Haziran
2007
…Eylül …
Ayların hepsini sevsemde hep birini ayrı tuttum :Eylül…Mevsimlerden en çok sevdiğim sorulduğun da hep cevabım sonbahar ,daha ötesi hep eylül oldu küçüklüğümden beri.Neden eylül sorusu kelimelerin tükendiği yere götürür beni her defasında.Bir keresinde sadece “serin” diye cevap verebilmiştim…
Yaş ilerledikçe ve vefalı melankolisini keşfettikçe insan “neden” sorusunun cevabına daha kolay ulaşır oluyor.Herşeyden önce muhteşem bir ölüm tablosuydu eylül.Faniliği iliklerime kadar hissettiren hayatla ölüm arasındaki geçiş süreci.Yerlerini yenilerine bırakmak için vazifelerini hakkıyla tamamlayıp giden baharların ihtişamlı vedasıydı eylül.Her bitiş gibi başlangıcı çağıran döngünün ,zarif parçasıydı.
Küçüklüğümü geçirdiğim mahallede daha iyi hissederdim Eylül’ü.Yol boyu çeşit çeşit ağaçlar vardı , o koca soğuk betonlar yerlerini almadan önce.Sanırım defne olan tam karşımızda ki koskocaman ağaç yapraklarını dökmezdi bir tek.Biraz ilerisinde ki çiçeklerini hayranlıkla izlediğim akasya ,bahçemizde ki leylak ilk teslim olanlardandı.Bahar da kokusu insanı mutluluk kapılarına taşıyan bu iki narin ağaç hemen dalı verirdi uyanışı bahar olan uykuya.Belkide kırılgan olmalarıdır kolay vazgeçmelerinin sebebi ,nahif mizaçları kolay etkileniyordur belkide mevsim değişikliklerinden.İşin garibi gül daha inatçıydı onlar kadar narin ve hatta belki daha ince dalları olmasına rağmen.Dikenlerindendir bu inatçılık sanırım.Hayal meyal karın altında dahi yeşil rengini koruduğunu hatırlıyorum.Garipti gül ,” her güzelliğin bir meşakkati olur” un simgesiydi şairler için ,dikenlerinden parça parça olmuş bülbülün sevdasıydı.Canı yandıkça daha da aşık oldu bülbül, aşık oldukça daha çok canı yandı.Bülbüle olmadığı gibi eylüle de kolay teslim olmuyordu gül.Zıtlıklarla dolu bir güzelliği barındırıyordu özünde ,”hem kırıcıydı hem kırılgan” *
Yazın yakıcı havasının alıştıra alıştıra kaçışıydı eylül ya da kışın soğuğunun alıştıra alıştıra gelişi.Ne sıcaktı ,ne soğuk.Ilık ılık esen rüzgardı, çiseleyen yağmurdu ,serin bir yaz akşamıydı eylül veyahut ılık bir kış sabahı.İki ucun tam ortası ,dengenin tam kurulduğu yer olduğu içindir güzeldir benim için.Herşeyden biraz bulunduran ama hiç birşeyde bütünü yakalayamayan…Tadı parça parça, geçici olsada yinede yaşaması güzeldir eylülleri…
Geçiş dönemi olması hasebiyle ruh ikizi olan nisan yine de hiç eylüle benzemez.Eylül başlangıç ve bitiş arasında olan iki durakta bitişe daha yakın durur ,nisan ise başlangıça.Nisan’ın başında kavak yelleri eserken ve yağmurları yeni hayatı betimlerken ,eylülün başında esen hazan yelidir ve yağmurunun betimlediği portrenin tadı buruktur.Haylazdır nisan ,güneşine aldanıpta incecik giyinip çıktıysanız yandığınızın resmidir.Beklenmedik bir yağmur ya da ayazla üşüye üşüye eve dönersiniz, kimbilir belki hasta olmuş olarak…Eylül’ün de havası gel gitlidir ya ne ise ..Yinede puslu atmosferi temkin uyandırır ,ne yapacağı az çok bellidir.Temkin uyandıran puslu atmosferi bir bakıma gel-gitlerinden korur sizi ,derdinide dermanıda kendi özünde barındırır.
Nasıl geçtiğini hiç anlamadım hayatımın eylüllerinin.Biraz eserdi ,biraz yağardı ..Gitmelere sevdalıydı ,kalmak için gelmemişti çünkü alışmaktan-alışılmaktan korkuyordu.Benim içinse tıpkı şaririn dediği gibiydi durum :
Gittiğin zaman gitmeni sevdim
Evreni sevdim geldiğin zaman
Kalmanı sevdim
Korkuyordum sana alışmaktan
Yine de sevdim gülümsemeyi
Mendilimi sallarken, seni götüren trenin arkasından*
Bir elim sende oyunuydu oynadığı hem kendisiyle ,hem mevsimlerle.Ağustosa sobelenirdi ,kendisi için ayrı bir yeri olan ekimi sobelerdi hep.Ve yine sonunda geldiği gibi sessizce gidiyordu ..Karmaşadan uzak ,ansızın ve yüzünde küçücük bir tebessüm ile ….