30
Ocak
2008

Ordu - Fotoğraf Sergisi

Mezunlarımızdan Hatice Evci’ nin “Ordu” konulu fotoğraf sergisini izlemek için tıklayınız.

30
Ocak
2008

MHP ve Hürriyet okurları

Bu sefer çok kısa tutacağım. Hürriyet’in Internet sitesi okurları bir alemdir. Eğer ders arası sıkılan üniversite öğrencileri de varsa bunu okuyan, hemen bir koşu laboratuvara gidip Hürriyet’in Internet sitesine girip, en güncel politika haberlerine yapılan yorumları okuyarak bir nebze stres atabilirler.

Bu yorumlar  genelde hangi ülkede yaşadığını kestiremediğim kimselerce yazılmaktadır. Yazıları yayınlananların %95′inin görüşünün son seçim ve anketlerce de kesinlik kazanan, sabit olan halk görüşleri oranında %19′a tekabül etmesi yurt dışından da Türkçe bilen ve CapsLock tuşları açık vaziyette takılı kalmış kimselerin gece gündüz demeden yoğun bir gayretle klavye aşındırdıklarına işaret olabilir belki.

Sadede gelince, son gelişmeler siyasi platformda bir hayli çekişmeli ve hararetli geçiyor. AKP ve MHP tarafından da CHP kürsüsünden de gün aşırı aynı metinler okunuyor; özellikle CHP’den gelen “hadi laiklikten vazgeçtik deyin” çağrısının bir hata sonucu copy-paste’in azizliğine uğradığı ve Sayın Baykal’ın gelecek 3-4 haftalık konuşma metinleri de dahil hepsine alakalı alakasız paragraf aralarında karışmış olduğu kanaati uyandırdı bende.

Hürriyet okurları da MHP’nin sırf “başörtüsü” açılımı nedeni ile sandığa gömüleceğini -halk tarafından- iddia etmekteler. Bilim kurgu yapımlarını sevsem de az çok gerçeklik ararım romanlarda hikayelerde. Bu yönden daha sıkı çalışmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü bildiğim kadarı ile bu ülkede bir şekilde eşi, kardeşi, annesi veya teyzesi, sevdiği bir yakını veya komşusu, arkadaşı başörtüsü; hem de İslam dininin emrine uygun şekilde, takan insan sayısı %70′lerin altına inmiyor en “iyimser” tahminlerle. Seçim sonuçlarında halkın eğilimi de ortada.

Dolayısı ile MHP’nin başörtüsü açılımı nedeni ile hangi halk tarafından neredeki sandığa gömüleceğini merak etmekteyim.

Kaynak : http://www.warnerblade.com/f/viewtopic.php?t=2690 

Konuk Yazar : HNNV

30
Ocak
2008

İmam Hatipli Milyoner

Kaç zamandır medyanın fasonluklarını derleyeyim sonra unutuyorum diyordum, buradan başlayayım, başlayalım. Efendim, Posta adlı gazete sözde “çok gizli” yakın dostlarından öğrendikleri bilgiye dayanarak yılbaşı piyango ikramiyesini (tarih de verelim: 2007) kazanan 4 kişiden birinin imam-hatipli olduğunu iddia etmişti. Bu tamamen uydurma, sallama ve sıkmasyon sözde haber o kadar ciddiye alındı ki, başta Hürriyet olmak üzere tüm medyam büyük bir iştahla atıldı, nasiplendi, köşe yazılarını süsledi, akşam bültenlerine konu oldu, mizah dergilerine kadar ulaştı.

Hatta, durun, beraber bakalım, ne tür bir halt yemiş bu hayalet imam-hatipli:

Ha, bu arada unutturmayayım, bu kurgu/senaryo Erdoğan Aktaş (kendisi yazar oluyor, bir de Star TV’de önemli bir şey çok yükseklerde öyle böyle değil) Beyefendi’dir..

Aktaş neler yazmış.. bakalım.

