5
Haziran
2008
21.YY Siyasete Girmiş Temel Fıkralarına hoş geldiniz….
Söylenecek sözlerin bittiği bir yerdeyiz yine….
İlk kez gelmiyor ki başımıza, şaşıralım…..
Ne yazık ki sonda olmayacak….
Öyle bir mantalite düşünün ki, üniversite öğrencisi genç kızımız evden çıkıyor, okuluna gidiyor, sınıfına girmeden başörtüsü çıkarıyor. Bizde, o genç kızımız başörtüsünü çıkarttığı için laikliği teminat altına almış oluyoruz…
Hangi laikliği teminat altına aldıklarını da keşke ifade edebilseler…
İleride, inşallah Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ ün dediği gibi muasır medeniyetler arasına girebilirsek,torunlarımız geçmişte dedelerimiz bunlar yapmıştı diye bizlere çok gülecek, tıpkı şuanda batılı devletlerin bizlere güldüğü gibi…
Zaman zaman yazdığım yazıları okuyan arkadaşlar iyi bilirler, terminolojik bilgilere sıklıkla yer veririm… Laiklik anayasamızda din ve devlet işlerinin ayrımını yaptığı kadar, bütün vatandaşlarında din ve vicdan hürriyetini teminat altına alır. Yine Anayasamızın 10. maddesinde herkesin kanunlar önünde EŞİT haklara sahip olduğundan ve dini, mezhebi, vicdanı hiçbir ayrım yapılamayacağından bahseder.
Aynı madde de kadın erkek eşitliğine dem vurulur. İster din ve vicdan özgürlüğü açısından, isterseniz kadın erkek eşitliği açısından düşünün, başörtülü öğrencilerin üniversitede eğitim alamaması EŞİTSİZLİKTİR… İsteyenin istediği dine inanması ve inandığın dine göre yaşayabilmesi devletin teminatı altında değil miydi? Yada sakal bırakmış bir öğrenci düşünün, tüm üniversite kurumlarında derse girer, kimse ona karışıyor mu? Sakalla bozulmayan laiklik başörtüsü ile mi zedenlendi?
O kadar geniş açılardan ele alınabilecek bir konu ki, ben yazının okunabilirliğini kaybetmemek için bazı açılardan ele alıyorum. Örneğin bir sorum var size, Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan FERTLERİN, laik olmak diye bir mecburiyeti mi var? Yada, başörtüsü takan bir ÖĞRENCİ, laik olamaz mı? Yada göreceli laiklikten bahsedilemez mi? Dinin gereğini yapmak, gerek devletten gerekse özel eğitim kurumlarından, üniversite eğitimi almak laik olma koşuluna mı bağlanmış? Yada siz kişilerin görüntüsü ile laik olup olmadığını anlayacak bir nevi X-Ray cihazı mısınız? Laikliğin gerek anayasada gerek TDK sözlüğünde ki anlamına baktığımızda, asıl laikliğe aykırı hareketin, başörtülü öğrencilerin üniversite kapısından geri döndürülmesi olduğu aşikardır…
Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını görmeden, daha hukuksal incelemelere girmek yersizdir…Yalnız ilgili kanunların iptal edilmesine dayanak gösterilen maddeler aşağıdadır..
MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
MADDE 4. – Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
MADDE 148. – Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.
Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez.
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.
Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.
Yüce Divan kararları kesindir.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.
Özellikle Anayasamızın, Anayasa Mahkemesi görev ve yetkileri ile ilgili 148.maddesine bakarsak, Anayasa Mahkemesi anayasa ile ilgili değişiklikleri sadece şekil olarak denetleyebilir. Bu anayasa değişikliği ile laiklik arasında bir olumsuz bağlantı kurup, böyle bir karar verebilmek için LAİKLİK anlayışlarının oldukça farklı olması gerekir…
Bu karardan sonra Türkiye’ deki Demokrasi kavramı da tartışılmaya açılmalıdır… Referanduma gitse, %70lerin üzerinde oyla kabul edilecek bir konu uygulanamıyor ve uygulanmama sebebi de asla değiştirilmeyecek, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelere zorlamayla iliştiriliyor… Bu Hangi demokrasi Allah aşkına, daha önceki yazılarımda değindiğim, Muz Cumhuriyetindeki Demokrasi anlayışı mı bu?
