Züleyha ile Hazreti Yusuf

züleyha ile hazreti yusuf aleyhisselam evlenmiş midir? ben o kısım meçhul diye biliyorum. zaten züleyha kur’an-ı kerimde de iyi olarak tasvir edilmez zira hem kendi nefsine hem de hazreti yusuf aleyhisselama zulmetmiştir.

  dünyanın güneşe aşık olması ile bir insanın başka bir insana aşık olması teorikte benzer şeyler gibi görünse de esasında değildir. bir defa insanda hissiyat vardır; acı çekme gibi bir kavram vardır, heyecan vardır, hatta heyecandan karnına ağrı girmesi vardır, aşık gözleri ile dünyayı çok güzel görebildiği gibi yine aşık gözleriyle dünyayı bir zindan gibi görebilir; yani şuur bulanması vardır, hasretin yakıcılığı ile kavuşma hayalinin verdiği mutluluk vardır, vardır da vardır..

  kelebeğin kapıldığı ateş gibidir bu yüzden aşk, ışığıyla cazibedardır, gözleri kamaştırır, insana hiç yaşayamayacağı duyguları yaşatır, bi nevi lunaparkta hiç binmediğin bir oyuncağa ilk defa bindiğinde yaşadığın tuhaf hisleri yaşatır ama derininde acı vardır.. eğer ki gerçek aşksa..

  bir insanın aşık olduğunu iddia etmesini de garipseyebiliyorum bazen, öyle basit bir şey değildir ki aşk.. şimdiki nesil karıştırıyor, hoşlanmayı da aşk zannedebiliyorlar. ben bir arabayı görünce de heyecanlanabiliyor, o arabadan benim de olsun istiyorum, bu aşk değildir ki bu olsa olsa hoşlanmadır. hoşlanma odur ki, sevdiğin kişi yanında olunca mutlusundur yanında olmayınca çok da umrunda olmaz. bir de aşkın yanılsaması vardır, o zaman da sevdiğin kişi yanında olunca mutlusundur yanında olmayınca mutsuz.. amma aşk öyle değildir. gerçek aşka düşmüş kişi sevdiği yanında olsa da, olmasa hüzün soluklar, hüzün yudumlar. zira gerçek aşkta artık maşuktan sıyrılınmıştır, aşık kendi dünyasında maşukunun üzerinde daha başka, daha derin bir şeye aşık olmuştur. maşuğu yanında imiş, değilmiş aşığı pek ilgilendirmez, onun gözleri başka birisini aramaktadır. aşık olduğundan gçmek üzeredir gerçekten de..

   fakat bir insanın aşık olduğu insandan vazgeçip de Hakk’ı bulması uzun ve çetrefilli bir yoldur, maşukta kaybolunma riski yüksektir. nice insanlar vardır, dünyalık aşklarından sıyrılamadan göçüp gitmişlerdir. aşık çok zor yollardan geçecek, iliklerine kadar hasreti, özlemi, acıyı hissedecek ki fanide bekayı bulsun. güneş zannettiğinin, aslında ışığını güneşten alan dolunay olduğunu fark etmesi için dünyasına güneşin doğması gerekir. böylece anlar ki aşık olduğu aslında güneştir, dolunay onun için bir yanılsamadır.. Allah’ı bulacak ki bir aşık, fani maşuğundan vazgeçsin.. bu gerçek hep karıştırılır, insan zanneder ki önce fani olandan geçilir, sonra baki olan bulunur. hayır efendim öyle değildir, önce baki olan bulunur, sonra fani olandan geçilir.. aşk ile insanın alıcıları gelişir böylece aşık insanın dikkatini bakinin güzellikleri çeker..

   aşk evliliği dedikleri de bence içi boş bir kavram.  ”Bu yüzdendir ki evli insanlar baştaki o heyecanı devam ettiremezler, zira ulaşılabilene ulaşmışlardır.” bu doğru bir anlayıştır evet lakin bu evlilikte esas olan zaten aşk değil cismaniyettir. yukarıda bahsettiğim araba örneği gibi ya da almayı çok istediğim bir ayakkabı gibi, onlara da ulaşınca insanın hevesi geçiyor zaten. sonrası hakkında yeterli malumatım olmadığı için bir şey diyemiyorum.

  aşk, bambaşka bir hadisedir, aşık olmayan ondan anlamayacağı gibi aşık olan bile tam olarak onu çözemez. kendi içinde bir muammadır aşk dediğimiz..