Önce, bu olay için “bir gazeteci olarak karşılaştığım en çarpıcı öykü.” demiş. O derece ciddi yani. İkramiye kazanan olmayan imam hatip öğrencisi bu derece içler yakan, yürek burkan, insanlık dramına sebep olmakta.

Devam ediyoruz. …olayın kahramanı ile bir kez temas kurabildik, ardından bir daha kendisine ulaşamadık. Çünkü çok ciddi korkuları vardı. Evet. Aktaş, bu şahsı tanıdığını, temas kurduğunu söylemiş. Şehrini ve adını da bildiğini yazıda belirtiyor. Ama bakıyoruz ki Milli Piyango idaresi 4 talihliye de çeklerini vermiş, takır takır ödemesini yapmış… İmam Hatipli nerede? Hani korkuyordu, haramdı?

Bak hele… Gencecik bir çocuk. İkramiyenin kendisine çıktığını, ancak bir türlü alamadığın söylüyor. Çünkü o bir imam hatip lisesi öğrencisi ve piyango onun için kumar. Evet. Burada satır arasında neler neler var. O bir imam hatip öğrencisi ve piyango onun için kumar.. Yani… İslâm dini piyangoyu haram kılmış, bunu işin erbabı, ilmini tahsil etmiş tüm din alimleri yüzyıllarca fikir birliği ederek söylüyorlar ama… “O bir imam hatip öğrencisi” Sorun imam hatipte… Bu şahıs Anadolu Lisesi veya Fen Lisesinde okuyor olsa idi ve “haram” diye almıyorum demiş olsaydı (sahi böyle biri yok zaten de) bu derece vurgulanmazdı sanırım. Oturup kafa yorsam arkadaşlarla, “piyango kumardır” ve “imam hatip” gibi iki güzide ve muhteşem tanımı yan yana koymaktan daha ulvi daha sükseye namzet bir köşe yazısı bulamazdık muhtemelen. Ateş ile barut, Leyla ile Mecnun, Oya ile Bora gibi; haram ve imamhatipli.. Of hele başına bir de “gencecik gül gibi çocuk” lafını oturtup “bu yaşta beyinlerini yıkamış yobazlar” duygusunu da harmanladık mı… amanın… dadından yenmez ki.. Biz yiyemedik en azından.

Çünkü piyango almak ona anlatıldığına göre günah. Zaten okuduğu imam hatip lisesindeki arkadaşlarına bile söylememiş piyango aldığını. Karşılaşacağı eleştirilerden çekinip, biletini kimseye göstermemiş. Evet.. Ona anlatıldığına göre.. E bu Kur’an’da yazıyor? Burada çaktırmadan sağdan gelen bir kroşe görüyoruz ki geliş istikameti sol gibi görünüyor, hafif de yalpalı. Ona anlatılan denmekte. Peki anlatılan nereden alıntılanmakta? ı-ıh, cıss, oraya girmek olmaz, oraya girilirse iş ciddiye biner, tez ve anti-tez muhabbetleri döner; karşısına piyangonun topluma zararı, ahlaka zararı, dağıttığı yuvalar ile başlayan sayfalarca kanıt ve ardından Vahy’in kendisi gösterilince bu sefer oturup düşünmek gerekecek, motoru çalıştırıp beyni zorlamak gerekecek azizim. Kim uğraşır bunla yahu.

Buradan sonrası bir halk masalı gibi. Ben sadece “Keloğlan” kısmını ekledim, kalan bölümler orijinal yazı… Keloğlan Yeni yılın ilk günü de, gazeteyi açmış ve kazanan numaraları incelemeye başlamış. Numaraları kontrol edince, Keloğlan gözlerine inanamamış. Keloğlan Büyük ikramiyeyi kazandığından emin olunca, önce sevinmiş, sonra üzerine karabasan çökmüş. Keloğlan “Ben günah işledim, bu ikramiyeyi alamam” diye kara kara düşünmüş. mış mış mış miş miş miş muş muş muş

Ve mükemmel bitiş sahnesi:

Bu olay başlı başına bir Türkiye gerçeği.