Ülkemizdeki yönetim sisteminin adı OLAGARŞİ dir, yani siyasal gücün bir grubun elinde toplandığı yönetim türüdür. Bugün hala meclis başkanlığı yapmış birisi, bu karar siyasete siyaset dışı yapılacak müdahalelerin önüne geçmiştir diyebiliyorsa,
Seçilmişlere bu ülkeye yönetme hakkı tanınmıyorsa, çağdaş demokrasi anlayışından çok uzağız demektir…
Temelin Siyaseti Bırakması Dileğiyle,
Sağlıcakla Kalın Dostlar……
Fatih HAYTA
fatihH Konuk Yazarlar
15
Mayıs
2008
Makaleleri tekrar gozden gecirdim, biraz ozetlemeye calisayim ins.
Dis hekimliginde antibakteriyel adde olarak CHX diye bi kimyasal kullaniriz. Arastirmalara gore, CHX plagi %50-55 azaltma ozelligine sahip. Ayni zamanda dis eti iltahabi baslangiclarini da % 45 civarinda onleyebiliyor.
Makalelerden birinde CHX i misvakla kiyaslamislar. Daha dogrusu misvak ozu ile.. %50 misvak ozu %0,2 CHX ile ayni gorevi gordugu belirtiliyor. Hatta misvakin CHX den daha fazla plak tabakasi temizledigi saptanmis. Misvakin en onemli ozelligi antibakteriyel olmasi. Yani agizdaki bicok bakteri cesidine karsi etkili. Etkisiz hale gelen bakteriler arasinda curuk, enfeksiyon olusumunda etkili olanlar yani sira mantarlar da var. CHX de antibakteriyel bi maddedir.
Misvaki CHX den farkli kilan yanetkisiz olusudur. CHX uzun sure kullanildiginda tat alma gibi duyu kaybina, kahverengi lekelere, pullanmaya ve hatta alerjiye neden olabiliyor. Misvak ise yan etkisiz olarak biliniyor.
Misvak ile dis fircasinin kiyaslandigi arastirmalarda yine plak azaltici ve bakterileri etkisiz hale getirici ozelliklerine bakilmis. misvak, misvak ozu ve dis fircasinin kiyaslaslandigi bi deneyde.. 3 kontrol grubundan en cok misvakin antibakteriyel ozelligi oldugu gorulmus. Dis fircasi ile kiyasla misvak daha fazla antibakteriyel etki gostermis.arastirmada misvak bakterilerin % 90 ini yok etmis. (bu cok ciddi bi rakam)
Misvakin sekli, yapisi, kalinligi yada ozu ile kendi arasindaki farklar, etkileri arastiriliyormus.
Makaleleri okurken makalelerde bulamadigim ama arastirmaya deger buldugum bi oktaya dikkat cekmek istiyorum.
Misvak ile dis fircasi kullanim sekilleri arasindaki farklar. Gunumuzde bile bircok insan icin gunde 1 kez bile olsa lavabonun karsisina gecip dislerini fircalamak kulfet gibi gelebiliyor. Dis fircalamanin aliskanlik haline geldigi insanlarda ise, fircalamanin belli vakitleri oluyor, ya aksam yatarken yada sabah kalkinca, daha iyi bi ihtimalde herikisi de. En iyi ihtimal olarak da aksam yemeginden sonrasini ekleyelim. Gunluk ugraslari arasinda bircok insan dislerini fircalamayi dusunmez, buna gerek bile duymaz. Okulun yada ofisin lavabosunda dis fircalayanlara pek rastlanmaz..
