26
Haziran
2007

Dijital Elveda

Ayrılıklar sanatçılara çağlar boyu hep ilham kaynağı olmuştur. Bunun öncelikli sebebi sanatçının sevdiği değer verdiği insanlardan ayrı kaldığında hissettiği güçölü ve belirgin duygulardır. Bu aaayrılıktan kasıt gerçek anlamda bir izolasyondur. (yalıtım?tecrit) yani günümüzde pek de mümkün olmayacak cinsten bir ayrılık.

Çağımızdaki entegre dünyada aşırı derecede artmış iletişim kanallarıyla herhangi birinden şartlar dolayısıyla yani istem dışı ayrı kalmak pek de mümkün değil. Cep telefonu internet anında mesajlaşma (instant messaging) gibi yaygın olarak kullanılan telekomünikasyon araçlarıyla birey istese bile ‘düynadan kopamamaktadır’ dolayısıyla aile ve arkladaş çevresinden uzaklaşması sadece fiziksel ölçütlerde kalmaktadır. Bu gibi mesafeleri göreceli olarak kısaltan etkenler zaten bireylerin aynı mekanda olmasını çok az gerekli kılmaktadır. İletişim araçlarının sadece sesli ve yazılı mesajları iletme konusunda standardı yerleştirdiğini söylemek eksik olur. Eskiden sadece filmlerde görülebilen görüntülü konferanslar bile ‘ele ayağa düşmüş’ , internet cafelerde web-cam siz bilgisayar kalmamıştır. Söz edilen gelişmeler doğrultusunda,  “karatren gecikir belki hiç gelmez” dizesi artık olsa olsa “bataryam dolmaz, cebim belki hiç çekmez” şeklinde söylenebilir. Birkaç cümlelik bir haber için haftalarca, aylarca bekleme devri çoktan bitmiştir artık tüm bunlar insanın parmak ucunda, birkaç tuş uzağında, üç beş saniye ötesindedir.

Ancak iletimin iletişimin, maddi ve manevi anlamda ucuzlaması ister istemez ilgili duyguları da ucuzlatmıştır. Arzu edilene hemen ulaşabilmek, yerinde kullanılırsa aradaki kopmaları engelleyeceğinden ilişkinin kısa vadeli zararlar görmesini önler. Aksine aşırı alınan bir ilaç gibi gereğinden fazla istismar edilmesi bireyin karşı taraf hakkındaki değer yargılanrını açık seçik bir halde görmesini imkansız kılar. Genelgeçer bir kural olarak herhangi bir şeyin değerini onun yokluğunda anlayan tipik insan, yokluğpunu hiç yaşamadığı bir şeyin / birinin de onun için tüm yönleriyle neler ifade ettiğini gerektiği kadar anlayamaz. Bulmaca tamken parçakların önemi fark edilmez ancak herhangi bir tanesi eksik olunca dierlerinin tam olması bir şey ifade etmeyeceği gibi, tüm uyum bir anda bozulur, bütünden çok eksik dikkati çeker. İşte insan da eskiedn bu mahrumiyetleri, bahsedilen kritik parçaları keşfetmekte kullanabilirdi ancak modern insan, tembelliğinden olsa gerek, maalesef ciddi anlamda baskıcı bir ortama girmeden böyle bir şansı kolay kolay yakalayamaz.

Teknolojinin diğer birçok nimeti gibi telekomünikasyon araçlarının faydalarıyla beraber zararları yan etkileri de ortaya çıkmıştır. Hayatın her yönünde manyetik dalgalra ve elektrik sinayllerine maruz kalan insanın da bundan duygusal anlamda etkilenmeyeceğini söylemek yüzeysel bir bakış açısı olur. Bu yüzden bilinçli bir kullanıcıya düşen görev, emrine sunulan bu iletişim araçlarını artılarıyla eksileriyle bilip, dozunu ayarlayarak verimli bir şekilde kullanmaktır ki böyle yaparak hem kendisini, hem de karşısındakini olası duygusal yan etkilerden istenilen derecede uzak tutabilsin.

- Burak Bakay

26
Haziran
2007

Müzik Saplantısı ve Ruhsal (De)Şarj

Suddenly something has happened to me
As I was having my cup of tea
Suddenly I was feeling depressed

( 1 )

Herhangi bir gecenin en karanlık anlarında bile geçmek bilmeyen zamanı hızlandıran ve insanı tarifi zor bir enerjiyle dolduran büyülü iksirlerden biri de şüphesiz müziktir. Müziğin insan ruhu ve psikolojisi üzerinde yadsınamaz bir etkisi varsdır. Bu etkinin ne kadar kritik olduğu da müzikten –kaliteli müzikten- uzak yaşamak durumunda kalınca fark edilir. Müzik yada daha özel olmak gerekirse bazı parçalar insanın değişlik duygularının anahtarları gibidirler. Şarkıdaki saniyeler ilerledikçe bireyin parçayla ilişkilendirdiği olay zaman kişi duygu düşünceler de hayal alemindeki tiyatro gösterlilerini oynarlar. Parça çpğu zaman geçmişe götürür insanı, bir yandan da gelecek adına hayaller kurarken güzel müziği kullanmak igibi si de yoktur. ancak nedense yaşanmışlık, yaşanma ihtimalinden daha gerçekçi gelir insan beynine ve bu doğrultuda tercih sebebidir.

