30
Ocak
2008
Kaç zamandır medyanın fasonluklarını derleyeyim sonra unutuyorum diyordum, buradan başlayayım, başlayalım. Efendim, Posta adlı gazete sözde “çok gizli” yakın dostlarından öğrendikleri bilgiye dayanarak yılbaşı piyango ikramiyesini (tarih de verelim: 2007) kazanan 4 kişiden birinin imam-hatipli olduğunu iddia etmişti. Bu tamamen uydurma, sallama ve sıkmasyon sözde haber o kadar ciddiye alındı ki, başta Hürriyet olmak üzere tüm medyam büyük bir iştahla atıldı, nasiplendi, köşe yazılarını süsledi, akşam bültenlerine konu oldu, mizah dergilerine kadar ulaştı.
Hatta, durun, beraber bakalım, ne tür bir halt yemiş bu hayalet imam-hatipli:
Ha, bu arada unutturmayayım, bu kurgu/senaryo Erdoğan Aktaş (kendisi yazar oluyor, bir de Star TV’de önemli bir şey çok yükseklerde öyle böyle değil) Beyefendi’dir..
Aktaş neler yazmış.. bakalım.
Önce, bu olay için “bir gazeteci olarak karşılaştığım en çarpıcı öykü.” demiş. O derece ciddi yani. İkramiye kazanan olmayan imam hatip öğrencisi bu derece içler yakan, yürek burkan, insanlık dramına sebep olmakta.
Devam ediyoruz. …olayın kahramanı ile bir kez temas kurabildik, ardından bir daha kendisine ulaşamadık. Çünkü çok ciddi korkuları vardı. Evet. Aktaş, bu şahsı tanıdığını, temas kurduğunu söylemiş. Şehrini ve adını da bildiğini yazıda belirtiyor. Ama bakıyoruz ki Milli Piyango idaresi 4 talihliye de çeklerini vermiş, takır takır ödemesini yapmış… İmam Hatipli nerede? Hani korkuyordu, haramdı?
Bak hele… Gencecik bir çocuk. İkramiyenin kendisine çıktığını, ancak bir türlü alamadığın söylüyor. Çünkü o bir imam hatip lisesi öğrencisi ve piyango onun için kumar. Evet. Burada satır arasında neler neler var. O bir imam hatip öğrencisi ve piyango onun için kumar.. Yani… İslâm dini piyangoyu haram kılmış, bunu işin erbabı, ilmini tahsil etmiş tüm din alimleri yüzyıllarca fikir birliği ederek söylüyorlar ama… “O bir imam hatip öğrencisi” Sorun imam hatipte… Bu şahıs Anadolu Lisesi veya Fen Lisesinde okuyor olsa idi ve “haram” diye almıyorum demiş olsaydı (sahi böyle biri yok zaten de) bu derece vurgulanmazdı sanırım. Oturup kafa yorsam arkadaşlarla, “piyango kumardır” ve “imam hatip” gibi iki güzide ve muhteşem tanımı yan yana koymaktan daha ulvi daha sükseye namzet bir köşe yazısı bulamazdık muhtemelen. Ateş ile barut, Leyla ile Mecnun, Oya ile Bora gibi; haram ve imamhatipli.. Of hele başına bir de “gencecik gül gibi çocuk” lafını oturtup “bu yaşta beyinlerini yıkamış yobazlar” duygusunu da harmanladık mı… amanın… dadından yenmez ki.. Biz yiyemedik en azından.
Çünkü piyango almak ona anlatıldığına göre günah. Zaten okuduğu imam hatip lisesindeki arkadaşlarına bile söylememiş piyango aldığını. Karşılaşacağı eleştirilerden çekinip, biletini kimseye göstermemiş. Evet.. Ona anlatıldığına göre.. E bu Kur’an’da yazıyor? Burada çaktırmadan sağdan gelen bir kroşe görüyoruz ki geliş istikameti sol gibi görünüyor, hafif de yalpalı. Ona anlatılan denmekte. Peki anlatılan nereden alıntılanmakta? ı-ıh, cıss, oraya girmek olmaz, oraya girilirse iş ciddiye biner, tez ve anti-tez muhabbetleri döner; karşısına piyangonun topluma zararı, ahlaka zararı, dağıttığı yuvalar ile başlayan sayfalarca kanıt ve ardından Vahy’in kendisi gösterilince bu sefer oturup düşünmek gerekecek, motoru çalıştırıp beyni zorlamak gerekecek azizim. Kim uğraşır bunla yahu.
Buradan sonrası bir halk masalı gibi. Ben sadece “Keloğlan” kısmını ekledim, kalan bölümler orijinal yazı… Keloğlan Yeni yılın ilk günü de, gazeteyi açmış ve kazanan numaraları incelemeye başlamış. Numaraları kontrol edince, Keloğlan gözlerine inanamamış. Keloğlan Büyük ikramiyeyi kazandığından emin olunca, önce sevinmiş, sonra üzerine karabasan çökmüş. Keloğlan “Ben günah işledim, bu ikramiyeyi alamam” diye kara kara düşünmüş. mış mış mış miş miş miş muş muş muş
Ve mükemmel bitiş sahnesi:
Bu olay başlı başına bir Türkiye gerçeği.
