18
Ekim
2006

Arı ölüleri

Sarmal renkli arı ölüleri iri yağmur damlalarına dayanamayıp parçalanmış, çatırdıyor ben yürüdükçe. Sürekli işlemeye alışmış beynim artık pek his vermiyor bana, unutuyorum aklımdakileri yavaş yavaş. Kaldırıma dalmış gözlerim ve o koyu bağnaz kaldırımları nasıl cilaladıysa yağmur, yaprakların rüzgarı karşılayışını yerden izliyorum. Solucanlar çıkıyor yoluma ezik büzük, basmamak icin çamurlara girip çıkıyorum. Paçamın ıslağı bacağıma değdikçe soğuk soğuk, bir hastalığı bünyeme davet ediyorum. Soluduğum hava burnumu yakıyor, çürük ıslak yapraklar düşüyor ayağımın ucuna. Arı cesetlerinin bittiği yerde asfalta çıkıyorum. Çamurumu bırakıyorum geçtiğim yollarda. Tepemde isteksiz bulutlar kapatıyor gökyüzünün derinliğini. Başımda hissediyorum iri bir damlayı, acele et diyor sanki. Dinlemiyorum ben nedense, yönetemiyorum kendimi o anda. Yağmur boşaltıveriyor o zaman suyunu üstüme. Ani bir şimşek .. Dallara sıkı sıkı sarılan yapraklar da kopuveriyor birden. O nasıl bir hirssa damlalar üstüme atıyor arıları. Gözlerimi kaldırıyorum kaldırımdan. İnsan silüetleri kaybolmuş artık, bir bana oynuyor yollar. Paspası hissediyor ayakkabılarım neden sonra ve azalıyor yağmurun sesi, dönüp geçtiğim yollara bir göz atıyorum. Süpürmüş yağmur toprağın kustuklarını bu ikinci seansta. Pırıl pırıl bir asfalt var hemen arkamda, onun da ardında cilalanmış merdiven basamakları. Sıcak hava beni sarıp sarmalarken unutuyorum saldırganlığını yagmurun, dalıyorum zevkine dört duvar arası mutluluğun ..