<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>SAMDergi</title>
	<atom:link href="http://www.warnerblade.com/t/sd/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.warnerblade.com/t/sd</link>
	<description></description>
	<pubDate>Wed, 07 May 2008 15:16:54 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Unutma ve türevlerine dair</title>
		<link>http://www.warnerblade.com/t/sd/unutma-ve-turevlerine-dair</link>
		<comments>http://www.warnerblade.com/t/sd/unutma-ve-turevlerine-dair#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 15:12:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Bakay</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=189</guid>
		<description><![CDATA[unutmak, hatırlamak, anımsamak, unutamamak
unutkanlık değil kastım, o şu başlıkta incelenmiş anladığım kadarıyla
http://www.warnerblade.com/f/viewtopıc.php?t=2370
kişileri, olayları, yapacaklarını unutmaktan çok fiil olarak unutmanın hayatımızda nereyi işgal ettiği
işgal edişinden memnuniyetimiz/memnuniyetsizliğimiz
farkında olmadan unutup gittiklerimiz
dahası iste

birkaç gündür zihnimi işgal ediyor unutma eylemi, latife tekin in unutma bahçesi ziyaretime geliyor.
nedir diyorum insanın unutmayla alıp veremediği. benim alıp veremediğim ne dahası?
unutarak hayatın üstüme üstüme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>unutmak, hatırlamak, anımsamak, unutamamak</p>
<p>unutkanlık değil kastım, o şu başlıkta incelenmiş anladığım kadarıyla<br />
http://www.warnerblade.com/f/viewtopıc.php?t=2370</p>
<p>kişileri, olayları, yapacaklarını unutmaktan çok fiil olarak unutmanın hayatımızda nereyi işgal ettiği<br />
işgal edişinden memnuniyetimiz/memnuniyetsizliğimiz<br />
farkında olmadan unutup gittiklerimiz</p>
<p>dahası iste</p>
<p><a href="http://imageshack.us/" target="_self"><img src="http://img220.imageshack.us/img220/75/bahceunutmabeniyb2.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
<p>birkaç gündür zihnimi işgal ediyor unutma eylemi, latife tekin in unutma bahçesi ziyaretime geliyor.<br />
nedir diyorum insanın unutmayla alıp veremediği. benim alıp veremediğim ne dahası?<br />
unutarak hayatın üstüme üstüme yürüyen yanlarından saklandığımı farkediyorum, unutusun nasıl bir nimet olduğunu.<br />
geriye dönüp de yaptığı hatalarla cedelleşerek ileriye adım atamıyor insan, unutuyor bir yerden sonra.<br />
geride kalanlara el sallarken önündekileri yıkıp geçebilir, unutuyor yüreğinde izi kalanları.<br />
geçmiş güzel günler, yaş ilerledikçe daha bir candan hey gıdı denen günleri anarak geçmiyor zaman, güzel, acı ne varsa geçmişte unutarak yürüyebiliyorum ancak.<br />
&#8216;unutmalarda gizleniyorum&#8217;&#8230;</p>
<p>bir de ne göreyim, daha kimler kimler saklanmış aynı unutma bahçesine. önce latife tekin le karşılaşıyorum. unutarak yaşayabilmek için bir bahçe kurmuş, unutamamanın verdiği acıyı geride bırakarak unuttuklarından bir hayat inşa etmek için toplamış romanın kahramanlarını bahçeye.</p>
<p>bahçeden bir &#8216;unutma beni&#8217; çiçeği koparıp köklüyorum, sadık yalsızucanlar in minik öğrencisi hatice yı &#8220;anımsıyorum&#8221; yakaza romanından.<br />
o da ne karşımda sezen aksü. beni unutma diyor yıllar öncesinden gelen sesiyle, bilirsin unutulmak dokunur ya her insana.<br />
unutulmak bir yok oluş olduğu için insan kabullenemiyor belki. bir insanın zihninden kalbinden silinip gitmek, biryerlerde varlığından vazgeçmek ağır olan. yine bir varlık kaygısı, var olma çabası&#8230;hangi şairdi ölümden yana korkum yok, tek korkum unutulmak diyen?</p>
<p>beni unutma diye seslenen başkalarını &#8220;hatırlıyorum&#8221; o zaman, esmeray miydi sevdiğinin boğazında bir hıçkırık olarak hatırlanmak isteyen sitem dolu şarkıyı söyleyen? unutma beni, unutama beni<br />
bir de sevdikleri tarafından unutulmak isteyenler var. sobeliyorlar bizi unutma bahçesinde. tarkan dan geliyor önce<br />
unut unut beni yüzüm yaralar seni alışamazsın<br />
ortaokul yıllarıydı sanırım, can acıtacak duygusal şarkılar yapardı arada tarkan.<br />
gerçekçi bir bakış açısına sahip candan erçetin. fani dünyanın fani sevgilerinde beka iddia etmenin anlamsızlığına dikkat çekiyor,<br />
unut sevme beni, bu aşkın sonu<br />
ne yazık ki hicran gözyaşı dolu.<br />
nasıl olsa sonu gelmeyecek mi</p>
<p>her güzel şey gibi bitmeyecek mi<br />
fanı dünyanın fenalığına insan unutarak katlanıyor demek.<br />
sevdiğinin gittiği yerde unuttuğu emre aydını da ben sobeledim, bahçenin bir köşesinde unutulmuş gitmişti.</p>
<p>bir de sitem eden biri vardı adını &#8220;unuttuğum&#8221;, unuttun beni zalim diyordu, hatta arabesk versiyonlu bir tekerleme bile vardı unutulmaya dair. unutma unutulanlar &#8230;</p>
<p>unutmak şifa, unutmak deva çoğu zaman. fenalıklarda kaybolup gitmemenin çaresi.<br />
unutmadan untuma bahçesinin beni vuran cümlesiydi : &#8220;unutacağımız hıçbir şey kalmayana dek her şeyi unutabilsek tanrıyla karşılaşacağız ama oraya kadar unutmayı beceremiyoruz bir türlü&#8221;</p>
<blockquote><p>bir de bu var:</p>
<p>&#8221;Unuttuğu için mı delirir insan, unutamadığı için mi? Bir daha asla geri dönemeyeceğiz; bir daha asla cennet bahçesine dönemeyeceğiz, masumiyete dönemeyeceğiz, Auschwitz öncesine, Hiroşıma öncesine dönmeyeceğiz, Vietnam öncesine, Cezayir, Filistin, Irak öncesine dönemeyeceğiz&#8230;</p>
<p>Maraş öncesine, 1 Mayış &#8216;77 öncesine, 12 Eylül öncesine, Sivas öncesine, &#8220;hayata dönüş operasyonu&#8221; öncesine dönmeyeceğiz!</p>
<p>Hepimize dışkı yedirilmemiş gibi, makadımıza çöp sokulmamış gibi, kolumuzu iş makinesi koparmamış gibi yapamayız;</p>
<p>kurşuna dizilmemişiz gibi, işkence görmemişiz gibi, gece başkınlarında götürülmüş ve bir daha geri dönmemişiz gibi yapamayız.</p>
<p>Çocukluğumuza tecavüz edilmemiş gibi, aşklarımız ve inançlarımız elimizden sökülp alınmamış gibi, töre cinayetlerinde öldürülmemiş, bilmem kaç kez çığlık çığlığa uyanmamışız gibi duvara&#8230;</p>