- topik

devamı : Aşk

Add comment June 12th, 2009

Aşk; ulaşılmaza karşı olan bir his

Aşk ulaşılmaza karşı olan bir his yavaş yavaş anlıyorum galiba..

Yani bir insan kusurlu ve eksik bir başka insana aşık olabilir mi?

Aslında olur fakat ulaşamazsa olur. Hocamın Vedud ismine cemalin yanında celali bir mana da yüklediğini söylediklerinde şaşırmıştım, zira mevedded ve aşk tamamen cemali bir tecelli gibi görünüyor..

Gecenin gündüze aşık olması vardır, sürekli kovalar fakat bir türlü yakalayamaz.. Kuran-ı Kerim’de bu manayı ifade eden bir de ayet vardır. “Yuğşil- leylen nehara, yatlubuhu hasisen” Aynı zamanda Dünya güneşe aşık, mikro alemde de elektron çekirdeğe.. Sürekli etrafında gezer; ne yaklaşır ne de bırakıp gidebilir.. Amma meczup Mevlevî gibi döner durur..

Eski zaman aşklarının destanlaştırılması normal, zira orada ulaşılmama var. Bizde teknoloji.. Mecnun’u bir düşünün.. Leyla’sını ararken içindeki fırtınalar, büyük dalgalar.. konuşsa tesiri yok, sussa gönül razı değil.. Celali bir tecelli sanki.. Fakat Leyla’yı bulduktan sonra aşık olduğu Zat’ın başka bir Zat olduğunu anlıyor. Onun aşkı ile yaşamak ona daha güzel geliyor..

Bir de Zeliha vardır Hazreti Yusuf’a gönlünü kaptırmış.. Aylarca, yıllarca peşinden koşmuş, yemeden içmeden kesilmiş, “Ben bugün Yusuf’u çarşıda gördüm” diyen kişiye bile onu zengin edecek kadar mal vermiş.. Bir gün Hazreti Yusuf’u atına binmiş görünce arkasından eteklerini tutmuş, öyle bir tutmuş ki o elbise alev almış.. işte bu kadar cismaniyetten uzaktadır aşk.. Zeliha Hazreti Yusuf ile evlendikten sonra hiç bir zaman önceki gibi olmamış.. Bu yüzdendir ki evli insanlar baştaki o heyecanı devam ettiremezler, zira ulaşılabilene ulaşmışlardır. Tabi ebedi eşine karşı şefkat ve muhabbetini, sadakat ve hamiyetini artırabilir, zira Cennette dahi onun yüzüne bakacaktır.

- lamelifye

devamı : Aşk

Add comment June 12th, 2009

Düğün, kına gecesi vs.

geçen sene salon düğünleri hakkında epey bir izlenim edinebilmiştim. bu
sene de amcamın kızının hem ankarada salon düğünü, hem de niğdede köy
düğünü olması ile epey bir veri toplayabildim.

