6
Mayıs
2008
Yığınıma bakıyorum eğreti bir nazarla. Cahilim şimdi, bilmiyorum hangi taraf sağım. Halimden ürkmek için davranmıyor vücudum. Saçlarım kadar sakin, irademi bekliyor sanki atmak için kalbim. Karşı duvarda bir resmim
Ne kadar bilgisizim
Etraf siluet dolu, aynı etraf çok ıssız
Acıyor boşluklarım, eyvahlarım telaşsız
-
Bedenim hissiyatıma kindarane bakıyor
Sanki yetmiş senedir bu firakı bekliyor
Bir nesne görsem aşina, bir maddeyle son bir nisyan
Bir el deyse, laf söylese bir ziruh bir muhsin insan!
Bakışlarım cayır cayır, gözlerim ölgün
Rengim hiç olmadığı bir tonunda bugün..
-
Beynimde büyüyen taş günahlarım mı
Görüntü mü kayboldu gözlerim mi kapandı
hafsa
Boş Satırlar
7
Nisan
2008
VOB……
Vadeli opsiyon piyasalar……
arkadaşlar vob da endeks, döviz, reel varlıklar alıp satabilirsiniz.
Bunun için aracı kurumunuzdan vob işlemleri için risk bildirim sözleşmeleri imzalamanız lazım…
endeks olarak imkb100 ve imkb30 endeksleri mevcut.
döviz olarak da euro ve dolar…
genelde büyük firmalar döviz açık poziyonlarına karşı uluslararası alanda yıllardır vadeli işlemleri yapmaktalar idi…
Türkiye de zannedersem 2007den itibaren vadeli işlemleri de birer piyasa haline geitrdiler.
Peki vadeli işlem nedir?
örnek olarak…..
Ben doların haziran sonunda 1,40ları aşacağına inanıyorum…
vadeli işlemler piyasasında ise bu tutar 1,32…..
öyleyse ben kontrat satın alıyorum….
kontrat alırken paranın tümünü kullanmıyorum…
aracı kurumlara göre değişmekle birlikte %25 civarı bir teminat ile kontrat satın alıyorum…
100000 dolar aldım. 1,32 den….
bu doların teslimatı fiziki olarak haziranın son iş günü..
banka benden 25 bin dolar teminatı alıyor. repo falan yapıyor…
mayıs ayına geldiğimizde haziran sonu kontrat fiyatı olarak 1,52 olmuş….
ben hep poziyonumu kapatıyorum.short(satış) işlemi yapıyorum..
benim karım 25 bin doların reposu artı 1,52-1,32=0,2
0,2*100000=20000 ytl
gördüğünüz gibi yaklaşık 25 bin dolarlık teminat ile 20000 ytl para kazandım…
tabiki bu güzel bir tablo….
aksi durumda neler oluyorpeki.
çok sert bir düşüş olduğu takdirde,
örneğin endeks aldık
imkb100 ü haziran için 40000 den aldık diyelim…
100000 ytl için 20000ytl teminat yatırmış olalım.
bi anda sert bir düşüş yaşandı.
haziran sonu kontratlara yatırdığınız 100000, 86000 e düştü….
sizin teminatınızın %70 i kadar zarar olduğu için, aracı kurum sizden rakamınızı 100000 e tamamlamanızı ister,
yapamazsanız endeks kontratlarınızı zararına satar….
HEDGE
hedge etmek, piyasa profosyonellerinin vazgeçilmezidir…
alternatif piyasa enstrumanları ile riskinizi çeşitlendirmektir….
örneğin imkb30 kağıtlarından 100000YTL lık hisse senediniz olsun…
endeksin çıkacağına eminsiniz.
ama tüm olağan dışı durumlara karşı
imkb30dan short poziyon alırsınız..
tabiri caizse açığa satarsınız…
örneğin 20000YTLteminat ile short pozisyonumuz olsun….
yaklaşık 80000Ytl ile bugun aldığınız kontratların
parasını düşük endeks üzeirnden ödersiniz…
böylelikle bir yandan kaybederken diğer yandan kazanmış olursunuz..
tabi ki birebir hedge etmenin anlamı olmaz….
vadeli işlemlerde fiziki teslimat oranı %10 u geçmemekte…
vade bitimine sıfır kar zarar hesabı ile portföy yapıp
uygun zamanlarda al sat yaparak,
korunmalı bir şekilde para kazanabilirsiniz…..
arkadaşlar bu yazı gelen sorulara göre devam edecek….
umarım yararlı olur….
saygılar
fth hyt
fatihH
Ecoprof
6
Nisan
2008
Youtube `un kapatılmasının üzerinden epey zaman geçti. Hala kapalı, açmıyorlar.