<p>unutamayız&#8230;</p>
<p>televizyon karşısına geçip, sersem sersem gülp oynayanları aynı şevk ve heyecanla seyredemeyiz hıçbir şey olmamış gibi&#8230;&#8221;</p>
<p>Işık Ergüden</p>
<p>&#8220;Hiçbir Şeyi Unutmak İstememiştim Ben&#8221; / Mektup</p></blockquote>
<p>- <strong><em>escape</em></strong></p>
<p class="nav-header"><a href="http://www.warnerblade.com/f/index.php">warnerblade Forum</a> » <a href="http://www.warnerblade.com/f/viewforum.php?f=24">yaşam</a> » <a class="nav-current" href="http://www.warnerblade.com/f/viewtopic.php?t=2745&amp;start=0&amp;postdays=0&amp;postorder=asc&amp;highlight=">unutma ve turevlerine dair</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.warnerblade.com/t/sd/unutma-ve-turevlerine-dair/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Cümleyi bi ifade biçemi olarak kullanmamdan ötürü</title>
		<link>http://www.warnerblade.com/t/sd/cumleyi-bi-ifade-bicemi-olarak-kullanmamdan-oturu</link>
		<comments>http://www.warnerblade.com/t/sd/cumleyi-bi-ifade-bicemi-olarak-kullanmamdan-oturu#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 12:53:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Bakay</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Toz ve Çamur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=188</guid>
		<description><![CDATA[Cümleyi bi ifade biçemi olarak kullanmamdan ötürü ve karşımda da son derece zeki insanların leb demeden tattaravalliyi anlayan insanların olduğunun bilmemden bilmukabil, cümlenin yaklasik ortalarında basını unutmamla beraber toparlamaya kasmamam, daha acizane bi ifade ile üşenmem konusunda yada cümleyi kapatmam (toparlamam) noktasında artık bi paragraf haline gelmekte olan cümlenin ilk kısmıyla halihazırda hiçbir bağlantı ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cümleyi bi ifade biçemi olarak kullanmamdan ötürü ve karşımda da son derece zeki insanların leb demeden tattaravalliyi anlayan insanların olduğunun bilmemden bilmukabil, cümlenin yaklasik ortalarında basını unutmamla beraber toparlamaya kasmamam, daha acizane bi ifade ile üşenmem konusunda yada cümleyi kapatmam (toparlamam) noktasında artık bi paragraf haline gelmekte olan cümlenin ilk kısmıyla halihazırda hiçbir bağlantı ve bağıntısının bulunmaması konusunda duygu ve düşüncelerimi ifade etmekten kıvanç duyarım.</p>
<p>Samdergi&#8217; ye daha sık, daha çok yazı gönderilmesi temennisiyle.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.warnerblade.com/t/sd/cumleyi-bi-ifade-bicemi-olarak-kullanmamdan-oturu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Geçiş</title>
		<link>http://www.warnerblade.com/t/sd/gecis</link>
		<comments>http://www.warnerblade.com/t/sd/gecis#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 May 2008 19:07:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hafsa</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Boş Satırlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=187</guid>
		<description><![CDATA[Yığınıma bakıyorum eğreti bir nazarla. Cahilim şimdi, bilmiyorum hangi taraf sağım. Halimden ürkmek için davranmıyor vücudum. Saçlarım kadar sakin, irademi bekliyor sanki atmak için kalbim. Karşı duvarda bir resmim
Ne kadar bilgisizim
Etraf siluet dolu, aynı etraf çok ıssız
Acıyor boşluklarım, eyvahlarım telaşsız
-
Bedenim hissiyatıma kindarane bakıyor
Sanki yetmiş senedir bu firakı bekliyor
Bir nesne görsem aşina, bir maddeyle son bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="0cm 0cm 0pt;"><span style="Calibri;"><span style="small;">Yığınıma bakıyorum eğreti bir nazarla. Cahilim şimdi, bilmiyorum hangi taraf sağım. Halimden ürkmek için davranmıyor vücudum. Saçlarım kadar sakin, irademi bekliyor sanki atmak için kalbim. Karşı duvarda bir resmim<br />
</span></span><span style="Calibri;"><span style="small;">Ne kadar bilgisizim<br />
</span></span><span style="Calibri;"><span style="small;">Etraf siluet dolu, aynı etraf çok ıssız<br />
</span></span><span style="Calibri;"><span style="small;">Acıyor boşluklarım, eyvahlarım telaşsız<br />
</span></span><span style="Calibri;"><span style="small;">-<br />
</span></span><span style="Calibri;"><span style="small;">Bedenim hissiyatıma kindarane bakıyor<br />
</span></span><span style="Calibri;"><span style="small;">Sanki yetmiş senedir bu firakı bekliyor<br />
</span></span><span style="Calibri;"><span style="small;">Bir nesne görsem aşina, bir maddeyle son bir nisyan<br />
</span></span><span style="Calibri;"><span style="small;">Bir el deyse, laf söylese bir ziruh bir muhsin insan!<br />
</span></span><span style="Calibri;"><span style="small;">Bakışlarım cayır cayır, gözlerim ölgün<br />
</span></span><span style="Calibri;"><span style="small;">Rengim hiç olmadığı bir tonunda bugün..<br />
</span></span><span style="Calibri;"><span style="small;"> -<br />
</span></span><span style="Calibri;"><span style="small;">Beynimde büyüyen taş günahlarım mı<br />
</span></span><span style="Calibri;"><span style="small;">Görüntü mü kayboldu gözlerim mi kapandı</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.warnerblade.com/t/sd/gecis/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BORSA Ve VOB a dair&#8230;..</title>
		<link>http://www.warnerblade.com/t/sd/borsa-ve-vob-a-dair</link>
		<comments>http://www.warnerblade.com/t/sd/borsa-ve-vob-a-dair#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2008 19:16:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>fatihH</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ecoprof]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=186</guid>
		<description><![CDATA[VOB&#8230;&#8230;
Vadeli opsiyon piyasalar&#8230;&#8230;
arkadaşlar vob da endeks, döviz, reel varlıklar alıp satabilirsiniz.
Bunun için aracı kurumunuzdan vob işlemleri için risk bildirim sözleşmeleri imzalamanız lazım&#8230;
endeks olarak imkb100 ve imkb30 endeksleri mevcut.
