Mayıs
2008
Unutma ve türevlerine dair
unutmak, hatırlamak, anımsamak, unutamamak
unutkanlık değil kastım, o şu başlıkta incelenmiş anladığım kadarıyla
http://www.warnerblade.com/f/viewtopıc.php?t=2370
kişileri, olayları, yapacaklarını unutmaktan çok fiil olarak unutmanın hayatımızda nereyi işgal ettiği
işgal edişinden memnuniyetimiz/memnuniyetsizliğimiz
farkında olmadan unutup gittiklerimiz
dahası iste
birkaç gündür zihnimi işgal ediyor unutma eylemi, latife tekin in unutma bahçesi ziyaretime geliyor.
nedir diyorum insanın unutmayla alıp veremediği. benim alıp veremediğim ne dahası?
unutarak hayatın üstüme üstüme yürüyen yanlarından saklandığımı farkediyorum, unutusun nasıl bir nimet olduğunu.
geriye dönüp de yaptığı hatalarla cedelleşerek ileriye adım atamıyor insan, unutuyor bir yerden sonra.
geride kalanlara el sallarken önündekileri yıkıp geçebilir, unutuyor yüreğinde izi kalanları.
geçmiş güzel günler, yaş ilerledikçe daha bir candan hey gıdı denen günleri anarak geçmiyor zaman, güzel, acı ne varsa geçmişte unutarak yürüyebiliyorum ancak.
‘unutmalarda gizleniyorum’…
bir de ne göreyim, daha kimler kimler saklanmış aynı unutma bahçesine. önce latife tekin le karşılaşıyorum. unutarak yaşayabilmek için bir bahçe kurmuş, unutamamanın verdiği acıyı geride bırakarak unuttuklarından bir hayat inşa etmek için toplamış romanın kahramanlarını bahçeye.
bahçeden bir ‘unutma beni’ çiçeği koparıp köklüyorum, sadık yalsızucanlar in minik öğrencisi hatice yı “anımsıyorum” yakaza romanından.
o da ne karşımda sezen aksü. beni unutma diyor yıllar öncesinden gelen sesiyle, bilirsin unutulmak dokunur ya her insana.
unutulmak bir yok oluş olduğu için insan kabullenemiyor belki. bir insanın zihninden kalbinden silinip gitmek, biryerlerde varlığından vazgeçmek ağır olan. yine bir varlık kaygısı, var olma çabası…hangi şairdi ölümden yana korkum yok, tek korkum unutulmak diyen?
beni unutma diye seslenen başkalarını “hatırlıyorum” o zaman, esmeray miydi sevdiğinin boğazında bir hıçkırık olarak hatırlanmak isteyen sitem dolu şarkıyı söyleyen? unutma beni, unutama beni
bir de sevdikleri tarafından unutulmak isteyenler var. sobeliyorlar bizi unutma bahçesinde. tarkan dan geliyor önce
unut unut beni yüzüm yaralar seni alışamazsın
ortaokul yıllarıydı sanırım, can acıtacak duygusal şarkılar yapardı arada tarkan.
gerçekçi bir bakış açısına sahip candan erçetin. fani dünyanın fani sevgilerinde beka iddia etmenin anlamsızlığına dikkat çekiyor,
unut sevme beni, bu aşkın sonu
ne yazık ki hicran gözyaşı dolu.
nasıl olsa sonu gelmeyecek mi
her güzel şey gibi bitmeyecek mi
fanı dünyanın fenalığına insan unutarak katlanıyor demek.
sevdiğinin gittiği yerde unuttuğu emre aydını da ben sobeledim, bahçenin bir köşesinde unutulmuş gitmişti.
bir de sitem eden biri vardı adını “unuttuğum”, unuttun beni zalim diyordu, hatta arabesk versiyonlu bir tekerleme bile vardı unutulmaya dair. unutma unutulanlar …
unutmak şifa, unutmak deva çoğu zaman. fenalıklarda kaybolup gitmemenin çaresi.
unutmadan untuma bahçesinin beni vuran cümlesiydi : “unutacağımız hıçbir şey kalmayana dek her şeyi unutabilsek tanrıyla karşılaşacağız ama oraya kadar unutmayı beceremiyoruz bir türlü”
bir de bu var:
”Unuttuğu için mı delirir insan, unutamadığı için mi? Bir daha asla geri dönemeyeceğiz; bir daha asla cennet bahçesine dönemeyeceğiz, masumiyete dönemeyeceğiz, Auschwitz öncesine, Hiroşıma öncesine dönmeyeceğiz, Vietnam öncesine, Cezayir, Filistin, Irak öncesine dönemeyeceğiz…
Maraş öncesine, 1 Mayış ‘77 öncesine, 12 Eylül öncesine, Sivas öncesine, “hayata dönüş operasyonu” öncesine dönmeyeceğiz!
Hepimize dışkı yedirilmemiş gibi, makadımıza çöp sokulmamış gibi, kolumuzu iş makinesi koparmamış gibi yapamayız;
kurşuna dizilmemişiz gibi, işkence görmemişiz gibi, gece başkınlarında götürülmüş ve bir daha geri dönmemişiz gibi yapamayız.
Çocukluğumuza tecavüz edilmemiş gibi, aşklarımız ve inançlarımız elimizden sökülp alınmamış gibi, töre cinayetlerinde öldürülmemiş, bilmem kaç kez çığlık çığlığa uyanmamışız gibi duvara…
unutamayız…
televizyon karşısına geçip, sersem sersem gülp oynayanları aynı şevk ve heyecanla seyredemeyiz hıçbir şey olmamış gibi…”
Işık Ergüden
“Hiçbir Şeyi Unutmak İstememiştim Ben” / Mektup
- escape