Sıkı durun, sadede geliyoruz. Temsil-i hikayeciği niye dinledik, şundan dolayı:
Her şeyden önce, ortada çok önemli bir mahalle baskısı örneği var.
Oy oy oy, mahalle baskısına geldik yine. Daktiloda derlenen bir baskı türü olmalı, patates baskı, renksiz baskı, kuşe kağıda baskı, A4 baskı gibi bir şey… Düzmece bir hikaye uydurunca da mahalle baskısı oluyor. Bilmeyenlere küpe olsun, sonra nedir bu demeyin, artık sağda solda daha da sık göreceksiniz.
Evet, herkes hata yapabilir. Biri Sayın Aktaş’ı kandırmış, kafa bulmuş da olabilir. Fakat bu haber günlerce medyayı işgal etti, haksız yere bir eğitim kurumu, onun öğrencileri ve en önemlisi, dini ve ahlâki sebeplerle piyango ve loto gibi oyunların “kumar” olduğunu düşünen bir kesim aşağılandı, yıpratıldı ve eleştirildi.
Hepsi, olmayan, varolmayna bir kurgunun sonucu fitillendi.
Sayın Aktaş yanıldığını öğrenince bir özür yazısı kalema alacaktır eminim.
Kaynak : http://www.warnerblade.com/f/viewtopic.php?t=2690
Konuk Yazar : HNNV
Burak Bakay Konuk Yazarlar
10
Ocak
2008
Hayalinde geniş ve sarı bir sahra… Bir rüzgar esiyor serince…
Rüzgar saçlarını arkaya savururken, gözlerini kısıyor ve ufka odaklıyor…
Sanki zaman şeridini yeryüzünde müsahede ediyor gibi, bir tarafta mazinin şanlı süvarileri, diğer yanda istikbalin kutlu nesilleri… Yüreğini bu iki şahikanın arasında bir vadide sıkışmış gibi hüzün bürüyor… Dili sessiz ama kalbinde binlerce kitaplık mana, gözleri nemli ama ruhunda coşkun bir hal…
Bir tarafta tufan ve peygamberi, diğer yanda kendi yalnızlığı… Ah dese yine bir hasret buharı çıkacak ağzından… Anlıyor ki bu işler hali değil… “Ah Rabbim” diyor bir damla yaş sakalından süzülüp yere damlarken.. Çok zormuş aczi gizlemek.
Sırları var, yakıyor… Söylerse kovulur, söylemezse yanar. Bazan sırrın ateşi dayanılmaz olduğunda bir acı tebessüm ile nesimi yakalıyor. Edebini hiç bozmadan “Aman ya Rabbi! Bu ne zor bir imtihan.” diyor ve susuyor.
Dağ sıklet bir vazife omzunda, Sultan-ı Ezel ve Ebedin hazinesi diyorlar. Seçilmişliğinin farkındalığı ve yükün ağırlığının farkındalığının buluştuğu noktada duruyor. Sağa sola bakınıyor kesilince takati, çaresizliğin vücudu olsa ona soracaktı belki. Kalbine bakıyor, dünya kadar geniş. Ehadiyet görüyor, Samediyet içinde.
Dağvari emvac geliyor sanki üstüne. Şu dünya, ah ne kadar zor ve acımasız. Az geriden ve Bekke vadisinden gelen bir ses yüreğinde yankılanıyor. “İbrahim, bizi bu ıssız vadide kime bırakıp da gidiyorsun?” nidası sanki halini şerhediyor.
Sahrayı insanlar dolduruyor. Siyahı, beyazı, çekik gözlüsü, kızıl tenlisi. Şaşkınlıkları yüzlerine nakşedilmiş incecik sihirli bir tığ ile. Geçmişleri ruhlarına yazılmış. Öbek öbek, akın akın yürüyorlar menzile. Bir menzil ki bilinmezlik yönünde. “Fe eyne tezhebun?” “Nereye?” demeye çalışsa da, çıkan ses bir adım öteye gitmeden donuyor havada.
Elleri parmaklıklarda, hayalinden uyanıyor…
katre Katre, Konuk Yazarlar
27
Kasım
2007
Bir akşam üstü yorgunluğunda yalnızlığın tarifini yapmak…
Hem de Ankara’da,karaların ülkesinde…
Ve hem de Hafsa’da…
Sis çöküyor;gri bir tül gibi gözlerimin önüne
Kireç kokusu var tülde
Kalkışacakmışım demek bu tarife…
Bir zamanlar Ankara gönlümdeki gibiydi
Bu gönül karaların ülkesinde
Maviye hasret değildi
Günün doğuşunu seyrettiğim bir Ankara’m vardı
Artık yok,artık Ankara yok…
Ankara yalnız…
Kalabalıklar arasında…
Ben de yalnızım…
Ankara’nın ağlayışına,ayaklar altında inleyişine kaptırmışım kendimi…
Yüksel’de yürüyorum,
Derken,
Karanfil’de bir genç düşüyor gözlerimin önüne
Nineminki gibi bir don giymiş üzerine
Ankara artık hülyalarımdaki gibi değil
Kederliyim,
Ankara kadar
Anlamak isteyen yok mu beni?