döviz olarak da euro ve dolar&#8230;
genelde büyük firmalar döviz açık poziyonlarına karşı uluslararası alanda yıllardır vadeli işlemleri yapmaktalar idi&#8230;
Türkiye de zannedersem 2007den itibaren vadeli işlemleri de birer piyasa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>VOB&#8230;&#8230;</strong></em><br />
Vadeli opsiyon piyasalar&#8230;&#8230;</p>
<p>arkadaşlar vob da endeks, döviz, reel varlıklar alıp satabilirsiniz.</p>
<p>Bunun için aracı kurumunuzdan vob işlemleri için risk bildirim sözleşmeleri imzalamanız lazım&#8230;</p>
<p>endeks olarak imkb100 ve imkb30 endeksleri mevcut.<br />
döviz olarak da euro ve dolar&#8230;</p>
<p>genelde büyük firmalar döviz açık poziyonlarına karşı uluslararası alanda yıllardır vadeli işlemleri yapmaktalar idi&#8230;<br />
Türkiye de zannedersem 2007den itibaren vadeli işlemleri de birer piyasa haline geitrdiler.</p>
<p>Peki vadeli işlem nedir?</p>
<p>örnek olarak&#8230;..</p>
<p>Ben doların haziran sonunda 1,40ları aşacağına inanıyorum&#8230;<br />
vadeli işlemler piyasasında ise bu tutar 1,32&#8230;..<br />
öyleyse ben kontrat satın alıyorum&#8230;.</p>
<p>kontrat alırken paranın tümünü kullanmıyorum&#8230;<br />
aracı kurumlara göre değişmekle birlikte %25 civarı bir teminat ile kontrat satın alıyorum&#8230;<br />
100000 dolar aldım. 1,32 den&#8230;.<br />
bu doların teslimatı fiziki olarak haziranın son iş günü..<br />
banka benden 25 bin dolar teminatı alıyor. repo falan yapıyor&#8230;<br />
mayıs ayına geldiğimizde haziran sonu kontrat fiyatı olarak 1,52 olmuş&#8230;.<br />
ben hep poziyonumu kapatıyorum.short(satış) işlemi yapıyorum..<br />
benim karım 25 bin doların reposu artı 1,52-1,32=0,2<br />
0,2*100000=20000 ytl </p>
<p>gördüğünüz gibi yaklaşık 25 bin dolarlık teminat ile 20000 ytl para kazandım&#8230;</p>
<p>tabiki bu güzel bir tablo&#8230;.</p>
<p>aksi durumda neler oluyorpeki.</p>
<p>çok sert bir düşüş olduğu takdirde,<br />
örneğin endeks aldık<br />
imkb100 ü haziran için 40000 den aldık diyelim&#8230;<br />
100000 ytl için 20000ytl teminat yatırmış olalım.<br />
bi anda sert bir düşüş yaşandı.<br />
haziran sonu kontratlara yatırdığınız 100000, 86000 e düştü&#8230;.<br />
sizin teminatınızın %70 i kadar zarar olduğu için, aracı kurum sizden rakamınızı 100000 e tamamlamanızı ister,<br />
yapamazsanız endeks kontratlarınızı zararına satar&#8230;.</p>
<p>HEDGE<br />
hedge etmek, piyasa profosyonellerinin vazgeçilmezidir&#8230;<br />
alternatif piyasa enstrumanları ile riskinizi çeşitlendirmektir&#8230;.<br />
örneğin imkb30 kağıtlarından 100000YTL lık hisse senediniz olsun&#8230;<br />
endeksin çıkacağına eminsiniz.<br />
ama tüm olağan dışı durumlara karşı<br />
imkb30dan short poziyon alırsınız..<br />
tabiri caizse açığa satarsınız&#8230;</p>
<p>örneğin 20000YTLteminat ile short pozisyonumuz olsun&#8230;.<br />
yaklaşık 80000Ytl ile bugun aldığınız kontratların<br />
parasını düşük endeks üzeirnden ödersiniz&#8230;</p>
<p>böylelikle bir yandan kaybederken diğer yandan kazanmış olursunuz..</p>
<p>tabi ki birebir hedge etmenin anlamı olmaz&#8230;.</p>
<p>vadeli işlemlerde fiziki teslimat oranı %10 u geçmemekte&#8230;<br />
vade bitimine sıfır kar zarar hesabı ile portföy yapıp<br />
uygun zamanlarda al sat yaparak,<br />
korunmalı bir şekilde para kazanabilirsiniz&#8230;..</p>
<p>arkadaşlar bu yazı gelen sorulara göre devam edecek&#8230;.<br />
umarım yararlı olur&#8230;.</p>
<p>saygılar<br />
fth hyt</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.warnerblade.com/t/sd/borsa-ve-vob-a-dair/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Örnekleme Davranışı</title>
		<link>http://www.warnerblade.com/t/sd/ornekleme-davranisi</link>
		<comments>http://www.warnerblade.com/t/sd/ornekleme-davranisi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Mar 2008 14:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Burak Bakay</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Toz ve Çamur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/ornekleme-davranisi</guid>
		<description><![CDATA[Örnek almak insanın yaratılışında olan bir unsur&#8230; Hem psikolojik anlamda, hem de sosyolojik anlamda çok konuyu ilgilendiren bu durum, aslında çok karşılaşılan ve fark edilmeyen bir hayalet gibi hayatımızın her anında kendine yer etmiş. Bireyin yaşamında karşılaşabileceği birçok şey gibi, örnek alma ve ilintili diğer paralelleri de, iyi yorumlanabildiği gibi kötü taraflara da çekilebilmekte. Hiçbir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Örnek almak insanın yaratılışında olan bir unsur&#8230; Hem psikolojik anlamda, hem de sosyolojik anlamda çok konuyu ilgilendiren bu durum, aslında çok karşılaşılan ve fark edilmeyen bir hayalet gibi hayatımızın her anında kendine yer etmiş. Bireyin yaşamında karşılaşabileceği birçok şey gibi, örnek alma ve ilintili diğer paralelleri de, iyi yorumlanabildiği gibi kötü taraflara da çekilebilmekte. Hiçbir şeyi tadında yaşamayı beceremeyen ‘uç’ toplumlar içinse, bu spektrumdaki genişlik tahmin edilenden daha fazla olabiliyor.</p>
<p>Artı yada eksi yönlerine bakmadan önce, örnek almanın hayatımıza ne denli girdiğine kısaca değinelim. Trafikte öndeki aracı takip etmemiz, sırada beklememiz, yöresel yada şehir ağzına uygun şekilde konuşmamız ve üslubumuz, giydiğimiz elbiselerimiz; kısaca hayatımızın her noktasında örneklemeden faydalanır ve etkileniriz. İnsan olmanın gereği anlamında, optimum noktada yoğunlaştığımızda toplum ortalamasına da yaklaşmış olmanın verdiği doğal bir birleşim ve çekim de mevcuttur. Ancak bu doğal birleşim aralığında ve dolayısıyla bu çekimin etkisinde olmadan etkilenen davranışlarımız da yok değildir.</p>