öncelikle salon düğünündeki bir-iki yenilik dikkatimi çekti

mesela fotoğraflar zamlanmış, geçen sene 3 tl olan fotoğraflar bu
sene çerçeveli bir şekilde 5 tl’ye satılır olmuş. ben de aldım bu defa s%20%2821%29 Düğün, kına gecesi vs.

bir de pasta kesilirken çalınan şarkı değişmiş, bilemedim ama hangi şarkı olduğunu

bir de fonda atatürk, ismet inönü, latife hanımın filan olduğu bir
tablonun önünde gelin, damat ile aile fotoğrafı çekilmişiz ki o biçim laugh Düğün, kına gecesi vs.

saçma sapan sözlere sahip ankara oyun havalarının sözlerini öğrendim:

“arabaya bin

arabadan in

faytona bin

gıdıkla yavrum gıdıkla

gıdıkla koçum gıdıkla”

hmm ne olsa ki bu şarkının amacı

yeni yeni köy düğünü adeti öğrendim:

gelin eve girmeden önce önüne çay bardağı ve güğüm koyuyorlar. sonra
gelin bu çay bardağını tek hamlede kırıyor. ne manaya geldiğini
bilmiyorum ama. bir başka adet de gelin eve girmeden önce eline bir
tabak tereyağı veriyorlar, gelin onu kapının tepesine sürmeye
çalışıyor. tabi bizim gelinin normal boyu 1.75 (topuklu ile 1.85)
olduğu için tabağı kapının tepesine tek hamlede yapıştırdı laugh Düğün, kına gecesi vs.

şimdi de baştan sona bir kına gecesine göz atalım:

1. öncelikle kadınlar ve erkekler ayrı olursa iyi olur.

2. ortam kalabalık olana kadar sazcı denen kötü sesli insan böyle
hüzünlü hüzünlü türküler söyler. millet böyle bir yas havasına girer.
adamın sesi yüzünden mi yoksa şarkının hüznünden mi, insanların
suratları düşer.

3. ortam kalabalık olunca, sazcı vatandaş yine o manasız ankara
oyun havalarını söylemeye başlar. (4 gün boyunca oyun havası duymaktan
içim dışım oyun havası oldu).

“ringo ringo şişeler ” gerçekten de en hareketli olanı.

4. erkek tarafını bilmiyorum ama (çocukken babamın yanına
gidebilirdim şimdi hoş olmaz tabi gitmem), kadınlarda olay böyle göbek
atmalara, romen havasına filan dönebiliyor. aslında insanları oynarken
izlemek eğlenceli ya laugh Düğün, kına gecesi vs. beni de kaldırdılar zorla b%20%2816%29 Düğün, kına gecesi vs.

5. yaklaşık bir iki saat sonra en sevdiğim kısım olan kına yakma
merasimi başlar. kadınlar ve erkekler dışarıdaki alanda toplanır. gelin
bir sandalyeye oturtulur. gelinin üzerinde özel kına kıyafeti olan
“bindallı” bulunmakta bu arada.

6. erkek tarafının en baskın karakteri kimse (hala, teyze, anne,
kuzen vs.) kına tepsisini üzerinde birsürü mum ve maytap olduğu halde
getirir. bu esnada sazcı
“kınayı getir anneeee, kınayı getir anneee, parmağın batır anneee

bu gece misafireem, bu gece misafireeem, koynunda yatır anneee”

sözlerinden mütevellit türküyü söyler.

7. bu türkü ile birlikte ortamdaki genç kızlar ve orta yaştaki teyzeler
gelinle beraber ağır ritmik hareketlerle bir daire etrafında dönmeye
başlar. sonra gelin ortaya alınır ve eline kına tepsisi verilir, bu
tepsi ile birlikte gelin ayakta dönerken millet de onun etrafında
döner. sonra gelin oturur tekrar ve insanlar onun etrafında 3-7 kere
döndükten sonra (tavaf diyesim geliyor burada ama çarpılmaktan
korkuyorum) gelinin annes kınayı yakmak için gelinin yanına yanaşır.