Ama misvak kullanimi oyle degildir. Yaninda tasinmasi pratik bi arac oldugu icin, aliskanlik haline getirmis insanlarin ceplerinde yada cantalarinda durur. Akillarina geldiginde, belki de her firsatta cikartip kullanirlar. Yani bana gore, antibakteriyel, antimictobiyal etkisi soyle dursun, sadece misvak in kullanilis sekli bile plak olusumunu onlemek acisindan dis fircasindan daha etkilidir.
Buyrun size misvak uzerine yeni bir arastirma konusu, hemde cok kolay uygulanabilecek bi arastirma
Ben bi literatur arastirmasi yapayim bakalim bu durumu arastiran olmus mu daha once.. 
Arastirmaya acik bi baska konu da firca ile misvak arasindaki ergonomik yapi. misvakla firca ile ulasabildigimiz yerlere ulasabiliyormuyuz, yeterli mekanik temizlik saglayabiliyormuyuz. v.s. v.s.
administrator demiş ki:
geçen colgate aldım.. misvak özü var.. onu benim misvağa sıkıp kullanabilir miyim
bu mesaji gormemisim ben, kusuruma bakmayin. misvak ozlu colgate i misvak uzerinde kullanmanin nasil bir getirisi yada goturusu olur bilemem. Ama nacizane fikrime gore gereksiz. Dis macunlarinin icerisinde dis minesini zedeleyen tanecikler var, misvak zaten kendi capinda antibakteriyel islev goruyor. macun gereksiz olur gibime geliyor. bu da benim fikrim tabi. Macundan ziyade misvaki kullanim sekli onemli bence. butun dislerin butun yuzeylerinin(5) temizlenmesine dikkat edilmeli. Ve de frekansi tabi, plak olusumunu minimuma indirgemek adina..
- Lale
Burak Bakay Konuk Yazarlar
7
Mayıs
2008
unutmak, hatırlamak, anımsamak, unutamamak
unutkanlık değil kastım, o şu başlıkta incelenmiş anladığım kadarıyla
http://www.warnerblade.com/f/viewtopıc.php?t=2370
kişileri, olayları, yapacaklarını unutmaktan çok fiil olarak unutmanın hayatımızda nereyi işgal ettiği
işgal edişinden memnuniyetimiz/memnuniyetsizliğimiz
farkında olmadan unutup gittiklerimiz
dahası iste

birkaç gündür zihnimi işgal ediyor unutma eylemi, latife tekin in unutma bahçesi ziyaretime geliyor.
nedir diyorum insanın unutmayla alıp veremediği. benim alıp veremediğim ne dahası?
unutarak hayatın üstüme üstüme yürüyen yanlarından saklandığımı farkediyorum, unutusun nasıl bir nimet olduğunu.
geriye dönüp de yaptığı hatalarla cedelleşerek ileriye adım atamıyor insan, unutuyor bir yerden sonra.
geride kalanlara el sallarken önündekileri yıkıp geçebilir, unutuyor yüreğinde izi kalanları.
geçmiş güzel günler, yaş ilerledikçe daha bir candan hey gıdı denen günleri anarak geçmiyor zaman, güzel, acı ne varsa geçmişte unutarak yürüyebiliyorum ancak.
‘unutmalarda gizleniyorum’…
bir de ne göreyim, daha kimler kimler saklanmış aynı unutma bahçesine. önce latife tekin le karşılaşıyorum. unutarak yaşayabilmek için bir bahçe kurmuş, unutamamanın verdiği acıyı geride bırakarak unuttuklarından bir hayat inşa etmek için toplamış romanın kahramanlarını bahçeye.
bahçeden bir ‘unutma beni’ çiçeği koparıp köklüyorum, sadık yalsızucanlar in minik öğrencisi hatice yı “anımsıyorum” yakaza romanından.