<p>Psikolojik anlamda ele alındığında, örnek almadan bir şeyi ilk defa gerçekleştirmenin zorluğu ve bu riskin iticiliği kişi için sürekli güncelliğini koruyan bir faktördür. Pazarlama alanında bile, böylesine bir riski daha önce almış insanların seçimlerini benimsemek de bu özelliğin ürünüdür. Örneğin daha önceden araştırıp ve sıfır km bir araç almış olan bir tanıdığınızın sözleri, sizin için araçların teknik verilerinden daha etkili olabilir. Olumlu ve olumsuz anlamda&#8230; Bu yüzden tekrar onlarca seçim arasından doğruyu seçebilmek adına hareket ederken, kişisel tercihlerden ve beğenilerden uzaklaşıp, tarif edilen yol üzerine hareket etmede daha kararlı olunabilmektedir.</p>
<p><img src="http://img143.imageshack.us/img143/8664/emobybebzgx4.jpg" /></p>
<p>Olayın sosyolojik boyutu ele alındığında akla gelen ilk kavramlardan olan sürü psikolojisi ise, örnekleme davranışının kitleler tarafından benimsenmesi sonucunda oluşan durumu nitelemektedir. Güncel yada görünmez (eski) bir önderin arkasından insanların büyük kitleler halinde sürüklenmesine sürü psikolojisi diyebiliriz. İnsanların çok azı yönetici yetkinliğine sahiptir, aksi durumda zaten toplum hayatı mümkün olamaz. Sürü psikolojisi ise, yönetici vasfına sahip olmayan yada çeşitli sebeplerden bunu istemeyen bireylerin, hem kendilerini hem de başkalarını tehlikeye atmamak üzere, karar verme yetkilerini bir lidere teslim etmelerinden ibarettir. Gelişmiş ülke demokrasileri buna olası en büyük örneklerden biridir. Kitleleri sürü psikolojisine iten temel güdü ise, ortak ihtiyaçlar ve beraber hareket etme gerekliliğidir. Köylerdeki imeceden, devletlerarası ittifaklara kadar durum bu şekildedir. Buradaki sonucu etkileyen temel faktör ise, kitleleri peşinden sürükleyecek olan liderin karakteristik özellikleridir.</p>
<p>Örneklemenin Dini boyutunda ise, Yaratıcı, insanlara en güzel, en uygun ve en kolay yoldan öğütlemeyi bir Peygamber vasıtasıyla gerçekleştirmiştir. İlahi kitaplara ek olarak, çok sayıda Peygamber gönderilmesinin sebebi de insanın sadece yazılara yada kurallara bakarak hayatını düzenleyemeyeceği; daha çok görerek, yaşayarak öğreneceği şekilde en uygun noktaya doğru yaklaşılabileceğine dayanmaktadır. İnsan için en kolay öğrenme yolu, okuyarak, görerek yada dinleyerek değil, bizzat yaparak öğrenmektir. Bu sürecin kolaylığının getirdiği bir de ‘deneme yanılma’ riski mevcut olduğundan, Dini kurallardan günlük seçimlere, insanlar kendinden önce aynı yolda yürümüş insanların ayak izinden gitmeyi kendi ihtiyaç, beklenti ve tercihlerinden önce sayabilirler.</p>
<p>Sosyal bir yaratık olan insan için, elbette her bireyin kafasına göre hareket etmesi, medeni ihtiyaçlara cevap vermeyecek bir durum meydana getirirdi. Bu yüzden, örneklemenin ve bunun sosyal boyutunun kontrol altında tutulması, hem yasalarla, hem de yazılı olmayan kurallarla sürekli desteklenmektedir. Kişinin, toplum zararına olabilecek davranışlardan kaçınması (Bir sıraya ‘kaynak’ yapması, trafik ışığında kırmızıda geçmesi vb) ve sosyal düzenin, karmaşa ortamından mümkün olduğu kadar uzak tutulabilmesi için gereklidir. Ancak örnek alma davranışı, bunun bir adım ötesine geçtiğinde ise, kişi benliğini kaybedebilmekte, üzerine giyeceği elbiseyi kendi beğenmesinden önce başkalarının beğenilerine göre seçmektedir. Bu problem, kişinin hayat tarzının tamamına yansıdığında ise, yıllar sonunda ortaya çıkan birey, kişinin kendisi değil, çevresinin, akrabalarının ve ailesinin istediği biri haline gelecektir. Daha doğrusu ‘hiç kimse’ haline gelecektir.</p>
<p>Bu gibi istenmeyen durumlardan mümkün olduğunca kaçınmak adına yapılması gereken, insan hayatının her bölümünde olduğu gibi ‘dengeyi tutturabilmek’ ten geçmektedir. Ne toplum huzurunu bozacak derecede asi ve bencil, ne de kendi benliğini yitirecek derecede örnekleme davranışına boğulmuş bireyler istenilen en uygun noktayı temsil etmektedir. Böylece insanlar, kendileri üzerinde çok ağır etkisini süren ama fark etmedikleri ‘Sosyal Baskı’ yı azaltmış, hem de sosyal düzen içerisinde olabilecek en uyumlu şekilde yaşayabilmiş olurlar. Her kafadan bir ses çıkmasından ziyade, üzerinde yeterince düşündükten sonra seçilen liderin arkasından gitmek; son ses rock müzik gürültüsüyle çevredekileri rahatsız etmek yerine kişinin çevresinden aldığı verilerle kendi zevkini birleştirerek elde ettiği yorumla sanatsal ve entelektüel eserleri takip etmek; çevresinin iyi yada güvenilir bulacağı bir işten ziyade maddi olanakları daha düşük bile olsa, kişinin beklentilerine ve ilgi alanlarına daha uygun bir işte çalışmak gibi hayatın birçok noktasında aslında görünmeyen ancak bireylerin ruh ve beden sağlığında önemli rol oynayan noktalara dikkat ettikten sonra örneklemenin ve sürü psikolojisinin çıkarabileceği sorunlardan korkmaya gerek yok. Yapılan iş ne olursa olsun, verilen karar ne olursa olsun; birey, kendi hareketlerinin ‘farkındalığını’ yitirmedikçe atılmış adımlarda tereddüt etmemek gerekli. Zaten adımı atmanın öncesinde olayın her boyutu ele alındığı için, bilinçli atılan adım üzerinde daha fazla düşünmeye ve enerji harcamaya lüzum yok demektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.warnerblade.com/t/sd/ornekleme-davranisi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yazık Oldu&#8230;</title>
		<link>http://www.warnerblade.com/t/sd/yazik-oldu</link>
		<comments>http://www.warnerblade.com/t/sd/yazik-oldu#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Mar 2008 11:55:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>fatihH</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ecoprof]]></category>

		<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[Yazık oldu, hemde çok yazık….
 
Yüce önder Mustafa Kemal Atatürk ün 1932 de kurduğu Türk Dil Kurumunun Genel Türkçe Sözlüğünde geçen bazı kelimelerin anlamını vererek yazıma başlamak istiyorum…..
 
Sosyalist:  toplumcu
Toplum:  Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet…
 
Halkçı:     Halkın yararı için uğraşan kimse, popülist.
 
Demokrat:     Demokrasi yanlısı.
