Ekim
2006
Şehir
Gece inmiş.. Bulutlar yıldızları dahi silmiş.. Yattığım yerden görünen ancak koca bir karanlık. Azıcık doğrulsam şehir ilişmekte gözüme. Uzakta.. Işıl ışıl.. Düşün ki ben dağda bir çoban, her gece şehri karanlıkta bir mücevher gibi seyreden uzaktan. Şimdi kendini geceye, ruhunu bildiğin en kudretliye emanet et. Şehrin sokaklarına ineceğiz..
Ellerimi sıkı tut, göreceğin manzara seni üzebilir. Aslına bakarsan bazen en üzücü şey bir delinin gözlerinden kalbine akabilir. Bu yolda Ayşem Ayşem diye sayıklar gezer deli dedikleri. Bu deli dedikleri vaktiyle de pek akıllı sayılmazmış ya yine de şimdiki gibi değilmiş. O vakitler deliliği sevdasından gelirmiş. Ayşesini deli gibi severmiş… Başlarını sokacak ev, geçinecek üç kuruş maaş bulma derdindeyken bizimki, oldu bittiye getirip abisiyle nişanlamışlar Ayşeyi. Zavallı olan bitene isyan ededursun çok geçmeden acı haberi duymuş. Abisiyle Ayşesi sokağın başında bir arabanın altında can vermiş. Şöför 17 yaşındaymış. Frene basayım derken telaştan gaza mı bastım demiş ne.. İşte böyle deli olmuş bizimki. Yaşlandı.. Ama hala çağırır durur Ayşesini.. Yaşamak için bir umut mu tuturmuş dersin yoksa gerçekten deli mi?
Hemen yukarı yolda pencerede bir teyze duruyor bak. Ve o yüz her gün batımında biraz daha yoruluyor. Gözlerinin yanına, dudaklarının kenarına çizgileri atansa zaman değil, çıldırtan kederi. Vaktiyle bir uzak akrabasıyla beşik kertmesi yapmışlar. Teyzem o zamanlar gencecik, su gibi. Şükreder durur nasibine o düşecek diye.. Az zaman sonra anlar yanıldığını. Nişandan bir gün evvel uzak köyden br kız kaçırır kertmesi. Alır kızı şehre getirir. Evlenir, güzeller güzeli bir kızları olur hatta sonra. Kadın peşine düşer onların. Ahdım olsun der, gözlerim hep üzerinde olacak, ben baktıkça günahı onu yakıp kavuracak. Aynı sokakta oturur dururlar şimdi iki eski beşik kertmesi. Biri her dakika dayanılmaz kederler yüklenir, diğeri kalbini, vicdanını çoktan terketmiş memleketinde. Kim bilir ne uğruna bir kızı yakmış, çareyi olan biteni yok saymakta bulmak ister…
Teyzemin alt komşusu bir garip aile. Adam geceleri eve dahi gelmez. Gelse de içmiştir, sarhoştur zaten ne geldiğini bilir ne kendini. Kadın dünyalar güzeli.. Şehir anlat anlat bitiremez güzelliğini.. Üç çocukları var aslında. Büyük oğlan nerdedir kimse bilmez. Arada bir gelir el öpmeye. Firariymiş derler, doğrusunu Allah bilir. Büyük kız gelinlik yaşta, bir hakimle sözlü. Sözlü ama içi içini yer, iki aile imkan yok uyuşamaz birbiriyle… Bir gece aniden küçük oğlan fenalaşır, haftasına vefat eder aslan gibi delikanlı. Evde hiç bitmeyecek bir matem. Nefes almaya dahi hevesi kalmaz kimsenin. Kız, kardeşinin en çok istediği şeyi yapar sonra, annesini de ufacık mutlu etmek uğruna. Kardeşinin en sevdiği abisiyle, hem abisi, hem dostuyla evlenir. Şimdilerde iyiler.. İyi diyelim iyi olsunlar.. Hepimiz gibi..
İşte ışıl ışıl, mücevher gibi parlayan şehir. Şehri şehir yapan insan.. İnsanı insan yapan bin yıllık acıları.. Acı dediğin isyana boyun eğmez. Bu şehir memur şehri, isyanı sevmez..