün bu defterde. ama son soru muhakkak “anket defterinin sahibi hakkındaki düşünceleriniz” olmalıdır. o soruya da hep “sen çok tatlı bir insansın. arkadaşım olmandan ötürü çok memnunum. inşAllah hayatının kalan kısmında başarılı ve mutlu bir insan olursun” cevabını verirdim.

şimdi düşünüyorum da, çocukluğu özlememden mütevellit mi yoksa gerçekten o defterlerin bendeki yerlerinin ayrı olmasından mı özledim o defterleri şimdiki nesilde yok öyle alışkanlıklar, varsa yoksa internet-telefon. peh.

aslında meseleyi şuraya bağlamaya çalışıyorum ki: küçükken insanın gözünde çok büyük, çok değerli olan şeyler büyüdükçe değerini yitiriyor ya, ona çok içerliyorum bazen.. yani ne kadar değerli şeyler gelip geçmiştir minicik dünyamda, ama benimle büyüyen değerlerin büyüme katsayısı benim büyüme katsayımın karesi ile orantılı galiba. aramızda epey mesafe oldu. küçükken 4 teker, boyum kadar bir bisikletin heyecanıyla 3 gece uyuyamamıştım, şimdi heyecanından uyuyamayacağım şeyleri düşününce, 4 teker bisiklet yanında çok küçük kalıyor..

belli zaman dilimlerinde belli modalar (şimdi düşündüğümde daha uygun bir kelime bulamadım) hasıl oluyordu. bir dönem bisiklet, bir dönem paten, bir dönem oyuncaklar, bir dönem defterler.. patenle kaymak bir tutku halini almıştı bende bir zamanlar.. şimdi ne kadar da monotonlaştık, dünyaya ne çabuk alıştık, yeniliklerden hiç heyecanlanmaz olduk.. herhalde ışınlanmayı bulsalaır bir 4 teker bisiklet karşısında duyduğum heyecanı duyamam..

büyürken duyarsızlaşıyor galiba insan, heyecanını yitiriyor.. hep küçük kalsam diyorum, hep küçük ve heyecan dolu kalsam..

- topik

devamı : büyürken…

Köşedeki tüm yazılar :

forumdan

Wıbıl:

Pek lazım

çok lazım, gizlicez

Buraya wıbılanlar:  | 


Köşeler

En Son Yazılar