6
Şubat
2008
Bir varoluşmu sevdam yoksam batış mı?
Hiç sevmemek mi yoksam bırakıp gitmek mi?
Yoo hayır sevdin mi tam sevmek
Ucunda yıkılış olsada gene seni sevmek
Beklemek sabahı göremeden geceye yazmak
Unutmamak unutulucağını bilsende unutmamak
Hatırlamak o seni hatırlamayacak olsada
Konuşmamak o seni hep konuşsa da
Ağlamamak ve ağlatmamak acıların doruğunda olsanda
Bi gülüş uğruna çıkmak kaf dağının zirvesine
Bir bakış uğruna girmek yerin 7 düvel altına
O seni istemiyor olsada
Hissetmek en acılı anını
Beklemek telefonun başında sen onu aramasanda
Bir mesajına dünyaları vermek
Her ne kadar o orda yalnız kalsada
Bırakmamak bir umuda sarılmak
Ağlamasına dayanamayıp sarılmak
Gözünden akan yaşın elinde kurumasına izin vermek
O artık uzaklarda olsada…
kansuorhan Berrak Su
5
Şubat
2008
Ufku kaplıyor matemim başka şey göremiyorum,
Yüzlerde kalpler gibi simsiyah cansız ve mat,
Gözlerse hiç olmadığı kadar ıslak,
Buhranlı kalpler de bir acı yaşananları yoksayarak…
Dertler değil beni bu hale koyan acımasız hayat,
Sevda bahçelerindeki dikenli ot misali sökülmek gerek,
Hiç olmammış gibi seven gönüllere su serperek
Birgün bu diyardan çekip gitmek gerek…
kansuorhan Berrak Su
5
Şubat
2008
Herhangi bir zamanda herhangi bir mekanda karşılaşsaydık keşke,
Martıların uçtuğu,masmavi gökyüzünün kirlenmediği bir vakitte,
Hani en amansız coşkuların yaşandığı en mutlu olunduğunda hatırlanan mevsimde,
Keşke karşılaşmasaydık hazan bahçelerinin ortaya çıktığı sonbaharda…
Günüm geceden kurtulmuyor,tıpkı sonbahar misali dökülüyor,
Karanlık gecelerde adın zikredilmiyor yalnız kalpten söyleniyor,
Islak kaldırımlar yalnız hiç yürünmüyor
Bu kalp her gördüğü çifte bakmadan edemiyor.
Mısralar değil beni konuşturan onlar yalnız dertlerime tercüman,
Sevdanın hayali vurunca gözlerime kapatıyorum,aklıma gelmeyesin diye
Ama kalbime söz dinletemiyorum,neyi nasıl anlatayım ona?
Nasıl diyeyim ki ona,imkansızı istedin ağlama boşuna
Ben beni nasıl bıraktıysan aynen orda duruyorum,
Bir sonbahar akşamında tren garında ağlıyorum,
Saat 9:45 erzurum ekspresi beklemez
Son düdüğüde çaldı şef artık o bile kalmanı istemez.
Arkandan ne el kaldırabildim ne gözlerine bakabildim,
Sevgiyle bakan gözlerindeki yaşı görürsem neyleyim?
Ne sana ne bakabildim ne arkamı dönüp gidebildim
Ben beni nasıl bıraktıysan aynen orda duruyorum.
Ne kalbimi hüzne boğan leman samı dinliyorum,
Ne de beni güldüren canlı müzikleri,
Ben yalnız kalbimi dinliyorum,
Seni bana sen olduğun için gösteren kalbimi dinliyorum.
