23
Ekim
2007

Bir tulu sevdası …

“Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var”

Ne güzel dizelerdir doğuyla batının farkını uzun uzadıya ,tumturaklı cümlelere uğramadan anlatan.Garbın o soğuk ,duygusuz çeliğinin karşısına koyduğu sıcacık yüreğidir doğunun.Hissizliğin karşısına hissiyatını koyar , materyalizmin yüzünde imanının sıcak iklimini estirir ,madde de kalmaz manadadır gözü.

Afakını saran çelik ya da başka bir şey değildir çünkü , ebededir hayalleri ve ebedi çevreleyecek hiçbir sey yoktur. Şarkta akılların yanında duygu da vardır , sadece aklın salt kaldığının farkına çok öncesinden varmışlardır. Hüznü , şefkati , diğergamlığı ,aşkı ,sevdayı bilemez güneşin guruba erdiği yer. Misafir prosedürle ağırlanır , donuk , kısa ,samimiyetten uzak…Bunun karşısında kırk yıl hatırdır bir kahveye biçilen miat , adeta paralanılır misafir ağırlamak için ,kimi zaman kendi yemez misafirine ikram eder ev sahibi. Dedik ya şefkatin tadına bir kere varmıştır tuluların başladığı yer ,bırakın on sekizi evlendikten sonra bile hala çocuktur ebeveynlerin gözünde yavruları. Sadece ailelerine karşı değil ,dışarıya karşıda aynıdır muamele.Başkalarının dertleriyle dertlenir ,kendini unutur kimisi ; vücudunun cehennemi dolduracak kadar büyümesini isteyecek kadar ,yanarken gönlünün gülistan olacağından bahsedecek kadar hassas ,hissiyatı derin nice yiğitler yetiştirmiştir doğu.Hem madde de yiğit hem manada alimdir ,bir başka deyişle alperenlerdir sıcacık bağrında yetiştirdikleri.

Aşkın ,sevdanın ne olduğunu sorsanız batı insanına alacağınız birkaç basit cümle veyahut bir hiçtir. Bir şeyi derinden yaşamak nedir bilemezler çünkü ,yüzeydedir duygular ,esbaba takılıp mukaddesattan mahrum kalırlar ,aldıkları tatlar kısıtlıdır ve geçicidir. En ünlü eserleri Romeo&Juliet bırakın Leyla ile Mecnun’un önünde durmayı yanına bile uğrayamaz.İlk bakışta bile fark edilecek farklardır bunlar hikayelerin derinlerine dalmadan.Şarkta Leyla dır önce yazılan ,isim de bile hürmettir hanımlara gösterilen.Ya Mecnun’a ne demeli , mecazdan hakikiye giden yoldur yürüdüğü.Aşkının ve maşukunun fani olduğu sırrına ermesinden sonra Rahman’a fani olanı hatırlamayacak kadar sevdalanması ,balların balını bulmasıdır eserin özü. Romeo ve Juliet gibi sevda meyvesini tadarken kışırda kalmış, birbirilerinin fanilikleri karşısında intihara sarılacak kadar dardır hissiyat ufukları ve dolayısıyla aşk anlayışları.Hangi birini anlatsın ki doğu Yusuf ile Züleyha ayrı bir buududur mecazdan başlayıp Rahman da noktalanan hikayenin.Hangi esere elinizi atsanız fedakarlığı anlatır ,kendinden vazgeçmeyi anlatır ,tutkuyu anlatır ve aşkı en iyi tanımlayacak ne var ise onu anlatır.

Tuluların başladığı yer dedik ya ,her manada doğrudur bu söz.Yüzlerce binlerce peygamberlere (a.s) ev sahipliği yapmış kutlu mekanlar hep şarktadır.Çölden gül bitirecek kadar uhrevi atmosferdir bu mekanlarda soluklanan.Ateşlere atılıp da yanmamaya ,göğe yükselişe ,denizlerin yarılışına ,miraca ve daha nicelerine şahit olmuştur.Her şeyden ve hepsinden edna güzeller güzelinin (sav)
63 senelik hayatlarına ev sahipliği yapmakla şereflenmiş ve mübarek kabrini bağrında bulundurması bile üstünlüğünü gösteren tek özellik olmak için yeterde artar bile…Hele ki Asr-ı saadet ,ne kadar söylesek az ne kadar söylesek nafile…

Manasının ,derinliğinin ve beklide mistik havasının yanında aklın da merkezi olmaktan geri durmamıştır bu müstesna beldeler.Bilimin temeli olan bir sürü icat ve keşfe kaynaklık etmiştir.Doğu üretmeyi batı işletmeyi iyi bilmiştir tarih boyu.Gerçi emevi kütüphanesini yakacak kadar kör olsalar da,buradan kurtulabilen birkaç kitap ile rönesansı yapmayı başarabilmişlerdir.Uyandıktan sonra oyunu kötü oynamıştır garp ,duygusuzluğunun eseri olan çıkarcılığı uğruna şarkın dinamiklerini yıkmaktan ,ilerleme yollarını kesmekten geri durmamaktadır.Gün be gün hassasiyetini yitiren ve dinamiklerinin üstünlüğünün farkına varamayacak kadar kör hale gelmiş olan günümüzün doğu insanı da maalesef oynanan trajikomik oyunu hayranlık ile izlemeye devam etmektedir.Klasik bir örnekle betimleyecek olursak hazinenin üzerinde oturan ve fakirlikten yakınan ,ondan bundan yardım isteyen bir kördür.Umulur ki bir gün gözleri açılsın ve elindekinin farkına varsın…

06.09.2007 (muhtelif öğle vakitleri)