o da ne karşımda sezen aksü. beni unutma diyor yıllar öncesinden gelen sesiyle, bilirsin unutulmak dokunur ya her insana.
unutulmak bir yok oluş olduğu için insan kabullenemiyor belki. bir insanın zihninden kalbinden silinip gitmek, biryerlerde varlığından vazgeçmek ağır olan. yine bir varlık kaygısı, var olma çabası…hangi şairdi ölümden yana korkum yok, tek korkum unutulmak diyen?
beni unutma diye seslenen başkalarını “hatırlıyorum” o zaman, esmeray miydi sevdiğinin boğazında bir hıçkırık olarak hatırlanmak isteyen sitem dolu şarkıyı söyleyen? unutma beni, unutama beni
bir de sevdikleri tarafından unutulmak isteyenler var. sobeliyorlar bizi unutma bahçesinde. tarkan dan geliyor önce
unut unut beni yüzüm yaralar seni alışamazsın
ortaokul yıllarıydı sanırım, can acıtacak duygusal şarkılar yapardı arada tarkan.
gerçekçi bir bakış açısına sahip candan erçetin. fani dünyanın fani sevgilerinde beka iddia etmenin anlamsızlığına dikkat çekiyor,
unut sevme beni, bu aşkın sonu
ne yazık ki hicran gözyaşı dolu.
nasıl olsa sonu gelmeyecek mi
her güzel şey gibi bitmeyecek mi
fanı dünyanın fenalığına insan unutarak katlanıyor demek.
sevdiğinin gittiği yerde unuttuğu emre aydını da ben sobeledim, bahçenin bir köşesinde unutulmuş gitmişti.
bir de sitem eden biri vardı adını “unuttuğum”, unuttun beni zalim diyordu, hatta arabesk versiyonlu bir tekerleme bile vardı unutulmaya dair. unutma unutulanlar …
unutmak şifa, unutmak deva çoğu zaman. fenalıklarda kaybolup gitmemenin çaresi.
unutmadan untuma bahçesinin beni vuran cümlesiydi : “unutacağımız hıçbir şey kalmayana dek her şeyi unutabilsek tanrıyla karşılaşacağız ama oraya kadar unutmayı beceremiyoruz bir türlü”
bir de bu var:
”Unuttuğu için mı delirir insan, unutamadığı için mi? Bir daha asla geri dönemeyeceğiz; bir daha asla cennet bahçesine dönemeyeceğiz, masumiyete dönemeyeceğiz, Auschwitz öncesine, Hiroşıma öncesine dönmeyeceğiz, Vietnam öncesine, Cezayir, Filistin, Irak öncesine dönemeyeceğiz…
Maraş öncesine, 1 Mayış ‘77 öncesine, 12 Eylül öncesine, Sivas öncesine, “hayata dönüş operasyonu” öncesine dönmeyeceğiz!
Hepimize dışkı yedirilmemiş gibi, makadımıza çöp sokulmamış gibi, kolumuzu iş makinesi koparmamış gibi yapamayız;
kurşuna dizilmemişiz gibi, işkence görmemişiz gibi, gece başkınlarında götürülmüş ve bir daha geri dönmemişiz gibi yapamayız.
Çocukluğumuza tecavüz edilmemiş gibi, aşklarımız ve inançlarımız elimizden sökülp alınmamış gibi, töre cinayetlerinde öldürülmemiş, bilmem kaç kez çığlık çığlığa uyanmamışız gibi duvara…
unutamayız…
televizyon karşısına geçip, sersem sersem gülp oynayanları aynı şevk ve heyecanla seyredemeyiz hıçbir şey olmamış gibi…”
Işık Ergüden
“Hiçbir Şeyi Unutmak İstememiştim Ben” / Mektup
- escape
Burak Bakay Konuk Yazarlar
16
Mart
2008
Yazık oldu, hemde çok yazık….