 
Demokrasi:     Halkın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazık oldu, hemde çok yazık….</strong><br />
 <br />
Yüce önder Mustafa Kemal Atatürk ün 1932 de kurduğu Türk Dil Kurumunun Genel Türkçe Sözlüğünde geçen bazı kelimelerin anlamını vererek yazıma başlamak istiyorum…..<br />
 <br />
<strong>Sosyalist</strong>:  toplumcu<br />
<strong>Toplum</strong>:  Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet…<br />
<strong> <br />
Halkçı</strong>:     Halkın yararı için uğraşan kimse, popülist.<br />
 <br />
<strong>Demokrat:</strong>     Demokrasi yanlısı.<br />
 <br />
<strong>Demokrasi:</strong>     Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi, el erki, demokratlık.<br />
 <br />
<strong>Laiklik</strong>: hukuk  Laik olma durumu, laisizm.  Devlet ile din işlerinin ayrılığı, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması, laisizm:<br />
 <br />
<strong>Özgürlük</strong>:    Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî:<br />
 <br />
Aslında bu kelimelerle başlamak yorumu bile yersiz bırakıyor…. Öyle bir ülke düşünün ki,  bir parti seçimlerde halkın %34,9 unun oyunu alıyor. Aradan geçen yaklaşık 5 yıl sonraki seçimlerde de halkın %46,58 inin oyunu alıyor…  5 yılda oyunu 5,5 milyon kişi arttırarak, halkın teveccühünü kazanıyor.<br />
 <br />
 <br />
Sonra birisi çıkıp  34 milyon seçmenin 16 milyonundan fazlasının oyunu alan bir parti için &#8220;Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği&#8221; ni söylüyor… Ne kadar 21.yy içine girmiş olsak da, ne kadar AB kapısına kadar dayanmış olsak da, bu ancak Muz Cumhuriyetinde olur dostlar…. Terminolojik olarak inceleyecek olursak,<br />
Laiklik kavramı devlet ve din işlerinin ayrılığını,  din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olmasını ifade eder. Din ve vicdan özgürlüğü ifadesinde geçen özgürlük kavramını açmak gerekirse, özgürlük herhangi bir kısıtlamaya zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme,davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumunu ifade eder. Yani laiklik, devletin bireylerinin inançlarını özgürce yaşayabilmesini garanti altına alır…<br />
 <br />
İddianamenin detaylarını şuan itibariyle bilemiyoruz tabi ki, yalnız bugüne kadar kamuoyuna yansıyan hadiselerden ötürü tahminlerimizde yok değil… Bazı milletvekillerinin Türban ile ilgili söylemleri, Cumhurbaşkanı seçim sürecinde yaşananlar, bazı siyasal kadrolaşma diye adlandırılan oysaki her siyasi dönemde yaşanan kadrolaşmalar….<br />
 <br />
Demokratik toplumlarda insanlar görüşlerini rahatça ifade edebilmeleri gerekir. Nereye kadar ifade edebilirler?, başkalarının yasal haklarını kısıtlayana kadar…Milletin seçtiği bir kişi, milletle buluşmasında kamusal alanlarda da başörtüsü serbest olmalıdır demesi onun demokratik hakkıdır. Hele ki bu kişi 16 milyon kişinin görüşünü yansıtıyorsa, bu sözü istediği ortamda dillendirebilir, demokrasiye inanıyorsanız, demokrasinin gereği budur… İşinize gelse de, gelmese de budur…<br />
 <br />
Türban ile ilgili söylemlere gelince insanları izlerken güleyim mi ağlayım mı bilemiyorum. Bir kadın düşünün, başı açık, bugün saçı kısa yarın uzun, bugün uzun, yarın kısa, bugün siyah, yarın sarı, bugün fönlü, yarın dalgalı…. Eskiden kadınlarımızın saçı kısaydı, siyahtı, şimdi sarı diye kimin buna müdahale hakkı var söyler misiniz? Başı açık bir kadının saç modeline kim karışabilir? Siz, hangi cesaretle, kendinizi ne sanarak, insanların baş bağlama şekline göre örtünenleri kategorize edebiliyorsunuz…  Ne cüretle insanların dini inançları gereği taktıkları başörtüsü/türbana,  siyasal bir simge diyebiliyorsunuz.  Bu ülkede dini konularla ilgili yetkili tek merci Diyanet İşleri Yüksek kuruludur ve bu kurul çok açık ve net bir şekilde kadının saç telinin başka erkeklere mahrem olduğunu ifade etmektedir. Bunu bile bile, sadece inançları gereği başını kapatanlara, siyasal simge olarak başınızı kapatıyorsunuz demek,  bırakın çağdaşlığı, yobazlığın en uç örneğidir…<br />
 <br />
Okullarda türban serbest olmalı mı olmamalı mı, bunları tartışmak başta kadın erkek eşitliğine aykırıdır…  Aynı görüşlere sahip erkek öğrenciler okula son derece rahat bir şekilde girerken, kızlarımız başı kapalı olduğu için giremiyorlar. Önemli olan insanların dış görünüşü değildir, insanların düşünceleridir. Böyle bir filtreleme son derece çağdışı olmasıyla birlikte insanların özgürlüğüne yapılan bir müdahale ve hatta laikliğe de aykırıdır. Özgürlük ve laiklik tanımlarını yukarıda birkaç kez  vermiştim, tereddüt edenler tekrardan bakabilirler…<br />
 <br />
Yıllar önce Mehmet Barlas ifade etmişti, bazı insanlar toplum mühendisliğine yöneliyorlar diye, bugünde yaşamış olduğumuz şey bunun bir benzeri… Birileri çıkıp diyorlar ki bizler sizi çağdaşlaştıracağız, özgürleştireceğiz, özgür kadın kapanır mı gibi ifadeler kullanıyorlar…<br />
 <br />
Demokrasiye inanıyorsanız eğer bir insanın çağdaş olmaya mecburiyeti olmadığını, sizin kimseyi zorla çağdaşlaştıramayacağınızı da bilmeniz gerekir. Kaldı ki bazılarının çağdışı olarak yorumladığı davranışlar, giyim kuşamlarda son derece çağdaştır. Çağdaşlık kavramı son derece subjektif bir kavramdır. Yani, Size göre çağdaş olan bana göre olmayabilir. Bu nedenle toplumda genel kabul gören uygulamalara çağdışı diyebilmek kimsenin haddi de değildir.<br />
 <br />
Türkiye demokratikleşme sürecinde ilerlerken ne yazık ki bu süreci birkaç kez daha gördü.. Bu süreçler bize neler getirdi, neler götürdü iyi tartmamız lazım. Dünya kamuoyuna böyle bir olayla ilgili flaş haber olarak düşmek her Türk vatandaşının utanması gereken bir durumdur. Çünkü Avrupa da en son 1954 yılında Almanya Komünist partisi kapatılmıştır. Oysaki ülkemizde bu süre zarfında 30 parti kapatılmıştır. Her partin kapatılışında siyası yasaksızlar çıkmış ve başka bir isimle bu partiler devam etmiştir. Örneğin, Fazilet partisinin kapatılma sebebi de laiklik dışı faaliyetlerin odak noktası olmasıdır,aynısı yani… Sonrasında yasaksızlar Saadet Partisini kurmuştur.<br />
 <br />
Sonuç olarak laiklik dışı faaliyetlerden kasıt inançları gereği bazı kişilerin öğrenme hakkının elinden alınması ise bu partileri kapatmak da haklısınız, ama türbana izin veriyor diye bir siyasi partiyi odak görerek kapatabilmeniz, hukukun bu konudaki eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Odak olabilmek için, bu partiyi yöneten idarecilerinin bu niteliklerde olması gerekir, laiklik dışı eylemlerde bulunmaları gerekir. Laiklik dışı faaliyetleri tanımlamak için laikliğin tanımı çok objektif bir şekilde tanımlanmalıdır. Ne yazık ki Bu kadar önemli bir hususun çevresi yasalarımızda yeterince çizilemediğinden dolayı tamamen savcıların insiyatifine kalmıştır.<br />
