2
Ağustos
2007

Kağıtlar

Yoğun sayılabilecek bir insan trafiğine takılmış, gözlerim yerde ilerliyorum. Kaldırımın bordo taşları yer yer avuç içi büyüklüğünde parlak kağıtlarla kaplanmış. Bu yığınlar sürdükçe kaynağı merak ediyorum ben de, başımı kaldırıyorum. Kaldırımın tam orta yerinde bir adam var. Deri ceketli, esmer, uzunca biraz.. Uzaktan anlamaya çalışıyorum hislerini, kendimce anlık senaryo kuracağım, tipik biri çünkü. Fakat sabitlemiş bir yüz ifadesi, anlaşılmaz bakışları var.  Neden baktığımı unutup geri indiriyorum gözlerimi ve kağıtlar hatırlatıyor bana amacımı. Oyalanmıyorum bu sefer, doğruca adamın uzanmış koluna bakıyorum. Yerdekilerden olmalı, zayıf bir kağıt tomarı tutuyor adam. Münasebetsiz duruşu yüzünden rotamı kırıp yürümeme devam ederken yanından geçiyorum adamın. Alacağım kağıtlardan güya da merakim gidecek. Fakat tam ben geçerken o kolu geri çekiyor. Gayr-i ihtiyari dönüp bakıyorum ben de şaşkın şaşkın. Hemen gözlerini kaçırıp işine benim bıraktırdığım yerden devam ediyor. Ayağımın altındaki kağıt hışırtıları bitmeden yavaşlayıp daha dikkatli bakıyorum yırtık pırtık kağıtlara. Yazılar gözümün önünde mana kazanınca anında zihnim işletiyor çarklarını ve öfke duman duman ruhumu sarıyor. Hızımı kesmeden döndürüyorum başımı adama başka gözle bakmak üzere. Nefretimi beslemek için artık kin duyduğum o yüzü belleğeceğim, neye yarar belirsiz. Bakıyorum, adamın kolu yeni birine uzanmış. Alıyor kağıdı yolcu. Okumaya fırsat bulduğu anda neredeyse dehşetle bırakıveriyor elinden. İçimdeki nefret öyle ani bir değişime uğruyor ki ben bile anlayamıyorum. Gülümseme oturuveriyor yüz ifademe. Boşluklar doluları boşaltamıyor, seviniyorum.