Bir Angara düğünü: içerideki ses düzeyi devamlı duyma bozukluğuna yol açabilir
Ağustos 7th, 2008
düğün: iki insanın evlendiğini diğer insanlara duyurmaya yarayan araç. yemekli olursa hoş olur. üstüne bi de semazen, ilahi, sohbet neyi fena olmaz. kır düğünü, köy düğünü, salon düğünü, sokak arası düğünü gibi çeşitleri mecuttur.
kır düğünleri de hoştur mesela. bahar mevsimindeki bi aydaysa sade ve yemekli bi kır düğünü de güzel olabilir.
hala öyle mi bilmiyorum ama köy düğünlerinde en sevdiğim olay bayanların ve erkeklerin ayrı olmasıydı. bi de el birliği ile yapılan hummalı çalışmalar vardı; koskocaman bi kazan pilav pişiren teyzeler, salata yapanlar, eti kavuranlar, ayranla uğraşanlar ortada dolaşıp duran herşeyi kontrol eden damadın annesi..
erkekler tarafında da sandalye yerleştirimleri, renkli ampulleri dizerek ortamı alengirli yapma, sazcı amcanın “ses, ses, sesss” gibi ya da anlamsız kelimelerle mikrofonu kontrol etmesi, erkenden gelip yer kapan yaşlı dedeler.. köy düğünleri salon düğünlerine nispeten iyidir, en azından her tarafta samimiyet ve ihlaslıca yapılır işler.
ama işte bu köy düğünlerinin en büyük riski hiç gereksiz bazı adetlerdir. hele bazılarını akıl mantık almaz. nerden geldiği ne amaçla yapıldığı belirsiz, ortada mahremiyet adına hiçbişey bırakmayan adetler. evlerden ırak olsun.
peki bildiğimiz “basit” salon düğünleri nasıl? çalgılı çengili işkenceli “içerideki ses düzeyi devamlı duyma bozukluğuna yol açabilir” kaidesi gereğince alabildiğine kötü ve yüksek sesli müzikli gelin ve damat dahil herkesi yoran bi eylem. yakın zamanda mecburen (yakın akraba gitmezsek ayıp olur diye) gittiğim bi klasik ankara salon düğününde gözlemlerim:
1. ilk olarak insanların salonda toplanması beklenir.
2. ortam kalabalık olunca gelin ve damat konfetiler ya da alengirli renkler eşliğinde salona gelir “güz gülleri gibiyim hiç bahar yaşamadım” şarkısı eşliğinde dans ederler. gelin ve damat ilk dansını yaptıktan sonra “geline ve damada eşlik etmek isteyen çiftler” de piste çıkarlar iki üç sallanırlar ilk eziyet biter.
3. pistteki insanlar daha pistten inmeden hemen bi halay ya da oyun havası ya da gelin damat nereliyse o yöreye uygun müzik çalınır, insanlar piste davet edilir. bu esnada halk henüz kendini dağıtmamıştır, düğünün başındayız henüz.
4. insanlar bi yarım saat kadar “ringo ringo şişeler, atım arap, angaradaan geliyoom sincanaa, çekirgeyi salıverdim” gibi çok amaçsız sözler topluluğuyla psikolojik olarak yıpratılır, belli başlı figürlerle oynattırılır. iyi oynamayı bilenler pistten inmez oynar da oynar, takdir toplamayı amaçlar, oynamayı bilmeyen ama heveslendiği için sahneye çıkanlar da hoş görülür, oynatılır.
5. bu esnada hafif bayat kuru pasta ve kuru yemişler, kolalar salona dağıtılır.
6. oynamaya devam. ara sıra “lütfen çocuklarımızı sahneden alalım. çocuklar annenizin yanına gidin.” gibi anonslar duyulur. hiç kimse tarafından tınlanmaz.
7. pasta merasimi. burda ortam birden diskoya dönüşür. bikaç senedir favori “dale don dale”ydi ama bu sene “hoş geldin yar, hadi lililililili, hadi hadi hadi hadiiii” sözlere sahip saçma sapan şarkı revaçta. göstermelik 7-8 katlı karton bi pasta getirilir. gelin ve damat numaradan kesiyormuş gibi yapar, sonra aile büyükleri pastayı süsleme kavramı adı altında pastayı paraya boğar. bu sırada bu kötü şarkı hala devam etmekte.
8. geldik en can sıkıcı kısma: takı merasimi. bi tane adam eline mikrofonu alır tam yarım saat konuşur nasihat eder o sırada kimse onu dinlemez. sonra gelinin dıdısının dıdısından şu kadar bişey, damadın bişeyinin bişeyinden şu kadar başka bişey, her takı takanın adını duyururlar, bu kısım bu sebeple bi türlü bitmek bilmez, saatlerce uzar uzar, en sonunda biter.
9. yeniden oynama. ama bu defa “evet önce aile büyüklerini alıyoruz sahneye” denir. kızın babası ve damadın babası zorla oynatılır. sonra aynı işkence annelere, abilere ablalara, kuzenlere, arkadaşlara kadar gider de gider. sonra sahne yine dolar taşar millet müziğe ayak uydurmaya çalışır. ama bu defa herkes dağıtmıştır kendini, erkeklerin kravatları çözülmüş, kızların yapılı saçları başları yavaş yavaş bozulmaya yüz tutmuştur.
10. millet oynarken azıcık azıcık pasta dağıtılır. hiç bi zaman içine kaliteli krema ve meyve koyulmaz, ne idüğü belirsiz bi nesnedir aslında o pasta diye verdikleri şey. çoluk çocuk heveslenir biraz pastaya ama genelde bikaç çatal alındıktan sonra pastayı yemekten vazgeçerler.
11. sahne artık iyice coşmuştur. halay alabildiğine hızlı çekilmektedir. ortalıktaki minik çocuklar saatteki hızı 80 km olan halay konvoyunda ezilmemek adına kaçışırlar, aradaki bazı talihsizlere şişman ya da kocaman topuklu bi ayakkabı giymiş birisi toslar. çocuk ağlayarak ortamdan uzaklaşır.
12. düğün sonu aile fotoğrafları çektirilir. fotoğraflar çekilir. tam salondan çıkacaken fotoğraf standına göz ilişir “aa bizim minikler ne kadar sevimli çıkmış. kaç para hemşerim bu?” “3 lira abi” “taam ver sen onu bana” muhabbeti yapılır, 36 pozluk film parasına bi tane fotoğraf alınır çıkılır.
Köşedeki tüm yazılar :



