 <br />
Buraya kadar olayları bir açıdan ele aldık… Diğer önemli ve bir o kadar acı husus ise, ülkemizde siyasetin son derece küçük hesaplarla yapıldığının kanıtıdır.Bazı söylemler partilerin adının bile hakkının verilemediğini göstermiştir.<br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
Demokrat olmak, halkın egemenliğine inanmaktır.<br />
 <br />
Cumhuriyetçilik: Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimine inanmak….<br />
 <br />
Halkçı: Halkın yararı için uğraşan kimse..<br />
 <br />
Parti kapatmak gibi çağdışı bir uygulamayı, sırf kendi hedeflerine göre değerlendiren ve yapılması gereken olarak göre partinin adı Cumhuriyetçi Halk Partisi… Bu davranışlarla bu ismi taşımaya hakkı var mı bu partinin… İki gün sonra oy isterken, milletin egemenliğine yapılan müdahaleleri kabullenmiş bir parti olarak mı çıkacaklar seçmenlerinin karşısına…<br />
 <br />
 <br />
 <br />
Bu belirsiz süreçler maddi, manevi bizlere zarar vermekte… Pazartesi sabah uyandığımızda kurlar yukarda, borsa aşağıda… Sıcak para çıkışı hızlanmış, yatırımcılar tedirgin uyanacağız.. Makro anlamda kim bilir ne kadar sıkıntılarını çekeceğiz, iç dinamikler kırılganlıklarımızı arttıracak,faiz,enflasyon yükselecek, uzun dönemde işsizliğe etkisi olumsuz olacak… Hem de ne uğruna biliyor musunuz, yasal olarak çerçevelenmemiş, kişilerin insiyatifine kalan uygulamalar yüzünden…..<br />
 <br />
Bu ülke için gerektiğinde canını göz kırpmadan verebilecek birisi olarak, sorumlu kişiler tarafından gerek iç dinamiklerin bozulması, gerekse uluslar arası alanda yaşadığımız itibar kaybı ile oldukça üzgün konumdayım. Yazımı çok detaylara girmeden, bazı kavramların karşılıklarını vererek, duygularımı yükleyerek yazdığım için, hatalarımın affını dilerim…<br />
 <br />
Yazık oldu, hem de çok yazık…<br />
 <br />
 <br />
Yazımın sonlarına geldiğim zaman,  kapatma davasının komik gerekçeleri de kulislerde konuşulmaya başlandı…<br />
 <br />
Başbakanımızın başörtüsü ulemaya sorulsun demesi; ulema yine TDK na göre, bilgin demektir. Laikliğe aykırı mı?<br />
 <br />
Hac dönemi billboardlardaki bikinili kadın resimlerinin kaldırılması; Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz denirdi, bu kadar saygısız, bu kadar hoş görüsüz mü olduk… Dini vazifeleri için havaalanına giden insanlara bikinili kadın izletmek mi çağdaşlık oldu… Kaldı ki hac yolculukları havaalanlarının ayrı terminallerinden yapılır. Yani o dönem ordan normal yolcu geçişi bile olmaz. İnanan insanlara saygı gösterebilmek bu kadar mı zor?<br />
 <br />
Bülent Arınç&#8217; ın &#8220;Ben laikliğe inanmıyorum, en azından bizdeki uygulanış biçimine&#8221; sözleri de iddianame de yer almış.  Uygulanışına ne yazık ki bende inanmıyorum, ya başta verdiğim tanımını değiştirin yada uygulamaları…Aradaki uyumsuzluğu kim açıklayabilir ki…. Subjektif yorumlar olduğu müddetçe Bülent Arınç bu ifadesinde tabi ki haklı olacaktır…<br />
 Bunun dışında birkaç fevri hadise daha var, bunlarla ilgili de parti disiplin kurulu çalıştırılmış gerekli cezalar verilmiş hatta partinin bunları tasvip etmediği kamuoyuna duyurulmuştur.<br />
Son olarak Yüce Önderin dediği gibi, Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir&#8230;.. İnşallah göreceğiz o günleri dostlar&#8230; <br />
(Tüm kavram anlamları, Türk Dil kurumunun Genel Türkçe Sözlüğündeki birinci anlamlardır.)<br />
(gecenin ilerleyen saatlerinde yazılmış bir yazı olduğu için,ufak tefek imla ve anlam hatalarımın affını istirham ediyorum)<br />
 </p>
<p>&#8211;<br />
Saygılarımla<br />
fth hyt</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.warnerblade.com/t/sd/yazik-oldu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hidâyet, İnâyet, Kerâmet ve &#8220;Kapıdaki&#8221;&#8230;</title>
		<link>http://www.warnerblade.com/t/sd/hidayet-inayet-keramet-ve-kapidaki</link>
		<comments>http://www.warnerblade.com/t/sd/hidayet-inayet-keramet-ve-kapidaki#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Mar 2008 08:06:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mehmed fethi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Konuk Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=181</guid>
		<description><![CDATA[
Nizamiyedeki kalbi yanığa gel daveti belli ki içeriden gelmişti de kapıdan içeri girmesi sorgusuz suâlsiz oluvermişti. &#8220;İkrâm-ı ilâhi tarafından omuzuna yüklenen&#8221; onca mes&#8217;uliyetin şuurunda olması gereken birisi kalb yelkenlisini firakın engin, dalgalı denizlerine salar da İman Tulumbacısı&#8216;nın zaman-ı hazırdaki mümessili olan “Efendim”i “üstüste karanlıkların birbirine perde olduğu o denizin karanlığı”na doğru ilerleyen serkeşin kalb yangınına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="left">
<p align="justify">Nizamiyedeki kalbi yanığa gel daveti belli ki içeriden gelmişti de kapıdan içeri girmesi sorgusuz suâlsiz oluvermişti. <em>&#8220;İkrâm-ı ilâhi tarafından omuzuna yüklenen&#8221; </em>onca mes&#8217;uliyetin şuurunda olması gereken birisi kalb yelkenlisini firakın engin, dalgalı denizlerine salar da <strong>İman Tulumbacısı</strong>&#8216;nın zaman-ı hazırdaki mümessili olan <strong>“Efendim”</strong>i <em>“üstüste karanlıkların birbirine perde olduğu o denizin karanlığı”</em>na doğru ilerleyen serkeşin kalb yangınına bigâne kalır mıydı? Hem <em>“Muhabbet Fedâisi”</em>nin kalbine hakikî manasıyla giren muhabbet; <em>“isyan deryasına yelken açmışım, kenara çıkmaya koymuyor beni..!”</em> feryadıyla gelen kişi bir seyyie-yi mücessem de olsa ona karşı adaveti kalb komşusu kabul edemez de onu acımak suretine inkılab ettirmez miydi? Belli ki <em>“lütufla ıslahına çalışacak”</em>tı&#8230; Buna mukabil kapıdaki de; keşke zaman zaman O&#8217;nu tahattur ederek diline doladığı <em>“Benim Efendim”</em> hitabına kalben de riayet edebilse, &#8220;Necip Fâzıl&#8221;âne ifadesiyle Efendi&#8217;sinin bir nefhasıyla tüm bendlerini yıkabilseydi&#8230;</p>
</div>
<p><span id="more-181"></span></p>
<p align="left">
<p align="justify">Heyhât&#8230; O beldede daha kapıdan hissedilen öyle ümid-bahş bir hava vardı ki, o kapıya gelme lütfuyla serfiraz kılınmış âciz, tüm  vefasızlığına rağmen kendisini naz makamlarına atıp <em>“dostlara ülfet yağdı, bize iltifat yok mu?”</em> vadilerinde dolaşacak cür&#8217;eti kendinde hissedebiliyordu. Bilmem ki az ötedeki <em>“Yoksa bende senin lütfuna isti&#8217;dad yok mu?”</em> serzenişine neden geçemezdi bir türlü? Halbuki hakiki hayat olan uhrevî hayatı adına korkmaktan öte titremesi gereken böyle vahim bir hâlet-i kalbiyede dahi,<em> </em></p>
<p align="justify"><em>“Dâd-ı Hakk nâ kabiliyet şart nîst”</em></p>
