12
Aralık
2006
Cogu zaman mukaddes yuku tasimaya gonullu olan kardeslerin -ben de dahil- bazi kavramlari anlamakta zorluk cektigini goruyoruz.
Mesela yapilan islerin bereketi, saglamligi, temadisi ve en onemlisi hulusiyeti dert ve izdirapla yapilanlardir. Bir dakika mukaddes izdirapla offf demek, kabede edilen dualardan ve yuzlerce rekat namazdan daha hayirli oldugu soyleniyor. Ama dert ve izdirap istenilmez verilir… Soyle de bir soz var “dertsizler hallerinden utansinlar..”
Peki sorun nedir? benim uykularim neden kacmiyor? neden gece istemsiz olarak teheccudlerime kalkip sakaklarimi tutmuyorum? neden baska baska hayaller giriyor gozume? Neden acaba peygamberler gibi munacatlarimin iclerini dolduramiyorum?
Bir abi anlatmisti:
Iki tip arkadas vardir.
Birine dersin git ekmek al getir. Gider, arar, bulamaz, geri doner ve bulamadim abi der.
Digerine de ayni seyi dersin. gider, arar, bulamaz, gidip un alir, yogurur bir sekilde o ekmegi pisirir gelir.
Mazeret her basamakta ortaya cikabilir. Bunun siniri yoktur. Yani bakkalda yoktu denilebilecegi gibi, bu civardaki butun bakkallarda yoktu da denilebilir.
Nefis arkasina saklanacagi bir duvar bulur herzaman… O yuzden en garantisi ve kulluga en yakisani butun duvarlari inkar etmektir.
Mesela denilse ki, bir ay sonra 10 metre ziplayabilmen gerekiyor. Bastan mazeretimiz var: eger az biraz fizik biliniyorsa bunun imkansiz oldugunu denklemlerle isbat edip insan rahatlar. Nasil olsa bunu yapamam der. Ve hic derdini cekmez cunku zaten kafasinda o mesele hayalidir.
Ama yapmasi gerektigine inansa, ama bunu yapmanin bildigimiz fizik ile imkansiz oldugunu bilse o zaman bunun izdirabini duyacak ve Allah’a iltica edecek. Aczini ve fakrini cok daha iyi anlayacak. Hem kurbiyet kazanacak hem de belli mi olur ruhun derece-i hayatina cikarak 10 metre ziplayabilecek.
Butun mazeretleri sokup atmak gerekir aklimizdan. Kudsiyet ve emir meselesini gerek tasavvufi manada gerekse terminolojimiz icerisinde anlarsak zaten mazeret uretmememiz gerektigini anlariz.
Nefis ve Seytan ikilisi o kadar insani yaniltiyor ki insani soyle bir mazereti kendine kalkan bile edebiliyor: benim iradem o isi yapabilecek kadar guclu degil…
Bu ses size de tanidik gelmistir. Bilinsin ki bu kulluk suuruna ters bir dusuncedir. Insan yapamasa da yapamadiginin ezikligini duymalidir Rabbine karsi. Zannedilmesin ki bu eziklik insanlara duyulan gibi… Insanlar karsisindaki fitri ve olmasi gereken olmadigi icin azap ender azap gorur. Ama Rabbe karsi duyulan hicab ve eziklik hem mahz-i sukur olacaktir hem de Rahmetun ala Rahmettir.
Eger Pir-i Mugan demisse “bir belde de benim bir talebem varsa, orayi kendi hesabima fethetmis sayiyorum”, bulundugumuz beldedeki kalplerin bize emanet oldugunun, oranin dilini bilmememizin bile mazeret kelimesi ile beraber gecersiz sayilacaginin idrak ve suuru icinde bulunmamiz gerekir.
