7
Ekim
2006

Hayat

Hayat nurlu bir yansıma cismânî aleme öteler ötesinden.. Pek çok varlıkta “Bir”i gösteren.. Bir’in üzerinden Tek’e menfezler açan.. Tek Bir’i, Biricik’i sevdiren, üzerindeki dalgalanmalarıyla O’nun tecellîlerinin… O’na şükrü herşeyin özüne yerleştiren bir ni’met oluşuyla.. O’na medh ü senâ ettiren üstündeki eşsiz san’atıyla.. Ve Hayy u Kayyûm’a kul yapan zîhayatı, kâinatı hayatının temadîsi için onun emrine koşturmakla… 

 

Bir ferdi, neşv ü nemâ bularak, kâinata rabteder hayat. Hayat sahibi ferd bu bağla külliyet kesbeder. Parçalanmayan bir küll, parça parça düşünülemez bir küllî oluverir. Bu hikmetledir ki Kur’an, eşdeğer tutmuştur bir insanın hayatına kıymayı tüm insanlığa kıymakla. (Mâide/32) Bu merbûtiyetten ötürü bütün kâinat zîhayatın hizmetine koşar aşk ve şevk ile.. Zerreler, atomlar üzerine üşüşürler zîhayatın, biz de bir vazîfe alalım diye.. Hayat sahibi beden; atomlar için bir okul, ukbâdaki hayâtiyetleri için bir pratik. Hayat tüm sıfatların menbâı, ruhî faâliyetlerin kaynağı, esmânın dört dörtlük tecellîgâhı ve sıfât-ı ilâhiyenin cilvelerine ma’kes olabilmesi için maddeyi halden hale sokan sihirli iksir. 

 

Hayat madde alemine sızan alem-i melekûttan.. Bir bebek gibi saf, tertemiz; gökten inmiş melek endâmlı… Onun için madde meftûnu körler elli sene uğraştılar hayatın sırrını bulacağız diye ve hâlâ uğraşmaktalar bilimin kendilerine sağladığı tüm imkânlar ile.. Oysa ki hayat her yönüyle saf ve güzel.. Kesîfler arasında Latîf i Kerîm tarafından teksîr edilen letâfetli bir lütûf.. Görelim ve bilelim diye Kendisi’ni esbâb ipine takmadan sunmuş Ma’rûf.. Tıpkı nur gibi, rahmet gibi… 

 

Hayat bir nur ki; aydınlanır onunla kâinat ağacının esrârı.. Meyvesi olmasa dalın, gövdenin kalır mı kuru odundan farkı.. Hayat ışıtmayınca Güneş de Ay da farksız, hepsi birer kemmiyet.. Ve insan; birkaç kemik, bir dilim de et.. Hayat nuru en büyük rahmet.. Kâinatı bir arıya musahhar eden sırlı keyfiyet, tastamam inâyet… 

 

Hayat “levlâke levlâk” nidâsının ardındaki sırlı yapı. Nasıl ki çekirdeğinde mündemiç bütün ağacın hayatı.. Hayat-ı Muhammedîye de şu kâinatın hayatına açılan nurlu kapı… 

 

Hayat cilve-i samedâniyetin parlak bir ayinesi… İnsana hayatının idâmesi için herşeye, dolayısıyla Herşeyin Sahibi’ne muhtaç olduğunu hatırlatan.. Muhtaç öyle bir Zât’a ki; herşey O’na muhtaçken hayat ve hayatın devamı için, Kendisi hiçbir şeye muhtaç değil Hayy u Kayyûm oluşunda… Hayat, insanlara yeni ufuklar açan O’na yaklaşmak için cismâni hayatın arkasındaki hakikî hayatı keşif yolunda. “Tahallâkû bi ahlâkillah” düsturuyla oruç ibadetinde yakalamak sırr-ı kayyûmiyeti… Az yemek, az uyumak, az konuşmak Zât-ı Kayyûm’a tecelligâh olabilmek için. Yemek, içmek, konuşmak ve yorulmak; hepsi hayatın iktizâsı fakat bir tarafta “yaşamak için yemek” varken diğeri “yemek için yaşama”yı tercih Sokrates’ın ifadeleriyle. Ve belki az uyumak “Hüve’l-Hayyu’l-Kayyûmü lâ te’huzûhü sînetün velâ nevmün” (Bakara/255) ayetinin ufkuna bir ayine… Bu çabalarla örgülenmiş hayat, âmûdî bir yükseliş zamanın üzerinde ve kulak vermek “Cismâniyetten çık, hayvâniyeti bırak; kalb ve ruhun derece-i hayatına yüksel!” buyruğuna. 

 

Hayat ebedî olunca güzel, yani zamanı aşınca.. Onun için müjdeleniyor Cennet hayatı “hâlidîne fîhâ ebedâ” (Bakara/25, Âl-i İmrân/15, Tâ Hâ/76, Furkan/16, Ankebût/58) lafzıyla. Ve gerçek hayat ufku olarak gösteriliyor âhiret hayatı âyetle. (Ankebût/64, En’am/32) Yine onun için kendilerini hep hayy biliyorlar, oyalanmadan ötürü birşey olmayan dünya hayatını O’nun yolunda fedâ edenler…(Bakara/154) Ve bu zâviyeden bakan Nebî’nin nazarında, meyyîtten farkı kalmıyor Hayat Şuâlarının Güneşi’ni inkâr eden kâfirin. İşte bu noktada hayat ile iman özdeşleşiyor; “iman hayatın hayatı hem nuru hem esası” oluyor. Bir tane hayat sahibini birşeyde istihdâm etmek yüz tane ölüyü tavzîf etmekten yüz kat kolay olması hasebiyle “milletin ihyâsı” kapısının kilidine sadece “ihyâ-yı din” anahtarı uyuyor. Ve zamanla paslanan bu kapıyı açmak için Zât-ı Rahîm; her asırda bir müceddid gönderiyor elinde nurlu bir anahtarla, dine ve millete yeniden hayat aşılasın diye… 

 

Ne mutlu yaşatmak için yaşayan ve sadece yaşayabilmek için cismaniyetini tatmine vakit ayıran, ölmeden önce şehîdlik pâyesine ermiş hayat sahiplerine..! Ve belki bu sır ile bakmalı yataklarında ölüp de şehit olanların haline..