Yüce önder Mustafa Kemal Atatürk ün 1932 de kurduğu Türk Dil Kurumunun Genel Türkçe Sözlüğünde geçen bazı kelimelerin anlamını vererek yazıma başlamak istiyorum…..
Sosyalist: toplumcu
Toplum: Aynı toprak parçası üzerinde bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü, cemiyet…
Halkçı: Halkın yararı için uğraşan kimse, popülist.
Demokrat: Demokrasi yanlısı.
Demokrasi: Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi, el erki, demokratlık.
Laiklik: hukuk Laik olma durumu, laisizm. Devlet ile din işlerinin ayrılığı, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması, laisizm:
Özgürlük: Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî:
Aslında bu kelimelerle başlamak yorumu bile yersiz bırakıyor…. Öyle bir ülke düşünün ki, bir parti seçimlerde halkın %34,9 unun oyunu alıyor. Aradan geçen yaklaşık 5 yıl sonraki seçimlerde de halkın %46,58 inin oyunu alıyor… 5 yılda oyunu 5,5 milyon kişi arttırarak, halkın teveccühünü kazanıyor.
Sonra birisi çıkıp 34 milyon seçmenin 16 milyonundan fazlasının oyunu alan bir parti için “Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği” ni söylüyor… Ne kadar 21.yy içine girmiş olsak da, ne kadar AB kapısına kadar dayanmış olsak da, bu ancak Muz Cumhuriyetinde olur dostlar…. Terminolojik olarak inceleyecek olursak,
Laiklik kavramı devlet ve din işlerinin ayrılığını, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olmasını ifade eder. Din ve vicdan özgürlüğü ifadesinde geçen özgürlük kavramını açmak gerekirse, özgürlük herhangi bir kısıtlamaya zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme,davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumunu ifade eder. Yani laiklik, devletin bireylerinin inançlarını özgürce yaşayabilmesini garanti altına alır…
İddianamenin detaylarını şuan itibariyle bilemiyoruz tabi ki, yalnız bugüne kadar kamuoyuna yansıyan hadiselerden ötürü tahminlerimizde yok değil… Bazı milletvekillerinin Türban ile ilgili söylemleri, Cumhurbaşkanı seçim sürecinde yaşananlar, bazı siyasal kadrolaşma diye adlandırılan oysaki her siyasi dönemde yaşanan kadrolaşmalar….
Demokratik toplumlarda insanlar görüşlerini rahatça ifade edebilmeleri gerekir. Nereye kadar ifade edebilirler?, başkalarının yasal haklarını kısıtlayana kadar…Milletin seçtiği bir kişi, milletle buluşmasında kamusal alanlarda da başörtüsü serbest olmalıdır demesi onun demokratik hakkıdır. Hele ki bu kişi 16 milyon kişinin görüşünü yansıtıyorsa, bu sözü istediği ortamda dillendirebilir, demokrasiye inanıyorsanız, demokrasinin gereği budur… İşinize gelse de, gelmese de budur…
Türban ile ilgili söylemlere gelince insanları izlerken güleyim mi ağlayım mı bilemiyorum. Bir kadın düşünün, başı açık, bugün saçı kısa yarın uzun, bugün uzun, yarın kısa, bugün siyah, yarın sarı, bugün fönlü, yarın dalgalı…. Eskiden kadınlarımızın saçı kısaydı, siyahtı, şimdi sarı diye kimin buna müdahale hakkı var söyler misiniz? Başı açık bir kadının saç modeline kim karışabilir? Siz, hangi cesaretle, kendinizi ne sanarak, insanların baş bağlama şekline göre örtünenleri kategorize edebiliyorsunuz… Ne cüretle insanların dini inançları gereği taktıkları başörtüsü/türbana, siyasal bir simge diyebiliyorsunuz. Bu ülkede dini konularla ilgili yetkili tek merci Diyanet İşleri Yüksek kuruludur ve bu kurul çok açık ve net bir şekilde kadının saç telinin başka erkeklere mahrem olduğunu ifade etmektedir. Bunu bile bile, sadece inançları gereği başını kapatanlara, siyasal simge olarak başınızı kapatıyorsunuz demek, bırakın çağdaşlığı, yobazlığın en uç örneğidir…