Bu konuda kesin kanaatim şu ki: Youtube gönderilen Atatürk `e hakaret videoları bahane. Youtube `da kapatmadan önce yayınlanan kimi ses kayıtlarına yeni kayıtlar eklenmesin diye yapıldı.
Değilse…
Bütün porno siteleri açık.
Bütün PKK siteleri açık…
Sadece Youtube `da değil, başka bir çok sitede Atatürk `e hakaret içerikli yayın var, onlar da açık.
Ama Youtube kapalı.
Millete bunu anlatamazsınız. Millet yemez bunları. O millet sizin sandığınız eski millet değil artık.
Kaldı ki, Youtube ulaşmanın binbir yolu var ve bir internet sitesini yasaklamanın bu zamanda hiç bir anlamı olamaz.
Başka yüzlerce yoldan Youtube girmek mümkün. Kısaca internete yasak sökmez.
Dünya`da youtube`u yasaklayan 11 ülkenin içinde Türkiye . Ve bu 11 ülke, İran gibi, Libya gibi, Çin gibi, Suudi Arabistan gibi ülkeler… Hadi bu ülkeler internetin özgürleştirici etkisini kısmak isteyen dikta yönetimlere sahip. Türkiye neyi saklıyor ki halktan?
Sırf Atatürk `e hakaret videoları yayınlanıyor diye Youtube `u kapatıp, Türkiye `yi bu ülkeler ile aynı safa soktuğunuzun farkında mısınız?
Ayrıca, youtube başvurulduğu taktirde hakaret içeren videoları yayından kaldırıyor da…
fatihH
Ecoprof
18
Mart
2008
Örnek almak insanın yaratılışında olan bir unsur… Hem psikolojik anlamda, hem de sosyolojik anlamda çok konuyu ilgilendiren bu durum, aslında çok karşılaşılan ve fark edilmeyen bir hayalet gibi hayatımızın her anında kendine yer etmiş. Bireyin yaşamında karşılaşabileceği birçok şey gibi, örnek alma ve ilintili diğer paralelleri de, iyi yorumlanabildiği gibi kötü taraflara da çekilebilmekte. Hiçbir şeyi tadında yaşamayı beceremeyen ‘uç’ toplumlar içinse, bu spektrumdaki genişlik tahmin edilenden daha fazla olabiliyor.
Artı yada eksi yönlerine bakmadan önce, örnek almanın hayatımıza ne denli girdiğine kısaca değinelim. Trafikte öndeki aracı takip etmemiz, sırada beklememiz, yöresel yada şehir ağzına uygun şekilde konuşmamız ve üslubumuz, giydiğimiz elbiselerimiz; kısaca hayatımızın her noktasında örneklemeden faydalanır ve etkileniriz. İnsan olmanın gereği anlamında, optimum noktada yoğunlaştığımızda toplum ortalamasına da yaklaşmış olmanın verdiği doğal bir birleşim ve çekim de mevcuttur. Ancak bu doğal birleşim aralığında ve dolayısıyla bu çekimin etkisinde olmadan etkilenen davranışlarımız da yok değildir.
Psikolojik anlamda ele alındığında, örnek almadan bir şeyi ilk defa gerçekleştirmenin zorluğu ve bu riskin iticiliği kişi için sürekli güncelliğini koruyan bir faktördür. Pazarlama alanında bile, böylesine bir riski daha önce almış insanların seçimlerini benimsemek de bu özelliğin ürünüdür. Örneğin daha önceden araştırıp ve sıfır km bir araç almış olan bir tanıdığınızın sözleri, sizin için araçların teknik verilerinden daha etkili olabilir. Olumlu ve olumsuz anlamda… Bu yüzden tekrar onlarca seçim arasından doğruyu seçebilmek adına hareket ederken, kişisel tercihlerden ve beğenilerden uzaklaşıp, tarif edilen yol üzerine hareket etmede daha kararlı olunabilmektedir.

Olayın sosyolojik boyutu ele alındığında akla gelen ilk kavramlardan olan sürü psikolojisi ise, örnekleme davranışının kitleler tarafından benimsenmesi sonucunda oluşan durumu nitelemektedir. Güncel yada görünmez (eski) bir önderin arkasından insanların büyük kitleler halinde sürüklenmesine sürü psikolojisi diyebiliriz. İnsanların çok azı yönetici yetkinliğine sahiptir, aksi durumda zaten toplum hayatı mümkün olamaz. Sürü psikolojisi ise, yönetici vasfına sahip olmayan yada çeşitli sebeplerden bunu istemeyen bireylerin, hem kendilerini hem de başkalarını tehlikeye atmamak üzere, karar verme yetkilerini bir lidere teslim etmelerinden ibarettir. Gelişmiş ülke demokrasileri buna olası en büyük örneklerden biridir. Kitleleri sürü psikolojisine iten temel güdü ise, ortak ihtiyaçlar ve beraber hareket etme gerekliliğidir. Köylerdeki imeceden, devletlerarası ittifaklara kadar durum bu şekildedir. Buradaki sonucu etkileyen temel faktör ise, kitleleri peşinden sürükleyecek olan liderin karakteristik özellikleridir.