Baksın gözlerime
Düşünceler,hisler,sevdalar gözlerde yapılacak yolculuklarla çözülür
Ankara yalnız.
Kalabalıklar arasında
Ben de yalnızım
Ezilip inleyen yüreğim suskun
Ankara duygusuz,
Ankara yorgun.
Güneşi örtmekte isli bulutlar
Yasta beton yığınlar
Şehrin sokakları yalnız
Kalbim yapayalnız…
Yoldaki işaretler dilsiz
Ankara çıkmaz sokak
Ankara duygusuz
Ankara hissiz
Ben bile anlamadıktan sonra beni
Ankara nasıl anlasın?
Yalnızım…
Milyonların içinde
Bir garip yolcuyum iste
Kalabalıkların arasına karışmış…
Ben bu şehre yüreğimi içirmedim
Yalnızken Ankara’da bir kez olsun gülmedim
Kim bilir,dertleşsek açılırım
Beni bir Ankara anlar diye düşünmüşüm
Bu karmaşada..
Arayıştayım…
Çıkmazdayım…
Sis çöküyor Ankara’ya
Karanfil’de bir genç düşüyor gözlerimin önüne
Nineminki gibi bir don giymiş üzerine
-”Gel!” diyor bana,
-”Gel,
Geç olmadan,gün doğmadan
Kaçalım Ankara’dan.”
“Bu şehirden gidelim artık!”
Bugün vefasızlığın doruğunda düşünceler
Ankara hoyrat
İnsanlar isyankar
Vurdumduymaz
Kanıyor yüreğimdeki yaram,
Nerde Benim Eski ANKARA’M…
H.Evci
20.10.99

Burak Bakay Konuk Yazarlar
27
Kasım
2007
‘minimal öykü‘
derdini bi çırpıda anlatıveren öykü..
sayfalarca yazmaktansa iki cümleyle özetlenebilen öykü..okunması en zevkli öykü..
‘üşengeç insan‘
….
‘gece‘
karanlığı sessizlikle parçaladı..susturdu herkesi fütursuzca..korkuturken korkan bi hali vardı..
dayanamadı gitti..sırası geldiginde tekrar geldi..korktu, korkuttu ve yine gitti..
‘bir‘
-kim o?
-senim!
‘anne‘
en guzel sesin sahibi, en guzel yuzun sahibi, cennetin hali misali serilip bekledigi..
sıkı giyin üşütme sakın diye tembih etti ama ben de unutanlardan oldum..
‘prison break‘
Allah akıl vermiş bak ben kullanıyorum die bagırdı sezonlarca ama ben hep maykılı seyrettim dinlemedim bile..
‘ben‘
dün tanıstım kendimle, selam verdim tanımadı bile..kimsin die sordu senim işte dedim..
iyi degilsin sen git uyu görmiim bi daha buralarda dedi.. dudagımdaki alaycı gülümseyişle peki dedim ve gidermiş gibi yaptım..
kandırdım yine kendimi..
‘huzur‘
nutella kavanozunun dibini buldugunda omuzlarından buyuk bir yuk kalktı..
artık cikolataya doymustu..kus gibi hafiflemişti..en sevdigi uykuya dalacaktı birazdan..gözlerinin içi gülüyordu..
‘saçmalık‘
yazıp duruyordu..ne yazdıgını bilmeden..çok da umrunda olmadan..
rastgele sıralıyordu harfleri yanyana koyunca neye benzeyeceklerini bilmeden..
olsun, yazası gelmişti bi kere ve tutamıyordu kendisini..
‘üzgünlük‘
actıgı basligin ragbet gormedigini goren fakir ama onurlu hanım kız kafasini duvarlara carparak kendine zarar vermeye baslamisti..kendi kendini duvarda parcalama olayi cok fazla aci vermis olacak ki bundan vazgecip en yakin ucuruma dogru yol almaya basladi..anlamamisti cunku, aksi yapilir mutlaka gerekcesiyle buraya yazi yazan ‘bi sey’ dir die not mu dusseydi..bu muydu yani bu muydu..ucurum yolunu yarilamisti..gozlerinden akan kanli yaslarini kollarina silerek actigim basliga iyi bakin die not dustu yaninda getirdigi post-it’ e..ve iste ucurumun kenarindaydi..post-it’ i hemen oraciktaki agaca yapistirdi ve adim adim kayaliklara yaklasti..gidiyordu..ardina bakmadan gidiyordu, lakin baksaydi belki de intihar etmesine sebep seyi ortadan kaldiracak olan forum uyelerini gorecekti..kim bilir..belki de goruyodur hala onlari su an bulundugu boyuttan..israrla agactaki post-it’ i isaret ediyordu..vasiyetimdir dedi usulcana..ve tekrar isikla birlikte kaybolarak kendi boyutuna geri dondu..
- te
supergirl

minimal öykü denemeleri @ warnerblade Forum
Burak Bakay Konuk Yazarlar