8. gelin elini açmaz ama. zaten düğün işlerinde zavallı erkek
tarafı epey bir ıvır zıvır parası öder (sandık evden çıkarılırken bir
sandığın üstüne oturur damadı soyar, gelinin erkek kardeşi kırmızı
kurdaleyi bağlarken “kuşak bağlanmıyor” diyerek yine para alır, gelin
evden çıkarken kız tarafı kapıyı açmaz bi de orada para verilir vs.
vs.). gelin elini açmayınca birden cırtlak, kulak tırmalayıcı bir ses
duyulur “gelin elini açmıyooo”, herkes ilk defa yaşanılmış bir olaymış
gibi bunu tekrar eder. damadın annesi burada duruma müdahale eder ve
gelinin avcuna bir küçük altın sıkıştırıverir. bu mesele de böylece
çözülmüş olur.

9. kına yakıldıktan sonra kötü sesli bir kız grubu yine cırtlak
bir ses tonuyla “yüksek yüksek tepeleree ev kurmasınlaar”ı söyler.
burada amaç gelini ağlatmaktır. sadistçe bir olay yanı. “gelin ağlasa
da kurtulsak” der insan kendi içinden. oysa o benim amcamın kızı. böyle
güzel bir gününde niye ağlasın ki? neyse gelin zorla ağlatılır ve bu
merasim burada biter.

10. bu esnalarda bir yerde gelinin annesi bayılır veya fenalaşır.

11. kına yakıldıktan sonra kuruyemişler, minik minik paketlenmiş
kınalar ve meyve suları dağıtılır. düğün salonundakinin aksine bu
kuruyemişler taze ve bol çeşitlidir. meyve suları sıcak oluyor ama.

12. bir süre daha oynandıktan sonra herkes yorulur ve evine dağılır.

- topik

devamı : düğün, kına gecesi vs.

Add comment June 9th, 2009

Büyürken

biz küçükken, çok küçükken, aslında o kadar da küçük değilken, işte ilkokula giderken “hatıra defteri” ve “anket defteri” gibi iki ayrı kavram vardı hayatımızda. sınıf arkadaşlarımıza, site arkadaşlarımıza, akrabalarımıza doldurturduk sayfalarını. hatıra derterini yazarken çok zorlanırdım da:

“sevgili x
bu kalbin kadar temiz sayfayı (bu sözü ilk bulan kişiyi alnından öpmek lazım) bana ayırdığın için teşekkür ederim. sen çok iyi bir insansın. inşAllah hep senin gibi iyi insanlarla karşılaşırsın. senin gibi bir arkadaşım olduğu için çok mutluyum. bir de ileride yollarımız ayrılsa bile seni hiç unutmayacağım (yalana bak be şimdi sorsan nerde hatırlarım seni). neyse hadi bir de mani yazayım

hatıra hatıra dedin
başımın etini yedin
al sana hatıra
okudukça beni hatırla
seni seven arkadaşın (evet itiraf ediyorum küçükken bencil ve sevgisiz bir insan olduğum için bu tür cümlelerden destek alırdım) a…”

işte yukarıdaki metnin farklı kombinasyonlarıyla kaç sayfa doldurmuşumdur kim bilir. yine itiraf ediyorum özel hayata saygısız bir insandım. bana verilen hatıra defterlerinin benden önce yazılmış olan bütün sayfalarını okurdum. aslında amacım ilham almaktı. ne yapayım sıkılıyordum o tür defterleri doldururken.

benim de bir hatıra defterim oldu. ben almadım, ilkokul 5 in son günü bir arkadaşım hediye etmişti bana. ben de gider ayak insanlara birşeyler yazdırayım madem dedim. şimdi o defteri buldum, şöyle bir okudum da oradan esti bu mevzu bana.

hatıra defterlerinden ziyade anket defterleri hep daha çok ilgimi çekmiştir benim
“adınız:
soyadınız:
boyunuz:
kilonuz:
göz renginiz:
(manken ajansına başvuru formu dolduruyoruz sanki)
burcunuz:
doğum tarihiniz:
en sevdiğiniz 3 renk:
en büyük hayaliniz:
ne tür kitaplardan hoşlanırsınız:”

vs vs bir milyon tane soru üretmek mümkün bu defterde. ama son soru muhakkak “anket defterinin sahibi hakkındaki düşünceleriniz” olmalıdır. o soruya da hep “sen çok tatlı bir insansın. arkadaşım olmandan ötürü çok memnunum. inşAllah hayatının kalan kısmında başarılı ve mutlu bir insan olursun” cevabını verirdim.

