10
Mayıs
2008
Çok küçükken herkes gibi karanlıktan korkardım.
Bigün bıktım. Tüm ışıkları kapadim. Bekledim. Merdivende artık korkmayıncaya kadar oturdum. Bişey olmadığını, dolabın içinden hortlağın fırenkeştaynın cinin çıkıp beni yemediğini gördüm (Hayalgücüm gölgeli eşyaları sürekli bişeye benzetseler de fiziksel olarak bişey olmadı en nihayetinde). O gün bugündür Allah’ tan başka birşeyden korktuğumu hatırlamıyorum.
Yüzmeyi öğrenmem de dibe vurduğum ve kısmen biraz su yutarak boğulma tehlikesi atlattığım vukuat sonrasında gerçekleşmişti.
Arılardan da pek hazzetmezdim, çekinirdim. birgün arkadaşlarla evimizin bahçe duvarındaki bir kovanı kurcaladık (Arıları öldürme olarak değil de inceleme babından yapılan bir aktiviteydi sanırım) Kovalandık, sokulduk, baktık ölmedik. Sonrasındaki olaylarda tepkim ‘Aaa arı soktu, acıyo lan, neyse sağlığa faydalı en azından, hayır o değil de hayvancağız öldü ona ağlıyorum.’ dan öteye geçmemiştir.
Her zaman için korkularını yenmenin, korkularla geri dönüşsüz bir şekilde yüzleşmekten geçtiğini düşünüyorum.
Korkunun da temel kaynağı, bilmemek.
Karanlıkta ne var bilmiyorsun, suyun altında tamamen girersen ne olur bilmiyorsun. Ama karanlıkta bekleyip birşey olmadığını görünce, suyun altında ciğerlerindeki havanın seni yukarı kaldırdığını görünce artık ‘biliyorsun’ ve korkmamaya başlıyorsun.
Sözgelimi, böcekten korkan bir insan, sürekli sinekten arıdan karıncadan bile fersah fersah kaçmak yerine, içinde çiyan, öcü yada tarantula olan bir kavanozu incelemeli ve o böcekler hakkında bilgi almalı. Böceğin kendinden çok daha korktuğunu ve böceklerin insan yiyerek beslenmediğini öğrendikçe rahatlamalı. Bunu öncesinde kafamdan uydurmuştum açıkçası ancak daha sonra yabancı bir belgeselde de örneğini gördüm. Böcek örneği dahil, yükseklik korkusu olanları da yüksek yerlere çıkarıp ayaklarını sallandırıyorlardı. Bunu da G-force ve kamikaze gibi lunapark araçlarında yerel imkanlar dahilinde uygulayabilirsiniz.
Velhasıl, korkularınızla yüzleşmesseniz, onların esiri olarak yaşamaya devam edersiniz. ve aslında korkmaya değmeyen birçok şeyden korkarken, asıl korkmanız gerekenden korkmadığınızı da farketmeniz, menfaatiniz icâbıdır.
Burak Bakay Toz ve Çamur
7
Mayıs
2008
unutmak, hatırlamak, anımsamak, unutamamak
unutkanlık değil kastım, o şu başlıkta incelenmiş anladığım kadarıyla
http://www.warnerblade.com/f/viewtopıc.php?t=2370
kişileri, olayları, yapacaklarını unutmaktan çok fiil olarak unutmanın hayatımızda nereyi işgal ettiği
işgal edişinden memnuniyetimiz/memnuniyetsizliğimiz
farkında olmadan unutup gittiklerimiz
dahası iste

birkaç gündür zihnimi işgal ediyor unutma eylemi, latife tekin in unutma bahçesi ziyaretime geliyor.
nedir diyorum insanın unutmayla alıp veremediği. benim alıp veremediğim ne dahası?
unutarak hayatın üstüme üstüme yürüyen yanlarından saklandığımı farkediyorum, unutusun nasıl bir nimet olduğunu.
geriye dönüp de yaptığı hatalarla cedelleşerek ileriye adım atamıyor insan, unutuyor bir yerden sonra.
geride kalanlara el sallarken önündekileri yıkıp geçebilir, unutuyor yüreğinde izi kalanları.
geçmiş güzel günler, yaş ilerledikçe daha bir candan hey gıdı denen günleri anarak geçmiyor zaman, güzel, acı ne varsa geçmişte unutarak yürüyebiliyorum ancak.
‘unutmalarda gizleniyorum’…
bir de ne göreyim, daha kimler kimler saklanmış aynı unutma bahçesine. önce latife tekin le karşılaşıyorum. unutarak yaşayabilmek için bir bahçe kurmuş, unutamamanın verdiği acıyı geride bırakarak unuttuklarından bir hayat inşa etmek için toplamış romanın kahramanlarını bahçeye.
bahçeden bir ‘unutma beni’ çiçeği koparıp köklüyorum, sadık yalsızucanlar in minik öğrencisi hatice yı “anımsıyorum” yakaza romanından.
o da ne karşımda sezen aksü. beni unutma diyor yıllar öncesinden gelen sesiyle, bilirsin unutulmak dokunur ya her insana.
unutulmak bir yok oluş olduğu için insan kabullenemiyor belki. bir insanın zihninden kalbinden silinip gitmek, biryerlerde varlığından vazgeçmek ağır olan. yine bir varlık kaygısı, var olma çabası…hangi şairdi ölümden yana korkum yok, tek korkum unutulmak diyen?