Okullarda türban serbest olmalı mı olmamalı mı, bunları tartışmak başta kadın erkek eşitliğine aykırıdır… Aynı görüşlere sahip erkek öğrenciler okula son derece rahat bir şekilde girerken, kızlarımız başı kapalı olduğu için giremiyorlar. Önemli olan insanların dış görünüşü değildir, insanların düşünceleridir. Böyle bir filtreleme son derece çağdışı olmasıyla birlikte insanların özgürlüğüne yapılan bir müdahale ve hatta laikliğe de aykırıdır. Özgürlük ve laiklik tanımlarını yukarıda birkaç kez vermiştim, tereddüt edenler tekrardan bakabilirler…
Yıllar önce Mehmet Barlas ifade etmişti, bazı insanlar toplum mühendisliğine yöneliyorlar diye, bugünde yaşamış olduğumuz şey bunun bir benzeri… Birileri çıkıp diyorlar ki bizler sizi çağdaşlaştıracağız, özgürleştireceğiz, özgür kadın kapanır mı gibi ifadeler kullanıyorlar…
Demokrasiye inanıyorsanız eğer bir insanın çağdaş olmaya mecburiyeti olmadığını, sizin kimseyi zorla çağdaşlaştıramayacağınızı da bilmeniz gerekir. Kaldı ki bazılarının çağdışı olarak yorumladığı davranışlar, giyim kuşamlarda son derece çağdaştır. Çağdaşlık kavramı son derece subjektif bir kavramdır. Yani, Size göre çağdaş olan bana göre olmayabilir. Bu nedenle toplumda genel kabul gören uygulamalara çağdışı diyebilmek kimsenin haddi de değildir.
Türkiye demokratikleşme sürecinde ilerlerken ne yazık ki bu süreci birkaç kez daha gördü.. Bu süreçler bize neler getirdi, neler götürdü iyi tartmamız lazım. Dünya kamuoyuna böyle bir olayla ilgili flaş haber olarak düşmek her Türk vatandaşının utanması gereken bir durumdur. Çünkü Avrupa da en son 1954 yılında Almanya Komünist partisi kapatılmıştır. Oysaki ülkemizde bu süre zarfında 30 parti kapatılmıştır. Her partin kapatılışında siyası yasaksızlar çıkmış ve başka bir isimle bu partiler devam etmiştir. Örneğin, Fazilet partisinin kapatılma sebebi de laiklik dışı faaliyetlerin odak noktası olmasıdır,aynısı yani… Sonrasında yasaksızlar Saadet Partisini kurmuştur.
Sonuç olarak laiklik dışı faaliyetlerden kasıt inançları gereği bazı kişilerin öğrenme hakkının elinden alınması ise bu partileri kapatmak da haklısınız, ama türbana izin veriyor diye bir siyasi partiyi odak görerek kapatabilmeniz, hukukun bu konudaki eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Odak olabilmek için, bu partiyi yöneten idarecilerinin bu niteliklerde olması gerekir, laiklik dışı eylemlerde bulunmaları gerekir. Laiklik dışı faaliyetleri tanımlamak için laikliğin tanımı çok objektif bir şekilde tanımlanmalıdır. Ne yazık ki Bu kadar önemli bir hususun çevresi yasalarımızda yeterince çizilemediğinden dolayı tamamen savcıların insiyatifine kalmıştır.
Buraya kadar olayları bir açıdan ele aldık… Diğer önemli ve bir o kadar acı husus ise, ülkemizde siyasetin son derece küçük hesaplarla yapıldığının kanıtıdır.Bazı söylemler partilerin adının bile hakkının verilemediğini göstermiştir.