şimdi düşünüyorum da, çocukluğu özlememden mütevellit mi yoksa gerçekten o defterlerin bendeki yerlerinin ayrı olmasından mı özledim o defterleri şimdiki nesilde yok öyle alışkanlıklar, varsa yoksa internet-telefon. peh.

aslında meseleyi şuraya bağlamaya çalışıyorum ki: küçükken insanın gözünde çok büyük, çok değerli olan şeyler büyüdükçe değerini yitiriyor ya, ona çok içerliyorum bazen.. yani ne kadar değerli şeyler gelip geçmiştir minicik dünyamda, ama benimle büyüyen değerlerin büyüme katsayısı benim büyüme katsayımın karesi ile orantılı galiba. aramızda epey mesafe oldu. küçükken 4 teker, boyum kadar bir bisikletin heyecanıyla 3 gece uyuyamamıştım, şimdi heyecanından uyuyamayacağım şeyleri düşününce, 4 teker bisiklet yanında çok küçük kalıyor..

belli zaman dilimlerinde belli modalar (şimdi düşündüğümde daha uygun bir kelime bulamadım) hasıl oluyordu. bir dönem bisiklet, bir dönem paten, bir dönem oyuncaklar, bir dönem defterler.. patenle kaymak bir tutku halini almıştı bende bir zamanlar.. şimdi ne kadar da monotonlaştık, dünyaya ne çabuk alıştık, yeniliklerden hiç heyecanlanmaz olduk.. herhalde ışınlanmayı bulsalaır bir 4 teker bisiklet karşısında duyduğum heyecanı duyamam..

büyürken duyarsızlaşıyor galiba insan, heyecanını yitiriyor.. hep küçük kalsam diyorum, hep küçük ve heyecan dolu kalsam..

- topik

devamı : büyürken…

Add comment June 8th, 2009

Türkçe Olimpiyatları

turkce3 Türkçe Olimpiyatları

Dünya çapında Türkiye olarak yaptığımız ve gurur duyabileceğimiz şeylerin sayısı çok azdır. Türkçe olimpiyatları da bu nadir cevherlerden biri. 7. Türkçe olimpiyatlarında dünyanın tam 115 ülkesinden gelen farklı din, dil, ırklara mensup öğrenciler Türkçe öğrenmişler. Hem de öyle böyle değil. Kimi türkü söylüyor, kimi şiir okuyor, kimi de kolbastı oynuyor! Dünyada sadece saçma sapan, bir işe yaramayan şeylerle değil de böyle güzel ve göğsümüzü kabartan organizasyonlarla ses getirebiliyormuşuz demek ki.

Türkçe Olimpiyatları

Add comment May 28th, 2009

internet ve Gençlik Günleri

TTnet’ den gelen eposta, kardeşim bırakın gençlik günlerini interneti hızlandırın & ucuzlatın!