Yürüyorum ve akıttığım her damla yaşın arkasından bakamıyorum
Tıpkı giderken gözlerine bakamadığım gibi
Ben benliğimi bırakmışken arkandan
Seni içimden terk edip gidemiyorum…
kansuorhan Berrak Su
4
Şubat
2008
Bazen gemileri yakarcasına kararlı davranmak gerek . Arkaya bakmadan , biraz nefes nefese , biraz asude , biraz inatçı . Yoksa hayat sizi bırakmadan önce siz hayatın bir köşesinden bırakıveriyorsunuz , gözleriniz ışıltısını kaybediyor , kendinize kaçıp bir deve kuşu gibi görünmezliklerde arıyorsunuz hayatı .Sonuç ; bir hiç . Sadece hiç olmakla kalsa iyi , olduğunuz yerden çok gerilerde yakalıyorsunuz kendinizi . Sebep ; global dünyanın , önemsiz rahatsızlıkları:
Rutinler ve alışkanlıklar … İnsan beynine ve üretkenliğe düşman iki kavram. O kadar çevreliyor ki bunlar bazen hayatı , yıprandığının –tükendiğinin farkına varamıyor insan. Ne kadar güzel , ne kadar önemli , ne kadar marjinal işler yaparsanız yapın , onları sürekli ve sabit bir yöntemle icra ediyorsanız size kattığı hiç bir şey kalmıyor mutat bir mekanizmaya bağlandığı anda. Mekanik , renksiz, anlamını yitirmiş bir hayatı benliğinize oturtuyorsunuz rutinle birlikte. Gerek maddi ,gerek manevi ve gerek özel hayatta düz gitmek maalesef hareket eden ölüler haline gelmemizin başlıca sebeplerinden. ..
Hele ki hayatın ilk kısmını rahat yaşamak için harcadığınız ikinci kısmında iseniz , durum daha da içler acısı bir hale dönüşmeye başlıyor. Bu durumla ilgili nicedir topladığım gerilim , hocanın kurduğu “ben gençken sporcuydum” cümlesiyle şimşekler çaktırmaya başladı. Sporu hayatına yediremediyse , hayat meşgaleleri mecra değiştirdiği anda bıraktıysa , çokta bir şey katmamıştı hayatına .Rutin dedik ya hani , spor için rutin kabul edilebilir bir şeydir , hatta günümüzün tek sporu olan klavye tıkırdatmaya göre rutine binmiş bir spor yaşantısı büyük başarı olsa gerek. Teslim olmayı yaşlılık sayıyoruz , hayatı ağır çekime indirgeyerek ; ölmeden önce beyni ve duyguları ölmüş robotlar, sadece anlık zevklerinin peşinde koşan hurdalar halinde yitip gidiyoruz. (Allah esirgesin)
Bizim için seçilmiş hayatları yaşıyoruz çoğu zaman. Aile , arkadaş ,çevre , genel kabuller … Bizi hayatımızın ikinci kısmın da rahat ettirecek mesleklere , mekanlara , kişilere temayül ediyoruz -etmeye telkin ediliyoruz. Müzik üzerine kariyer yapmak ne kadar alışılmışın dışında bir durumsa , müzisyen bir ailenin içinde doğup müziğe meyletmekte o kadar sıradandır özünde.Yönetim yeteneği olan birini , mühendis yapıyoruz kadrosu ve maaşı var diye ve yahut önemli meslek diye doktorluğa itiyoruz fedakarlık ve özverinin ne demek olduğunu anlayamamış nicelerini. Sonuç ya başarısızlık oluyor ya da verimsiz bir iş hayatı. Gerçi bazı kendini keşfetmeyi başarmış ve olması gerektiği yere adım atan cesur insanları da es geçmemek lazım.
Yazının sonlarına doğru biriken duygulardan mı desek; yazım üslubumun özünde yumuşak , hikaye diline daha çok mail olmasına rağmen benim buna karşı durmamdan ve duyguları bastırmamdan mıdır bilmem. Makale tarzı yazıların sonunu şiirsel noktalıyorum :
Bırak nefsin ulaşamadığı yanlışlıklar için çığlığı bassın , feryad figan etsin ..Sen yürüdüğün yol da yürü, gerekirse koş. Rüzgar uğuldasın kulaklarında , mefisto yerine . Nefesin hızlı hızlı dolup boşalırken ciğerlerine , sen gereksiz şeyleri düşünemeyecek kadar heyecanlı ol. Kalbinin her atışında , çepherlere bir kat daha sağlam vursun kanın, her saniyenin hakkını verircesine… rutinlere ve kendine meydan okurcasına ..
med~cezir 04.02.08 20:30

isra med-cezir