Eylül
2006
Bir iş var işin içinde
Bir dolu yaşamak var sokaklarda. Bir dolu insan, hepsi ayrı dünya.. Ben insanlar içinde bir insan. Kalbini şehrin gökyüzü kadar büyük sanan, kendini acizliğine terk olunmuş bulan. Can sanan, can olmaktan dahi uzak kalan..
Görmedik yüz, gezmedik sokak bırakmıyorum burada. Anlatsa da dinlesem diyorum gördüğüm herkesten yüreğini, hüznünü, heveslerini.. Herkesle ben bir mi, değil mi? Kalbim ve aklım yolumu gösteren, acizliğim sınırlarımı çizen. Ama bir iş var işin içinde anlamak istedğim. Geceleri rüyama girer, gündüz kalp atışlarımda gizli. Susarken aklımda kıvranır durur, yürürken yolumu şaşırmamın sebebi. Söylerken sesimin inceldiği yerde, ağlarken boğazıma takılan o her neyse, onun içinde..
Yolum kendime düştğünden beri sorar dururum. Gözlerimi kaparım arar dururum. Yanına yaklaşır susar dururum. Şair der ki; ’sen bu denli güzel/ Ben bu denli sevdalı/ Olmayacaktık’ .. Bu şiiri okur, küser dururum. Kadere, olana, bitene değil, bizzat şairin kendisine.. Sevmekten usandıysa şairlikte işi ne?..
Kırmızı kumaştan yamalar yaparım kalbimin incelen her yerine.. İpliğim her daim siyah, siyah kainatın en nankör rengi.. İyilik, güzellik hatta sevgi dahi geçici, nankörlük baki.. Sözlükten baktım ki insan yaratılmışların en yücesi. Etrafa baktım, bir efsane tablonun, insan, yaldızlı işlemesi.. Kalbimse tel tel siyah iplik, siyahında kaybolmuş bir inci.. İşin içinde iş var, belli.. Sen bu denli lütüfkar olsan da, ben bu denli nankör olmayacaktım…