<p align="justify">sözünü hatırına getirenin, hissini<em>  </em></p>
<p align="justify"><em>“Müstaid kıl lütfuna yoğusa isti&#8217;dadım  </em></p>
<p align="justify"><em>Sana zorluk mu var Ey Şâh-ı Keremmû&#8217;tâdım”</em></p>
<p align="justify">mısrasıyla teselli etmeye yeltenenin vicdanı değil de; <em>nefsinin devekûşiyyeti, şeytanının sofestâiyyeti, hevâsının bektâşîyyeti</em> olduğu gün gibi âşikâr değil miydi?</p>
<p align="justify">
<p align="justify">Hem <strong>zihn</strong>i gâye-i hayâlini unutmuş da, enesinin etrafında n&#8217;inci tavafını tamamlarken, <strong>hiss</strong>i O&#8217;na kul olma ezvâkından bîbehre fenâ vadilerinde cirit atarken, <strong>irade</strong>si “azm”i lügâtlere hapsolmuş bir kelime zannetmeye başlamış da ibadetlerindeki hassasiyeti günbegün azalırken, ve eşikten mihraba mâhiyetindeki <strong>latife-i rabbâniye</strong>lerin pek çoğu şeytan ve nefse karşı yaşanan bilmem kaçıncı bozgundan da yara bere içinde ayrılmış, kimisi bir daha dirilmemek üzere ölmüş de kumandanları olan kalb işlediği her bir günahın lekesiyle iyice paslanmaya, kararmaya yüz tutmuşken bu dört yapıtaşından oluşan <strong>“vicdan”</strong>ı elbette ki hâl-i hazırdaki gidişâttan memnun olamazdı.</p>
<p align="justify">
<p align="justify"><em>&#8220;Kapıdaki&#8221;</em> içeri alındı. <strong><em>Vakt-i asrın güneşi guruba meylederken, Garib-i Asr&#8217;a olsa kurbetin insıyakıyla gurbetin sızısı içinden siliniverdi.</em></strong> Emri duyan rahmet ebri, nisan yağmurlarının bir ay evvelinden gelen akıncı birlikleri, tebrik edercesine boşalıverdi nefâhât-i ünsün üzerine&#8230; -Belki ef&#8217;î olsak da, hem sadef olmasak da sem yerine durdaneler kaptıran Rabb&#8217;e binlerce hamd olsun.-</p>
<p align="justify">
<p align="justify">Sohbetine <em>“Her bir daireden mes&#8217;ul arkadaşımız, kendi birimindeki problemleri, Allah&#8217;la münasebetindeki problemlerde bilmeli&#8230;”</em> diye başlayan Hatîb, o akşamki istişarenin üç beş kişilik hey&#8217;etini dahi toplamaya muvaffak olamayan <em>“kapıdaki”</em>ne mi işaret ediyordu acep? Hem Kutlu&#8217;nun sözlerinin devamındaki <em>“gemiyi batırıp da ondan sonra yok efendim deniz çok dalgalıydı da, yok hava durumunda bu kadar fırtına çıkacağı söylenmediydi de yok yolcuların hepsi bir tarafa yüklenince denge sarsıldı da diye bahaneler düzen “ruh hastası” bencil”</em>; yok efendim telefonu kullanamadım, takibi tam yapamadımdı da yok bilmem neydi de vs. istişareyi toparlayamamasına çeşit çeşit bahaneler ileri süren <em>“kapıdaki”</em> olabilir miydi? Sohbetin devamında Allah&#8217;la münasebetin istikameti olarak da adlandırabileceğimiz hidayetin tam, tamam olanı <em>“İnsan gözünün kaymaması noktasında çok iradeli olabilir. Kulağını harama tıkamış olabilir. Tam hidayet bunlar değil her tavır ve hareketinde O&#8217;nun huzurunda olduğunun şuuruyla yaşamaktır.”</em> manasına gelen sözlerle izah edildi.</p>
<p align="justify">
<p align="justify">Rahmet deryasından şefkâtli tokatlar lütufla ıslahına çalışırcasına <em>“kapıdaki”</em>nin kulağından içine akarken, gözü sol duvarın raflarında dizili kitaplar arasından 8-10 ciltlik arabî bir kitaba takılmıştı. Kitabın adı kabartma bir hatla tüm ciltlerin birden (ehadî değil vahidî manasına) sırtlarına büyükçe yazılmıştı. Bir iki kaçamak bakışla tam ismi çözmüştü ki zihninde; üçüncü bakış Hatib&#8217;in nazarıyla birleşmişcesine sohbette yaşanan kısa bir sessizlik o Dâvûdî Sadâ&#8217;nın kitabın adını bir çırpıda <strong>“El-İnaye Şerh&#8217;ul-Hidâye”</strong> şeklinde seslendirmesiyle inkıtaa uğradı. <em>Belli ki bakan, baktığı yerdeki yazıyı okumaya çalışırken; bakıldığının, kalbindeki susuzluğa, yanmışlığa yanı başındaki menhel-il azb&#8217;il-mevrud&#8217;ca nazar edildiğinin, hidayet için inayet şartını öğrenişinin içiçe genişleyen fraktal kümeleri gibi bir inayet tecellisiyle sırat-ı müstakîme hidayetine vesile olduğunun farkında değildi.</em> Bu kısa seslendirme <strong><em>“Hidayetin şerhi yani açılması, tamamlanması için inayet şarttır”</em></strong> mealindeki sözlerle tavzih buyuruldu.</p>
<p align="justify">
<p align="justify">Zaten kişi sadakâtin zümrütten tepelerinde dolaşır, sâdıkiyetini sıddîkiyetle taçlandırır da, &#8220;yalanın en ufağı&#8221;nı dahi diline dolamazsa, her sözü bir hikmet kesilir de muhatabın gönlüne bir merhem olmaz mıydı? <em>“Yalanın en ufağı”</em> ile ne demek istediğim yine Hatib&#8217;in o günkü üns nefhâlarında saklı&#8230; Demişti ya kişi nefsi ile Allah arasındaki münasebetin kusurlarından bilmeli daire-i idaresindeki problemleri, sıkıntıları diye&#8230; İşte; izah sadedinde Ömer&#8217;in hikâyesini <em>“kıtlık oluyor, yağmur yağmıyor, Ömer ellerinin arasına başını koyup, “Ya Rab! Ömer&#8217;in günahları yüzünden bu kavmi helâk etme” diye dua ediyor” </em>şeklinde sunarken <em>“yağmur yağmıyor”</em> cümlesinin hemen ardından hikâyeye ara vererek başını pencere tarafında çevirip <em>“şimdi yağıyor”</em> diyecek ve sonra dönüp rivayetini tamamlayacak derecede yalan hassâsiyeti olan bir Hatîb vardı o gün o koltukta&#8230;</p>
<p align="justify">
<p align="justify">Bunlar o kaynağın bir saatlik varidatından<em> “kapıdaki”</em>nin daracık kabına damlayıp da onu taşırmaya yeten hakikatlerden bir kısmı&#8230; <strong><em>Varın her bir cümlesiyle bir şirk ve inad taşını parçalayıp içlerinden her grubun hangisinden içeceğini bildiği on ikişer tane pınar fışkırtan, her bir ifade-i hakikatiyle birilerinin gönüllerini ikram-ı ilâhi televvünlü irşâdî kerâmetlerle ihyâya vesile olan o Asa-yı Musa&#8217;nın ve onun mümessilinin kudsiyetini siz takdir edin.</em></strong> Yoksa O&#8217;nu hakkıyla anlatmaktan için değil <em>“kapıdaki”</em>ler; en beliğâne üsluba sahib edîbler de seferber olsa azdır&#8230;</p>
<p align="left">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.warnerblade.com/t/sd/hidayet-inayet-keramet-ve-kapidaki/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ustam&#8230;</title>
		<link>http://www.warnerblade.com/t/sd/ustam</link>
		<comments>http://www.warnerblade.com/t/sd/ustam#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Mar 2008 15:17:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kansuorhan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Berrak Su]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[Bilmiyorum hangi gecenin sabahındayım usta
Hangi gecenin karanlığında gözlerimde yaş vardı bilmiyorum
Sevmenin nasıl olduğunu ben şimdi biliyorum ustam
Ama artık çok geç ustam gönlümü kaybettim…
Sen boşver ustam doldur en içten müzikleri masama
Bu gece hüzünlüyüm koyma koynuma başka yasa….