Sıkı durun, sadede geliyoruz. Temsil-i hikayeciği niye dinledik, şundan dolayı:

Her şeyden önce, ortada çok önemli bir mahalle baskısı örneği var.

Oy oy oy, mahalle baskısına geldik yine. Daktiloda derlenen bir baskı türü olmalı, patates baskı, renksiz baskı, kuşe kağıda baskı, A4 baskı gibi bir şey… Düzmece bir hikaye uydurunca da mahalle baskısı oluyor. Bilmeyenlere küpe olsun, sonra nedir bu demeyin, artık sağda solda daha da sık göreceksiniz.

Evet, herkes hata yapabilir. Biri Sayın Aktaş’ı kandırmış, kafa bulmuş da olabilir. Fakat bu haber günlerce medyayı işgal etti, haksız yere bir eğitim kurumu, onun öğrencileri ve en önemlisi, dini ve ahlâki sebeplerle piyango ve loto gibi oyunların “kumar” olduğunu düşünen bir kesim aşağılandı, yıpratıldı ve eleştirildi.

Hepsi, olmayan, varolmayna bir kurgunun sonucu fitillendi.

Sayın Aktaş yanıldığını öğrenince bir özür yazısı kalema alacaktır eminim.

Kaynak : http://www.warnerblade.com/f/viewtopic.php?t=2690 

Konuk Yazar : HNNV

10
Ocak
2008

Ağlayan bir Hayal

Hayalinde geniş ve sarı bir sahra… Bir rüzgar esiyor serince…

Rüzgar saçlarını arkaya savururken, gözlerini kısıyor ve ufka odaklıyor…

Sanki zaman şeridini yeryüzünde müsahede ediyor gibi, bir tarafta mazinin şanlı süvarileri, diğer yanda istikbalin kutlu nesilleri… Yüreğini bu iki şahikanın arasında bir vadide sıkışmış gibi hüzün bürüyor… Dili sessiz ama kalbinde binlerce kitaplık mana, gözleri nemli ama ruhunda coşkun bir hal…

Bir tarafta tufan ve peygamberi, diğer yanda kendi yalnızlığı… Ah dese yine bir hasret buharı çıkacak ağzından… Anlıyor ki bu işler hali değil… “Ah Rabbim” diyor bir damla yaş sakalından süzülüp yere damlarken.. Çok zormuş aczi gizlemek.

Sırları var, yakıyor… Söylerse kovulur, söylemezse yanar. Bazan sırrın ateşi dayanılmaz olduğunda bir acı tebessüm ile nesimi yakalıyor. Edebini hiç bozmadan “Aman ya Rabbi! Bu ne zor bir imtihan.” diyor ve susuyor.

Dağ sıklet bir vazife omzunda, Sultan-ı Ezel ve Ebedin hazinesi diyorlar. Seçilmişliğinin farkındalığı ve yükün ağırlığının farkındalığının buluştuğu noktada duruyor. Sağa sola bakınıyor kesilince takati, çaresizliğin vücudu olsa ona soracaktı belki. Kalbine bakıyor, dünya kadar geniş. Ehadiyet görüyor, Samediyet içinde.

Dağvari emvac geliyor sanki üstüne. Şu dünya, ah ne kadar zor ve acımasız. Az geriden ve Bekke vadisinden gelen bir ses yüreğinde yankılanıyor. “İbrahim, bizi bu ıssız vadide kime bırakıp da gidiyorsun?” nidası sanki halini şerhediyor.

Sahrayı insanlar dolduruyor. Siyahı, beyazı, çekik gözlüsü, kızıl tenlisi. Şaşkınlıkları yüzlerine nakşedilmiş incecik sihirli bir tığ ile. Geçmişleri ruhlarına yazılmış. Öbek öbek, akın akın yürüyorlar menzile. Bir menzil ki bilinmezlik yönünde. “Fe eyne tezhebun?” “Nereye?” demeye çalışsa da, çıkan ses bir adım öteye gitmeden donuyor havada.

Elleri parmaklıklarda, hayalinden uyanıyor…