katre Katre
1
Aralık
2006
Hedef tek degildir. Olamaz da. Cunku bir amaca niye sorusu soruldugu zaman bizi baska bir amaca goturecektir. Mesela aralikta altin madalya almak bir hedef olsa da niye altin madalya almaya calisiyorsun sorusuna verilecek herhangi bir cevap dahi amac, hedef niteligi tasiyacaktir. Canim oyle istiyor cevabi bile insanin canini tatmin etmesi gibi baska bir hedefinin varligini gosterir. Ama her insanin hedeflerinin nes’et ettigi tek bir gayesi bulunmasi gerekir. O gaye oyle bir gaye olmali ki niye sorusu o gaye icin anlamsiz kalmali. Bu temel gayeden yola cikarak insanin diger gayelerinin de bunun altina, bu gayeye basamak olarak koymasi gerekir. Ve her insanin bir gaye-yi hayalinin bulunmasi gerekir. Yani oyle bir hayali olacak ki o hayal artik yasama gayesi haline gelecek. Insan yasadigi muddetce olum bile karsisina ciksa gayesine muvafiksa ‘safa geldin’ diyebilecek. Hadiseler o gaye etrafinda yorumlanacak, adimlar o gaye icin atilacak. Yani insanin havada kalmamasi icin, curuk bir yapiya sahip olmamasi icin bir kanevice gibi, bir iskelet gibi once gayesini hayatina yerlestirecek, sonra hayatini onun uzerine isleyecek, bina edecek.
Iste bu zaviyeden Aralik sinavina ve sonucuna bakacak olursak, araliktaki madalyamiz bizim icin nihayi gaye olamaz. O sadece nihayi gayemize ulastiracak bir basamak olabilir.
Ama sakin ha bu basamagin oyle basit ve siradan bir basamak oldugunu dusunmeyin. Kesinlikle gerek temsil edilen degerlerin ilasi olsun gerekse o mekanizmanin o carklarin islemesi, gerek oradan simdi ve ileride yetisecek olan guzel insanlara tohum misali olsun, bu ve benzeri sinavlar cok ehemmiyetlidir. Araliktaki hedeflerin dunyaya da bakan yonu oldugu icin basite alan ve calismasini aksatan arkadaslarin ne kadar buyuk mesuliyet altina gireceklerini ve ne buyuk bir neticeyi kacirdiklarini bilmeleri gerekir. Niyetimiz bizi kurtarir rahatligina da kapilmamak lazim. Sonucta bu ara basamak da olsa nihayi hedefi ne kadar arzuladigimiz bizim bu hedefe ne kadar kilitlendigimize bagli.
Niyet onemlidir elbette ama imkanlarin ne kadar degerlendirilebildigi de niyeti ele verir.
katre Katre
18
Kasım
2006
• Yazmaktan maksadimiz muhabbettir. Muhabbet madem ki su kainatin bir yaratilis sebebidir, bizim dahi yazdiklarimiz kainata dagilmis muhabbeti Sahibine tevcih ettirmektir. Kalp kucuk olsa da kapasitesi buyuktur, kainati istila edebilecek muhabbet potansiyeli o ufacik kalpte mevcuttur.
• Niye sever insan dersek, kalbin bir amelini akildan sormus oluruz. Ama sebebsiz de degildir sevgi. Birseyde gorulen Cemal ve Kemal lizatihi sevilir. Yani guzellik ve tamlik, olgunluk, kusursuzluk neyde bulunursa ve gorulurse o sey kendisini sevdirir.
• Insanda iki cesit sevgi vardir. Biri zat sevgisidir, digeri sifat… Zata olan muhabbet, ya Allah’a bakacak, ya da kiside bulunan mevhum, farazi veya hayali olan ‘ene’ tabir edilen, insanin icindeki tagut, ‘ben’ kavramina bakacak… Sifata olan muhabbet ise ya Allah’in sifatlarina ya da ‘tabiat’ tabir edilen, dis dunyadaki tagut, mevcudata veya hadiselere yonelecek…
• Sevgi Allah’a bakarsa, butun kainat bundan mahrum mu kalacak? Hayir, tam aksine bir goz hatiri icin cok gozler sevilir fehvasinca, Allah c.c. neyi seviyorsa bizim sevgimiz de onu kusatacak… Esyanin yani mevcudatin zatina bakmadigindan saglam bir sevgi tesis etmis olacak… Butun kainatla dost olacak… Mecnun’un, Leylasini hatirlatan herseye alaka gosterdigi gibi, O’nun Esma ve Sifatlarina birer ayna olan butun mevcudati O’nun hesabina sevecek…
• Sevgi iradi midir? Yani irade ile yonu belli bir yere tevcih ettirilebilir mi? Olmasaydi sevmek hususunda teklif olmazdi. Cunku teklif tercihe bakar, tercih iradeyi gosterir. Madem ki Allah’i veRasulunu (S.A.V) sevmek dindir, hem madem Efendimiz (Aleyhi EkmelutTehaya ) ben falani seviyorum sen de sev! demistir, demek ki sevmek iradidir ve akil ile sevme prosesi baslatilabilir.