beni unutma diye seslenen başkalarını “hatırlıyorum” o zaman, esmeray miydi sevdiğinin boğazında bir hıçkırık olarak hatırlanmak isteyen sitem dolu şarkıyı söyleyen? unutma beni, unutama beni
bir de sevdikleri tarafından unutulmak isteyenler var. sobeliyorlar bizi unutma bahçesinde. tarkan dan geliyor önce
unut unut beni yüzüm yaralar seni alışamazsın
ortaokul yıllarıydı sanırım, can acıtacak duygusal şarkılar yapardı arada tarkan.
gerçekçi bir bakış açısına sahip candan erçetin. fani dünyanın fani sevgilerinde beka iddia etmenin anlamsızlığına dikkat çekiyor,
unut sevme beni, bu aşkın sonu
ne yazık ki hicran gözyaşı dolu.
nasıl olsa sonu gelmeyecek mi
her güzel şey gibi bitmeyecek mi
fanı dünyanın fenalığına insan unutarak katlanıyor demek.
sevdiğinin gittiği yerde unuttuğu emre aydını da ben sobeledim, bahçenin bir köşesinde unutulmuş gitmişti.
bir de sitem eden biri vardı adını “unuttuğum”, unuttun beni zalim diyordu, hatta arabesk versiyonlu bir tekerleme bile vardı unutulmaya dair. unutma unutulanlar …
unutmak şifa, unutmak deva çoğu zaman. fenalıklarda kaybolup gitmemenin çaresi.
unutmadan untuma bahçesinin beni vuran cümlesiydi : “unutacağımız hıçbir şey kalmayana dek her şeyi unutabilsek tanrıyla karşılaşacağız ama oraya kadar unutmayı beceremiyoruz bir türlü”
bir de bu var:
”Unuttuğu için mı delirir insan, unutamadığı için mi? Bir daha asla geri dönemeyeceğiz; bir daha asla cennet bahçesine dönemeyeceğiz, masumiyete dönemeyeceğiz, Auschwitz öncesine, Hiroşıma öncesine dönmeyeceğiz, Vietnam öncesine, Cezayir, Filistin, Irak öncesine dönemeyeceğiz…
Maraş öncesine, 1 Mayış ‘77 öncesine, 12 Eylül öncesine, Sivas öncesine, “hayata dönüş operasyonu” öncesine dönmeyeceğiz!
Hepimize dışkı yedirilmemiş gibi, makadımıza çöp sokulmamış gibi, kolumuzu iş makinesi koparmamış gibi yapamayız;
kurşuna dizilmemişiz gibi, işkence görmemişiz gibi, gece başkınlarında götürülmüş ve bir daha geri dönmemişiz gibi yapamayız.
Çocukluğumuza tecavüz edilmemiş gibi, aşklarımız ve inançlarımız elimizden sökülp alınmamış gibi, töre cinayetlerinde öldürülmemiş, bilmem kaç kez çığlık çığlığa uyanmamışız gibi duvara…
unutamayız…
televizyon karşısına geçip, sersem sersem gülp oynayanları aynı şevk ve heyecanla seyredemeyiz hıçbir şey olmamış gibi…”
Işık Ergüden
“Hiçbir Şeyi Unutmak İstememiştim Ben” / Mektup
- escape
Burak Bakay Konuk Yazarlar
7
Mayıs
2008
Cümleyi bi ifade biçemi olarak kullanmamdan ötürü ve karşımda da son derece zeki insanların leb demeden tattaravalliyi anlayan insanların olduğunun bilmemden bilmukabil, cümlenin yaklasik ortalarında basını unutmamla beraber toparlamaya kasmamam, daha acizane bi ifade ile üşenmem konusunda yada cümleyi kapatmam (toparlamam) noktasında artık bi paragraf haline gelmekte olan cümlenin ilk kısmıyla halihazırda hiçbir bağlantı ve bağıntısının bulunmaması konusunda duygu ve düşüncelerimi ifade etmekten kıvanç duyarım.
Samdergi’ ye daha sık, daha çok yazı gönderilmesi temennisiyle.
Burak Bakay Toz ve Çamur
6
Mayıs
2008
Yığınıma bakıyorum eğreti bir nazarla. Cahilim şimdi, bilmiyorum hangi taraf sağım. Halimden ürkmek için davranmıyor vücudum. Saçlarım kadar sakin, irademi bekliyor sanki atmak için kalbim. Karşı duvarda bir resmim
Ne kadar bilgisizim
Etraf siluet dolu, aynı etraf çok ıssız
Acıyor boşluklarım, eyvahlarım telaşsız
-
Bedenim hissiyatıma kindarane bakıyor
Sanki yetmiş senedir bu firakı bekliyor
Bir nesne görsem aşina, bir maddeyle son bir nisyan
Bir el deyse, laf söylese bir ziruh bir muhsin insan!
Bakışlarım cayır cayır, gözlerim ölgün
Rengim hiç olmadığı bir tonunda bugün..
-
Beynimde büyüyen taş günahlarım mı
Görüntü mü kayboldu gözlerim mi kapandı
hafsa Boş Satırlar