Örneklemenin Dini boyutunda ise, Yaratıcı, insanlara en güzel, en uygun ve en kolay yoldan öğütlemeyi bir Peygamber vasıtasıyla gerçekleştirmiştir. İlahi kitaplara ek olarak, çok sayıda Peygamber gönderilmesinin sebebi de insanın sadece yazılara yada kurallara bakarak hayatını düzenleyemeyeceği; daha çok görerek, yaşayarak öğreneceği şekilde en uygun noktaya doğru yaklaşılabileceğine dayanmaktadır. İnsan için en kolay öğrenme yolu, okuyarak, görerek yada dinleyerek değil, bizzat yaparak öğrenmektir. Bu sürecin kolaylığının getirdiği bir de ‘deneme yanılma’ riski mevcut olduğundan, Dini kurallardan günlük seçimlere, insanlar kendinden önce aynı yolda yürümüş insanların ayak izinden gitmeyi kendi ihtiyaç, beklenti ve tercihlerinden önce sayabilirler.
Sosyal bir yaratık olan insan için, elbette her bireyin kafasına göre hareket etmesi, medeni ihtiyaçlara cevap vermeyecek bir durum meydana getirirdi. Bu yüzden, örneklemenin ve bunun sosyal boyutunun kontrol altında tutulması, hem yasalarla, hem de yazılı olmayan kurallarla sürekli desteklenmektedir. Kişinin, toplum zararına olabilecek davranışlardan kaçınması (Bir sıraya ‘kaynak’ yapması, trafik ışığında kırmızıda geçmesi vb) ve sosyal düzenin, karmaşa ortamından mümkün olduğu kadar uzak tutulabilmesi için gereklidir. Ancak örnek alma davranışı, bunun bir adım ötesine geçtiğinde ise, kişi benliğini kaybedebilmekte, üzerine giyeceği elbiseyi kendi beğenmesinden önce başkalarının beğenilerine göre seçmektedir. Bu problem, kişinin hayat tarzının tamamına yansıdığında ise, yıllar sonunda ortaya çıkan birey, kişinin kendisi değil, çevresinin, akrabalarının ve ailesinin istediği biri haline gelecektir. Daha doğrusu ‘hiç kimse’ haline gelecektir.
Bu gibi istenmeyen durumlardan mümkün olduğunca kaçınmak adına yapılması gereken, insan hayatının her bölümünde olduğu gibi ‘dengeyi tutturabilmek’ ten geçmektedir. Ne toplum huzurunu bozacak derecede asi ve bencil, ne de kendi benliğini yitirecek derecede örnekleme davranışına boğulmuş bireyler istenilen en uygun noktayı temsil etmektedir. Böylece insanlar, kendileri üzerinde çok ağır etkisini süren ama fark etmedikleri ‘Sosyal Baskı’ yı azaltmış, hem de sosyal düzen içerisinde olabilecek en uyumlu şekilde yaşayabilmiş olurlar. Her kafadan bir ses çıkmasından ziyade, üzerinde yeterince düşündükten sonra seçilen liderin arkasından gitmek; son ses rock müzik gürültüsüyle çevredekileri rahatsız etmek yerine kişinin çevresinden aldığı verilerle kendi zevkini birleştirerek elde ettiği yorumla sanatsal ve entelektüel eserleri takip etmek; çevresinin iyi yada güvenilir bulacağı bir işten ziyade maddi olanakları daha düşük bile olsa, kişinin beklentilerine ve ilgi alanlarına daha uygun bir işte çalışmak gibi hayatın birçok noktasında aslında görünmeyen ancak bireylerin ruh ve beden sağlığında önemli rol oynayan noktalara dikkat ettikten sonra örneklemenin ve sürü psikolojisinin çıkarabileceği sorunlardan korkmaya gerek yok. Yapılan iş ne olursa olsun, verilen karar ne olursa olsun; birey, kendi hareketlerinin ‘farkındalığını’ yitirmedikçe atılmış adımlarda tereddüt etmemek gerekli. Zaten adımı atmanın öncesinde olayın her boyutu ele alındığı için, bilinçli atılan adım üzerinde daha fazla düşünmeye ve enerji harcamaya lüzum yok demektir.
Burak Bakay
Toz ve Çamur