17
Ekim
2006
Geceleri herkes uyurken çatıya çıkardım yazın. Hele de bulutsuzsa gökyüzü, derdim ki sabaha kadar uyumak yok, uyuyarak şafağa erdiremem bu geceyi. Yıldızlar kayardı ardı ardına, bir dilek tut der gibi. Ay vurudu yüzüme, gözlerim geceyle bir olurdu, yüzüm bembeyaz.. Gözlerimi kapardım, ay yüzümden yansırdı kente.. Gözlerimi kapardım, kent dışarda kalırdı, ben dilek tutardım. On yedisinde dileğim, ateşten ellerini tutumaktı sevdanın.
Denize dönerdim yüzümü, rüzgar sevgimden geçerdi. Susardı etraf, ben dalgaları dinlerdim. Kıyılara vurudu dalgalar, şıkır şıkır oynatırdı çakılları. Çakılların türküsü bana çalınırdı, sevgimden geçerdi. Omuzlarımı tutar sıkı sıkı, büzülür, ufacık kalırdım. İçimde volkanlar patlardı, kendimi küçültürdüm, içim alır başını giderdi. İçim kente sığmaz, geceye akmak isterdi.
Bazı hisler yakar, kavurur adamın içini. Kavursa da sönsün istemezsin volkanlar. O ateşle varsın, ateş sana değmekten mutlu, sen ateşi söndürürsen kendini yanmış bulursun. Sevdan ateş olur bazen, için yanmaktan erinmez. Ağlamadan, karalar bağlamadan geçecekse ömrün, ömrün yaşadım diyemez..
Dileğim ateşten ellerini tutmaktı sevdanın. Yine sorsan büyümüş değilim. Bir damla gözyaşı için bin defa yanmalıysa bu yürek, bir sevgi isterim. Bir sevgi, ateşime nefes verecek..
assli Manzaraya Nâzır
1
Ekim
2006
Gece inmiş.. Bulutlar yıldızları dahi silmiş.. Yattığım yerden görünen ancak koca bir karanlık. Azıcık doğrulsam şehir ilişmekte gözüme. Uzakta.. Işıl ışıl.. Düşün ki ben dağda bir çoban, her gece şehri karanlıkta bir mücevher gibi seyreden uzaktan. Şimdi kendini geceye, ruhunu bildiğin en kudretliye emanet et. Şehrin sokaklarına ineceğiz..
Ellerimi sıkı tut, göreceğin manzara seni üzebilir. Aslına bakarsan bazen en üzücü şey bir delinin gözlerinden kalbine akabilir. Bu yolda Ayşem Ayşem diye sayıklar gezer deli dedikleri. Bu deli dedikleri vaktiyle de pek akıllı sayılmazmış ya yine de şimdiki gibi değilmiş. O vakitler deliliği sevdasından gelirmiş. Ayşesini deli gibi severmiş… Başlarını sokacak ev, geçinecek üç kuruş maaş bulma derdindeyken bizimki, oldu bittiye getirip abisiyle nişanlamışlar Ayşeyi. Zavallı olan bitene isyan ededursun çok geçmeden acı haberi duymuş. Abisiyle Ayşesi sokağın başında bir arabanın altında can vermiş. Şöför 17 yaşındaymış. Frene basayım derken telaştan gaza mı bastım demiş ne.. İşte böyle deli olmuş bizimki. Yaşlandı.. Ama hala çağırır durur Ayşesini.. Yaşamak için bir umut mu tuturmuş dersin yoksa gerçekten deli mi?
Hemen yukarı yolda pencerede bir teyze duruyor bak. Ve o yüz her gün batımında biraz daha yoruluyor. Gözlerinin yanına, dudaklarının kenarına çizgileri atansa zaman değil, çıldırtan kederi. Vaktiyle bir uzak akrabasıyla beşik kertmesi yapmışlar. Teyzem o zamanlar gencecik, su gibi. Şükreder durur nasibine o düşecek diye.. Az zaman sonra anlar yanıldığını. Nişandan bir gün evvel uzak köyden br kız kaçırır kertmesi. Alır kızı şehre getirir. Evlenir, güzeller güzeli bir kızları olur hatta sonra. Kadın peşine düşer onların. Ahdım olsun der, gözlerim hep üzerinde olacak, ben baktıkça günahı onu yakıp kavuracak. Aynı sokakta oturur dururlar şimdi iki eski beşik kertmesi. Biri her dakika dayanılmaz kederler yüklenir, diğeri kalbini, vicdanını çoktan terketmiş memleketinde. Kim bilir ne uğruna bir kızı yakmış, çareyi olan biteni yok saymakta bulmak ister…
Teyzemin alt komşusu bir garip aile. Adam geceleri eve dahi gelmez. Gelse de içmiştir, sarhoştur zaten ne geldiğini bilir ne kendini. Kadın dünyalar güzeli.. Şehir anlat anlat bitiremez güzelliğini.. Üç çocukları var aslında. Büyük oğlan nerdedir kimse bilmez. Arada bir gelir el öpmeye. Firariymiş derler, doğrusunu Allah bilir. Büyük kız gelinlik yaşta, bir hakimle sözlü. Sözlü ama içi içini yer, iki aile imkan yok uyuşamaz birbiriyle… Bir gece aniden küçük oğlan fenalaşır, haftasına vefat eder aslan gibi delikanlı. Evde hiç bitmeyecek bir matem. Nefes almaya dahi hevesi kalmaz kimsenin. Kız, kardeşinin en çok istediği şeyi yapar sonra, annesini de ufacık mutlu etmek uğruna. Kardeşinin en sevdiği abisiyle, hem abisi, hem dostuyla evlenir. Şimdilerde iyiler.. İyi diyelim iyi olsunlar.. Hepimiz gibi..