Demokrat olmak, halkın egemenliğine inanmaktır.
Cumhuriyetçilik: Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimine inanmak….
Halkçı: Halkın yararı için uğraşan kimse..
Parti kapatmak gibi çağdışı bir uygulamayı, sırf kendi hedeflerine göre değerlendiren ve yapılması gereken olarak göre partinin adı Cumhuriyetçi Halk Partisi… Bu davranışlarla bu ismi taşımaya hakkı var mı bu partinin… İki gün sonra oy isterken, milletin egemenliğine yapılan müdahaleleri kabullenmiş bir parti olarak mı çıkacaklar seçmenlerinin karşısına…
Bu belirsiz süreçler maddi, manevi bizlere zarar vermekte… Pazartesi sabah uyandığımızda kurlar yukarda, borsa aşağıda… Sıcak para çıkışı hızlanmış, yatırımcılar tedirgin uyanacağız.. Makro anlamda kim bilir ne kadar sıkıntılarını çekeceğiz, iç dinamikler kırılganlıklarımızı arttıracak,faiz,enflasyon yükselecek, uzun dönemde işsizliğe etkisi olumsuz olacak… Hem de ne uğruna biliyor musunuz, yasal olarak çerçevelenmemiş, kişilerin insiyatifine kalan uygulamalar yüzünden…..
Bu ülke için gerektiğinde canını göz kırpmadan verebilecek birisi olarak, sorumlu kişiler tarafından gerek iç dinamiklerin bozulması, gerekse uluslar arası alanda yaşadığımız itibar kaybı ile oldukça üzgün konumdayım. Yazımı çok detaylara girmeden, bazı kavramların karşılıklarını vererek, duygularımı yükleyerek yazdığım için, hatalarımın affını dilerim…
Yazık oldu, hem de çok yazık…
Yazımın sonlarına geldiğim zaman, kapatma davasının komik gerekçeleri de kulislerde konuşulmaya başlandı…
Başbakanımızın başörtüsü ulemaya sorulsun demesi; ulema yine TDK na göre, bilgin demektir. Laikliğe aykırı mı?
Hac dönemi billboardlardaki bikinili kadın resimlerinin kaldırılması; Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz denirdi, bu kadar saygısız, bu kadar hoş görüsüz mü olduk… Dini vazifeleri için havaalanına giden insanlara bikinili kadın izletmek mi çağdaşlık oldu… Kaldı ki hac yolculukları havaalanlarının ayrı terminallerinden yapılır. Yani o dönem ordan normal yolcu geçişi bile olmaz. İnanan insanlara saygı gösterebilmek bu kadar mı zor?
Bülent Arınç’ ın “Ben laikliğe inanmıyorum, en azından bizdeki uygulanış biçimine” sözleri de iddianame de yer almış. Uygulanışına ne yazık ki bende inanmıyorum, ya başta verdiğim tanımını değiştirin yada uygulamaları…Aradaki uyumsuzluğu kim açıklayabilir ki…. Subjektif yorumlar olduğu müddetçe Bülent Arınç bu ifadesinde tabi ki haklı olacaktır…
Bunun dışında birkaç fevri hadise daha var, bunlarla ilgili de parti disiplin kurulu çalıştırılmış gerekli cezalar verilmiş hatta partinin bunları tasvip etmediği kamuoyuna duyurulmuştur.
Son olarak Yüce Önderin dediği gibi, Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir….. İnşallah göreceğiz o günleri dostlar…
(Tüm kavram anlamları, Türk Dil kurumunun Genel Türkçe Sözlüğündeki birinci anlamlardır.)
(gecenin ilerleyen saatlerinde yazılmış bir yazı olduğu için,ufak tefek imla ve anlam hatalarımın affını istirham ediyorum)
–
Saygılarımla
fth hyt
fatihH Ecoprof, Konuk Yazarlar