Ekim
2006
Hakikat
İnsanlar üçe ayrılırmış; rızık etrafında dönen hayatlarını evirip çeviren üç saiğe göre. Kuvve-i şeheviye birincisi; yani nefsinin ve nefislerin ne istediğini en iyi bilenlerin sahip olduğu. Ezilmek de var tabiki altında isteklerin ama ruhun da isteklerini en iyi bunlar anlarmış.
Kuvve-i gadabiye ikincisi; yani gayretin temsilcisi olmak için gerekli dürtü. İsteyebilmek ve peşinde koşabilmek için bir şeyin hırs ve öfke duymalıymışsınız demek ki. Kaçırmamak lazım elbette ölçüyü, eğilebilmek hakkın önünde kırar kibrini hükmetme sevgisinin.
Kuvve-i akliye üçüncüsü; perde arkasını aralar görünenin. Fikir kuvvettir ya, fikrin hamîlerinin tetikleyicisidir kuvve-i akliye. Anlamayanlar polemik, felsefe, diyalektik deyip küçümsese de her işin temelinde yatar bir düşünce kıvılcımı. Değişiklikler düşünceyle başlar, dış içe çevrilecektir eninde sonunda.
Bu üç yol destur imiş üç taifeye, her şey zihinlerde başlıyor ise biz de kuvve-i akliye sahipleri ile devam edelim yola.
Bilmese de gadab duyanlar ve isteyenler, başka bir aklın çizdiği rota içindedir tüm yapabildikleri. Asıl kibir aklını kullananlardadır, değil mi ki zaten avam-havas ayrımı yapanlarda onlar.
Eşya ile münasebetleri arkasında sakladıklarıyladır. Bilginin ötesinde yakin isterler, ateşi görmek yetmez onda yanmak isterler.
Batın zahirden çekicidir. Çünkü iç dışa galip gelecektir elbet. Somut şeylerdir yapabildikleri amma soyut somuta hükmeder nazarlarında.
Hakikattir söylemlerinin temeli. Hayal ve kuruntu istemezler, Hakim olanın hikmetleridir ulaşmak istedikleri.
Kelimeler silahlarıdır, hakikat düşmanları öylece korkarlar, dostlar ise öylece korunurlar. Yanlış ele düşerse silah olan hakikate olur, kaybedense insanlık.
Akıl olmazsa olmaz, fiziksel duyumlar ve hisler aldatıcı, varsa bir hakikat uğrayacaktır elbet akl-ı selime.
Bu yolda düşenler var elbette. Onlar hakikat avındayken heva ve zanlarına kurban olanlardır. Benim hitabım ehli edebe, hakikatin peşinde koşarken aşkını koruyanlara, aklederken kalbini unutmayanlara…
Meğersem hakikat bir hiç imiş. İlahi hitabın neticesi hakikatin söylemi değilmiş. Hakikatin en yüksek mertebeleri cüz kalırmış şeriatın yanında. Akletmek bağlamak demekmiş, bulmak değil. İlim ise bildirmek içinmiş bilmek için değil. Hakikat sevgisi rampa yerine oyuncakta olabilirmiş yani.
Bencileyin bilin istedim, hakikat içre ne hakikatler varmış…
04.26.2004