İşte ışıl ışıl, mücevher gibi parlayan şehir. Şehri şehir yapan insan.. İnsanı insan yapan bin yıllık acıları.. Acı dediğin isyana boyun eğmez. Bu şehir memur şehri, isyanı sevmez..
assli Manzaraya Nâzır
23
Eylül
2006
Etraf ıssız, sakinken, gün doğmadan kalkıyorum. Aklımda bin soru, ruhumda bin heves, kendimi sana büyütüyorum. Ellerim yine soğuk, benzim yine solgun; güçsüz, yorgun muyum sanıyorsun? Sabahları hep böyle oluyorum.. Aldatmasın seni bu halim, ben her sabah sana uyanıyorum. Sen dışıma değil, içime iyi geliyorsun. Ne zaman ki gün doğuyor, pencereyi açıyorum. İçimi dışarıya, etrafı içime süzüyorum. Senden bir zerre dahi ilişmiyor gözüme. İlişmez elbet diyorum. Henüz yaratılmadı senden bir zerre dahi, varlığından başka, bana seni hissettirecek. Sen kalbimdesin, içimi dışarı süzmem hep bu sebepten, bilesin. Hatta tüm nefes alıp vermelerim de bu yüzden. Aldığım nefes kalbime değiyor ki orada kainatın en güzel çiçeği duruyor. Bana Allah’ın en güzel hediyesi.. Verdikçe kainat sana hazırlanıyor. Etraf nefesimle doluyor, seni soluyorum, nefesim senden geçerek bütünleniyor.
Tam 21 yaşında, kuğulu bir bankta, seneler öncesine gidiyorum. Saçları kıvır kıvır, yanakları al al bir kız çocuğu oluyorum. Susamları düşüyor simidimin, güvercinler konuyor eteklerime. Gövdesi ellerimden büyük kuşların, korkudan tir tir titriyorum, korksam da git diyemiyorum. Ne zaman ki gitmeye meylettiler, korkum yüreğime sığmıyor. Şimdi şimdi anlıyorum; gelişin güvercinlerin kanadındaki rüzgar. Kanadın yüzüme çarpan rüzgarı.Konmak için uçarken yıllanmış bir dalın yeşiline, gelişin, güvercinlerin ötelere kanat çırpması. Her çırpınışta vuran rüzgar, şimdi anlıyorum, sensiz bir sayfa kapanırken gelecek sayfanın açılma telaşı. Açılan telaşın ilk büyük heyecanı. Derken kuşlarım uçuyor, kuğulu banktan kafamı kaldırıyorum gökyüzüne. Güvercinleri görüyorum dalların üstünde, verdiğin huzur içimden taşıyor. Sensiz bir sayfa kapanırken varlığını hissetmek var olma sebebim olmaya yetiyor.
Mektuplar yazıyorum belki 20 yıl sonraya. Bayram yerinde çocuğa dönüyorum yazdıkça. Pamuk helvalarım, elma şekerlerim oluyorsun benim. Yıllardır özleyip durduğum çocukluk sevincim. Canımın huzur köşesi, ben sana bir ömür sevdalı omaya geldim..
Ah beni ona büyüten ilahi kudret.. Şükür diye varlığımı kül etsem kabul eder misin?
assli Manzaraya Nâzır
14
Eylül
2006
Eskiden çiçekler susarak sulanmz sanırdım. Hala susarsam sularken, çiçekler alınacak sanırım. En eskileren aklımda kalan, elinde çay demliği, begonyaları sulayan kadın. Odanın duvarları mavi, iki çekyat, bir sehpa, biraz huzur, huzur bozduğundan mahçup ama istese de kaçamaz bir hüzün. Bir kadın.. Kadına emanet bir ben, bana emanet bir kadın..
Aklımdan sormak geçmedi ve hiç de merak etmedim o zamanlar, insanı ne ağlatır etinin acısından başka. Ama o her neyse ağlatır, acıtır, sancıtır… Biliyordum.. Kadının gözlerinden biliyordum. Belki şimdikinden çok daha iyi biliyordum varlığını. Çünkü varlığım o sebep yüzündendi. Çünkü ben çocukluğum boyunca o sebeple kapıştım durdum. Her sebebin var ettiği gözyaşlarının çıldırtan çaresizliğiyle, dehlizlere süren sesiyle, isyankar sızısıyla kapıştım durdum. Ki begonyalar şahidim, her yenilişte yeniden var oldum.
Hiç bilmden bir ömrü hüzne hazırladım. Ne zaman ki çocukluğumu unuttum, o vakit haddini aştı hüznüm. O vakit dünyaya küstüm, kendime küstüm, aklımı hüzne verdim, hüzün aklımı tüketti… Kalbim kendini bilmez, varlığını unuttu. Ne zaman ki çocukluğumu unuttum o vakit varlığım dahi düşmanım oldu…
Ama şimdi iki dize gelir aklıma çocukluğumu hatırladığımda;
‘Hüzün ki en çok yakışandır bize/ Ya da en çok anladığımız’
Bir kez daha şükrediyorum Allah’ıma.. Bana hüznün güzel yüzünü öğrettiği için.. İsyanımı bertaraf edip, beni ehilleştiren yüzünü gösterdiği için…
assli Manzaraya Nâzır