Al benden bu canı usta bu can bana fazla
Istırap dolu gecelerim var artık yalnız
Arifin aklı kalmış sevmekten amansız
Ne ondan öncesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bilmiyorum hangi gecenin sabahındayım usta<br />
Hangi gecenin karanlığında gözlerimde yaş vardı bilmiyorum<br />
Sevmenin nasıl olduğunu ben şimdi biliyorum ustam<br />
Ama artık çok geç ustam gönlümü kaybettim…<br />
Sen boşver ustam doldur en içten müzikleri masama<br />
Bu gece hüzünlüyüm koyma koynuma başka yasa….<br />
Al benden bu canı usta bu can bana fazla</p>
<p>Istırap dolu gecelerim var artık yalnız<br />
Arifin aklı kalmış sevmekten amansız<br />
Ne ondan öncesi nede ondan sonrası var artık<br />
Zamanın en acımasız yerinde onun gözlerinde kaldım usta…<br />
Geçmiyor zaman ustam geçmiyor….<br />
Bu acı hiç dinmiyor.<br />
Yaşamak değil benimkisi yalnız sürünmek<br />
Söz geçiremiyorum kalbime banamısın demiyor…<br />
Hangi kapıyı çalmadım ki onu bitirmiyor…</p>
<p><span id="more-180"></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.warnerblade.com/t/sd/ustam/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Matem&#8230;.</title>
		<link>http://www.warnerblade.com/t/sd/matem-2</link>
		<comments>http://www.warnerblade.com/t/sd/matem-2#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Mar 2008 15:14:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kansuorhan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Berrak Su]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=179</guid>
		<description><![CDATA[Bir matemin acısını yazıya dökmek yerine yüreğine dökemeyen benim gibi bedbahtlara gelsin&#8230;
Matemim büyük,ıstırap dolu geceler çaldı kapımı
Biliyorum güneş artık yok bir daha doğmayacak
Gözlerin bir daha yüreğimi okşamayacak
Varsın olsun bu gönül bir başkasına alışmayacak….
Sevmek değil insanı yasa sokan yalnız sözlerdir
En amansız zamanlarda akla gelip
Kanatırcasına ağlatmaktır kendini
Bazense nefret etmektir…..
Dudaklarımda ne bir şarkı nede bir sızı
Sadece adını zikretmektir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir matemin acısını yazıya dökmek yerine yüreğine dökemeyen benim gibi bedbahtlara gelsin&#8230;</p>
<p>Matemim büyük,ıstırap dolu geceler çaldı kapımı<br />
Biliyorum güneş artık yok bir daha doğmayacak<br />
Gözlerin bir daha yüreğimi okşamayacak<br />
Varsın olsun bu gönül bir başkasına alışmayacak….</p>
<p>Sevmek değil insanı yasa sokan yalnız sözlerdir<br />
En amansız zamanlarda akla gelip<br />
Kanatırcasına ağlatmaktır kendini<br />
Bazense nefret etmektir…..</p>
<p>Dudaklarımda ne bir şarkı nede bir sızı<br />
Sadece adını zikretmektir amacı<br />
Kalbimdeyse tek bir gam melodisi<br />
Söylemektedir şarkısını haykırırcasına gül güzeli….</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.warnerblade.com/t/sd/matem-2/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Zehir&#8230;</title>
		<link>http://www.warnerblade.com/t/sd/zehir</link>
		<comments>http://www.warnerblade.com/t/sd/zehir#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Mar 2008 15:34:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kansuorhan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Berrak Su]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.warnerblade.com/t/sd/?p=178</guid>
		<description><![CDATA[    Bazen insanın sevdiklerini kaybetmesi gerekebilir.Hiç istemesede sırf sevdiği için içine zehir akıtıp susabilir&#8230;
 
Bir sahil kasabasının en ucundayım
Arkamda ıssız ormanlar önümde masmavi deniz
Ne bahtıma yanıyorum ne de kendime acıyorum
Ben yalnız boş yere akan gözyaşlarıma bakıyorum
Yalnızım bir kestane ağacına sığıntıyım
Hiç bu kadar üşümemişti biliyormusun ellerim?
Aşkın ve gururun olmadığı bir yerde
Gökyüzüne en yakın kalbine en uzak yerdeyim&#8230;
Seni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>    Bazen insanın sevdiklerini kaybetmesi gerekebilir.Hiç istemesede sırf sevdiği için içine zehir akıtıp susabilir&#8230;</p>
<p> </p>
<p>Bir sahil kasabasının en ucundayım</p>
<p>Arkamda ıssız ormanlar önümde masmavi deniz</p>
<p>Ne bahtıma yanıyorum ne de kendime acıyorum</p>
<p>Ben yalnız boş yere akan gözyaşlarıma bakıyorum</p>
<p>Yalnızım bir kestane ağacına sığıntıyım</p>
<p>Hiç bu kadar üşümemişti biliyormusun ellerim?</p>
<p>Aşkın ve gururun olmadığı bir yerde</p>
<p>Gökyüzüne en yakın kalbine en uzak yerdeyim&#8230;</p>
<p>Seni ne meleklere analatabildim ne de kendime</p>
<p>Kuç uçmaz kervan geçmez yollarda sensizim</p>
<p>Biliyorum ki bunu ben istedim</p>
<p>Belki de ben imkansız olanı seçtim&#8230;</p>
<p>Sevmenin hazzını yalnızlığın acısını çekiyorum</p>
<p>Bir gülün kendisini değil dikenini elliyorum</p>
<p>Aşkın zehir gibi kanımda dolaşmalı ki</p>
<p>En unuttuğum anlarda seni bana hatırlatmalı&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.warnerblade.com/t/sd/zehir/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