katre Katre
16
Kasım
2006
Hayat, anlaşılması zor olan kavramlardan biridir. Nur, vücûd ve rahmetten müteşekkil olduğundandır ki yaratılmasında perde koyulmayıp doğrudan Dest-i Kudret’ten geliyor olsa gerektir. Her varlığa bir mertebe-i kemal belirleyen Hâlık-ı Külli Şey bu kadar değerli olan hayatı hayata hizmet için değil, belki her zîhayatın kendi kemaline ilerlemesi için yaratmıştır.
Yaşamak için yaşamayı hayat felsefesi haline getirmiş olan ehl-i dünya bu muhal-i bizzattan dolayıdır ki huzur-u hakikîye ulaşamamışlardır.
Peki ne için yaşanır? Bu sorunun cevabı insanın şahsi müşküllerini halledebildiği gibi beşerin meseleleri de bu sorunun cevabı ile çözüme kavuşur.
Kimileri buna ideal demiş, kimi de “gaye-i hayal”. Bu öyle bir iksirdir ki derdi aynı derman yapar. Toplumlar bununla canlı sayılır, şahsın kıymeti de himmeti nisbetinde bununla ölçülür. Öyle ki “gaye-i hayal olmazsa, nisyan veya tenâsi edilse (unutulsa) ezhan (zihinler) enelere döner etrafında dolaşır”. Bu da hakikatte ölmenin bir başka adıdır.
Bir zamanlar zalimleri titreten sesimizdeki, küheylanlarımızdaki hayat idi. Evet bizim millet olarak bir gayemiz, bir hayalimiz vardı. Bu uğurda verilecek canlar, terk edilecek cânanlar vardı. Analarımızın dilinde kahramanlık ninnileri terennüm edilirdi. Akıncılarımız bu yolda nice Tunaları yakın etmişti. Düşmanın kemiyeti dahi bizi asırlarca mağlup edememişti.
Çanakkale’yi de geçemeyeceğini anlayan düşman tahribin kolaylığından faydanmış, içimize modernizm(batılılaşma) virüslerini empoze etmişti.
Ve yiğit öldü, küheylan yoruldu, bayrak düştü. Topyekün bir millete gaye-yi hayali unutturuldu, kalbi midesine verildi. Herkes ene etrafında dönerken yaşamaktaki amacı hayatını kurtarmak gibi süflî derekelere indirildi.
Oysa bizim gayemiz Hazret-i Sadık-ı Masdûk’un beyanları içinde O’nun Nam-ı Celilîni güneşin doğup battığı her yere ulaştırmaktı. Zira O ulaşacak demişti ve bu bizim için bir emirdi. İnsanlık ancak O’nun ile huzura kavuşacak, tankların füzelerin açtığı yaralar ancak O’nun ile sarılabilecekti. Bu yüzden bayrak yerde kalmamalıydı.
Mahzun Nebî’nin mahzun Varisi tohumlarını dertle ekti, çileyle sürdü. On üçüncü asrın minaresinin başında durup insanları Hakka davet etti.
Gözyaşlarıyla suladığı o topraklardan şimdi filizler çıkıyor. O filizler; hayatlarının ancak bu yolda gayesiyle mutabık olacağını bilen nice akıncılardır. Herkesin kendi hayatını kurtarmaya çalıştığı bir devirde yurtlarını yuvalarını terk ederek kendilerini başkalarını kurtarmaya adayan gönül erleridir.
Şimdilerde ikinci bir diriliş gerçekleşiyor, milletimiz gaye-yi hayal ile “ba’sü ba’del mevt” yaşıyor ve zalimlerin de ödü patlıyor.
Gaye-i hayalini bu millete yeniden hatırlatıp; zalimlerin hayhuyunun dünyanın dört bir tarafından yankılandığı bir hengâmda insanımızı ye’s bataklığında boğulmaktan kurtaranlara müjdeler olsun ..!
katre Katre