19 Mayıs Gençlik Haftası’nda internet ve gençler
Hacettepe üniversitesi’nde buluşuyor!

resim internet ve Gençlik Günleri
Ulaştırma Bakanlığı’nca düzenlenen “internet ve Gençlik Günleri” etkinliği, TTNET ve Türksat sponsorluğunda 22 Mayıs 2009′da Hacettepe üniversitesi’nde Beytepe Kampüsü’nde gerçekleşiyor.
TTNET; tüm gençlerin “Gençlik Haftası”nı kutlar, “internet ve Gençlik Günleri” etkinliğine davet eder.
space internet ve Gençlik Günleri Program
space internet ve Gençlik Günleri 09:30 Açılış
space internet ve Gençlik Günleri 10:00 Advertorial Gösterimi
space internet ve Gençlik Günleri 10:15 internet Kurulu Başkanı Doç. Dr. Turhan MENTEÅž’in Konuşması               
space internet ve Gençlik Günleri 10:30 Bilgi Teknolojileri ve iletişim Kurumu Başkanı Dr. Tayfun ACARER’in Konuşması
space internet ve Gençlik Günleri 10:45 Ulaştırma Bakanı Sn. Binali YILDIRIM’ın Konuşması
space internet ve Gençlik Günleri 11:30 Oturum “internet ve Gençlik”
space internet ve Gençlik Günleri 12:30 öğle Arası
space internet ve Gençlik Günleri 13:30 Sunum “interaktif TV”  TüRKSAT Genel Müdürü Dr. özkan DALBAY
space internet ve Gençlik Günleri 13:50 Sunum “IPTV” TTNET Genel Müdürü Tahsin YILMAZ
space internet ve Gençlik Günleri 14:10 Sunum “Kablosuz Data Haberleşmesi” Intel Türkiye – Turhan MULUK
space internet ve Gençlik Günleri 14:30 Ulaştırma Bakanı Sn. Binali YILDIRIM ile Tijen KARAÅž Söyleşisi (CANLI YAYIN)
space internet ve Gençlik Günleri 15:15 Spot Filmler
space internet ve Gençlik Günleri 15:30 Kahve Arası
space internet ve Gençlik Günleri 16:00 Oturum “internet’in Güvenli Kullanımı”
space internet ve Gençlik Günleri 17:00 Kapanış
space internet ve Gençlik Günleri 20:00 Konser- Anfitiyatro Murat Evgin ve GRiPiN

Add comment May 23rd, 2009

Dünyanın ciğerleri

wwf Dünyanın ciğerleri

çok geç olmadan.

WWF.org

Add comment April 24th, 2009

23 Nisan

23nisan 23 Nisan

23 Nisan kutlu olsun!

devamı : 23 Nisan 2009

Add comment April 23rd, 2009

ORA-01031 insufficient privileges

Merhaba
Geçen garip bir durumla karşılaştım. Belki sizde karşılaşırsınız diye paylaşmak istiyorum.
ali kullanıcısının viewı için veli kullanıcısına yetki verdiniz diyelim. veli select çektiğinde normalde çalışır değil mi?
ama ilginçtir veli ORA01031 hatası aldı.ama yetkiyi vermiştiniz.
başka bişey denedim. kendim bir view oluşturdum. veliye select yetkisini verdim. oo gayet güzel viewı çekiyor.
ali kullanıcısı için bir view oluşturdum. onun için select yetkisi verdim onu da gördü. Ama eski viewları veli görmüyordu. yetkisi olmasına rağmen.
select * from role_tab_privs dedim sonuçlar çok güzel yetkin var diyor.
Ama yetkiyi kullanamıyor.
viewın içine baktım.
fakat view başka bir kullanıcıdan(ayşe) başka bir tablo çekiyor. bu tabloya grant yetkisi de yok.yani ali veliden tablo çekiyor. ama veli aliden ayşenin izni olmadan Ayşenin tablosunu çekemiyor.
Ayşe aliye sen başkalarına yetki verebilirsin dediğinde ancak veli ayşenin tablosunu içeren alinin viewını görebiliyor.
o yüzden
işte işin püf noktası
grant select on ali.view to veli with grant option demek bu probleme çözüm oluyor.
:) )
Umarım faydalı olmuştur.
Hoşçakalın.

Add comment April 17th, 2009

YouTube’ da 60 bin izlenme

youtube YouTube da 60 bin izlenme

Warnerblade tarafından üretilen yüz kadar videonun yaklaşık 40 adedi YouTube üzerine yüklenmişti. Sadece YouTube üzerinden bunlar toplamda 60 bin’ in üzerinde izlendi.

Warnerblade @ YouTube

Add comment April 10th, 2009

Öncekiler


köşeler

e-posta adresiniz:

bağlantılar

takip edin