26
Kasım
2007

İlk Görüşte, Gerçek Aşk

Aşk kelimesini ağzına sakız yapanlara yada yere göğe sığdıramayan iki gruba da duyurulur:

Öncelikle ilk görüşte aşk denen yüzeysel kavram gerçeklikten son derece uzaktır. Ne gördün de, neyi biliyorsun da, karşındaki insanı ne kadar tanıyorsun da, neye, kime aşık olabiliyorsun? Eğer böyle bir şey varsa tamamen materyalist bir yaklaşımdır. Karşındakinin sadece tenine, fiziğine bakarak onu ne kadar bilebilirsin? Eğer sadece vücuduna bakarak birine aşık oldum yanılgısına düşen varsa, üzülerek söylüyorum ki, onu hayvanlar da yapıyor. Neredeyse hayvanlara da hakaret oldu bu. Öylesine vefalı hayvanlar var ki, eşi öldükten sonra cesedinin başından ayrılmıyor uzun süre, belki açlıktan kendi de ölüyor. Ancak maalesef, özellikle modern toplumda, hatta inançlı toplumlarda bile buna benzer manzaraları izleyebilmekten uzak bulunmaktayız.

İlk görüşte aşk kavramını da bir paragrafta hallettikten sonra esas konuya gelmek istiyorum. Gerçek aşkı bulmak… İlahi aşk… Ölümlü aşktan geçip, sonsuz aşkı bulmak… Somuttan soyuta geçmek, maddiyattan manevi boyuta atlamak… Çok hikayeler var tabi, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin … Yada kendiliğinden tek başına gerçek aşkı bulan Ruhani zatlar var. Şimdi önce, gerçek aşkın tanımını yapalım bu konsept dahilinde. Gerçek aşk, kişinin diğer her çabanın boş, geçersiz ve süreksiz olduğunu algılayarak, tek ve saf sevginin Rabbine karşı olan bağlılık olduğunu anlaması olarak nitelendirilebilir.

Aşkı bu doğrultuda tanımladığımızda, karşı cinse duyulan aşkın, ‘gerçek aşk’ olmadığı ve Mecnun’un Leyla’dan geçtiği gibi aşığın da ‘ruh ikizinden’ geçerek İlâhi sevgiye ulaşması gibi bir süreç çıkar karşımıza. Burada kulağa yanlış gelen pek bir şey yoksa da yanlış yorumlamalar yapılabilir. Elbette, sevilen kişinin, ‘Kainatın Yaratıcısı’ ndan daha çok sevilmesi gibi bir durum yani ‘sevgiliye tapma’ derecesinde bir davranış herkes tarafından sapkınca nitelendirilir. Ancak sevilen kişinin de bu bağlamda tabiri caizse ele ayağa düşürülmesi, hatta karşı cinse karşı olan bu sevginin küçümsenmesi son derece yanlıştır.

Bu sevgilerden ikisi birbirinin karşıtı, zıttı, rakibi değil, birbirinin tamamlayıcısı olmalıdır. Başka bir insanı çok sevmek, bu birlikteliği ve bireylerini Allah’ a yaklaştırıyorsa kutsal bir değer kazanır. İki insanın hayatlarının sonuna kadar beraber yaşamaları, birbirlerine her şartta her konuda destek olabilmeleri için alışılagelmişten çok daha kuvvetli bir bağa ihtiyaçları vardır. Bu bağ için gerekli altyapı da yaratılışta her insanın içine yerleştirilmiştir * İnsan hayatındaki her unsur gibi bu bağ da yanlış yorumlandığında istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Hayat arkadaşını, kendini ve onu da ‘Yaratan’ dan daha fazla sevmek ne kadar sapkın bir davranış ise, aradaki ‘Yaratılmış’ merhamet bağını da küçümsemek, aşağılamak, Allah’ın varlığının delillerinden olan bu sevgiyi de yok saymak da aynı derecede akılsız bir davranıştır. Kişinin bu iki yanlıştan birine sürekli düşüp de farkına var(a)maması ağızdaki iltihabın tekrar tekrar yutulması kadar iğrenç bir durumdur ki bu, normalmiş gibi algılanır ancak arınılması gereken bir sorun daha zararlı olarak bünyeye geri dönmüş olur, dolayısıyla yanlış daha da büyüyerek mevcudiyetine devam eder.

İlâhi aşka yaklaşmakla kalmamış, onu her anlamıyla yaşamış en Yüce insan olan Hz. Muhammed (SAV) her konuda olduğu gibi, bu konuda da en yetkin örnektir. Peygamberimizin, aynı zamanda ilk mümin da olan ilk eşini ne derece sevdiği, kararlarına hiç muhalefet etmediği, beraberliklerinin her döneminde birbirlerine her şartta nasıl destek oldukları birçok sahih kaynakta detaylarıyla izah ediliyor. Hatta Hz. Hatice validemizin vefatını takip eden özellikle birinci yıllık süreçte Peygamberimiz o kadar çok üzülüyor ki, Sahabe Efendilerimiz kaynaklı anlatımlarda bu zaman dilimi ‘Hüzün Senesi’ olarak anılıyor.

Pek içinden çıkılamayan aşk konusuna, karmaşık olmayan bir bakış açısıyla bakalım şimdi. Peygamberimizden daha çok Allah’ı sevdiğini, dolayısıyla ben İlâhi aşkı ondan daha iyi yaşıyorum deme cüretinde olan aklı selim birisi çıkacağını zannetmiyorum. Madem İlâhi aşkı tüm zamanlarda en iyi yaşayan kişi, Hz. Muhammed’ dir ve onun da hayatında çok sevdiği, çok hürmet ettiği, kaybından derin üzüntü duyduğu, kısaca çok bağlandığı eşleri vardır, sınırları helal kavramı ile çizilmek şartıyla sevgiliye duyulan bu aşkı neredeyse ‘günah’ derecesinde gösterip, aşağılamak, bir insanı, Yüce Yaratıcı’ dan daha çok sevmek kadar yanlış bir davranıştır.