İnsan aklı melodi ve nakaratlar birbirini takip ettikçe ilgili olayı tekrar tekrar geri çağırır. Beyin sadece hatuırlamöakla da kalmaz ilişkilendirilen duygular da tetiklenir, gerçek ve ilk anki kadar olmasa da bir miktar heyecan sevinç üzüntü hissedilebilir. Bu duygu tetikleme durumu bazen okadar belirgin olabilir ki birey sırf o duyguları tadımlık da olsa yeninden hissedebilmek için belirli bir parçaya çılgınca ‘sardırabilir’

Now those lazy summer days
Seems so far away
Wherever you may go , ti amo

(2 gina g – ti amo)

Elbette bu durumun sebebi kişinin yapacak daha iyi bir işinin olmaması da olabilir. Ancak günümüz şartlarında hissetmenin, hissedebilmenin bu derece zor, uzak hatta bazı durumlarda ulaşılmaz dahi olabildiğinin bilincinde olarak birey sanal da olsa bir playback isteyebilir. Hafızadaki istenmen bölümleri istenilince tetikleyip ardından çorap söküğü gibi istemsizce izlemek bir film açıp syretmekten çok da farklı değildir. tek farkı film daha önceden izlenmiş ve sonuca bağlanmıştır ama bazı sahnelerin hatırına koca film baştan sona izlenir, sırf o birkaç sahne için.

O think twice
Its another day for you and me in paradise

(3 phil collins another day in paradise)

Bir parça illa da bir şeyleri hatırlattığı yada bir olayın tekrar canlandırılmasına yardımcı olduğu için dinlenmez. Bazı şarkılar sırf hoşa gittiği insanın ruhuna akşamüzeri hafifçe esen tatlı bir meltem gibi esenlik verdiği için de dinlenebilir. Bu tür parçaların hafıza yada hayal etme bölümüyle çok fazla alakası yoktuır, direk olarak duygu tetiklemesiyle ilgilenirler. Beyinde görüntü anlamında canlanacak yaşanmış bir olay olmadığı için senaryo şarkı sözlerinden beslenebilir ve hayal gücü hemen ayaküstü bir klip bile hazırlayabilir parçayua sırf sizin beğeniniz için. Bu kadar hızdqa bilinçli hareket edemeyeceğinden ve siz işi gücü bırakıp klip yönetmenliği yapamayacağınızdan, klip malzemesi de apar topar bilinçaltından bulup buluşturulur. Hızlı bir montaj sonrasında iite karşınızdadır görüntü de.

Yesterday, love was such an easy game to play
Now I need a place to hide away
O I believe in yesterday

( 4 beatles – yesterday )

Duygu tetiklemelerinin en belirgin özelliği de doğal olarak kişiye özgü olmalarıdır. Hüzünlü bir şarkı herkese benzer duygular yaşatabilir ancak kersinlikle aynı duyguları değil. Dünyada en çok çalınmış ‘single’ ı dinlerken bile insan bilir ki bunu dinlemiş, dinleyen milyonlarca kişi farklı şeyler hissetti, hissediyor. Dinlenilen parça fabrika çıkış, tıpatıp aynı bile olsa bu sadece hissedilen duyguların baktığı yarım küreyi etkiler, yönlerini ise tam anlamıyla birey belirler. Bunun sebebi de etkilenen hormonların ve dolayısıyla kişilkerin genelş psikolojilerinin benzer olup oluşan etkilerin her bireyin hem karakter özellikleriyle hem de tecrübeleriyle yorumlanmasıdır

I want to be a hunter again
I want to see the world along again
To take a chance on life again
So lewt me gone let me leave

( 5 dido hunter )

Bazı parçalarda ise müzik sözün önüne geçmiştir. Melodiler kelimelere üstün gelmiştir ve çekinik olan baskın olanın bir parçası gibi algılanır artık. Sanatçı ne kadar alakasız hatta saçma şeylerden bahsetse bile söyledikleri notakardan öteye geçmez. Dinleyen söszlerini kendi yazmnuış gibidir şarkının. Smözleriyle birlikte melodi bir bütün olarak şekillenir bireyin kafasında ve tek olarak algılanır. Dolayısıyla şarkıda bahsedilenlerden çok farklı dünyalardaki duygulara kapı açabilir bu tip oparçalar bu da çoğunlukla olduüu gibi dinleycinin yorum yeteneğine kalmıştlır.

(baştan al)
But you dont live there anymore
And I miss you
Like the desert miss the rain

( 6 ebtg missing )

Şarkılar antalılmaya değer şeyler üzerine yazılır anlatılmaya değer şeyler iseçpunşukla hüzünlü olaylardır. Zaten hep beraberiz çok mutluyuz oley gibi bir malzemeden çıkabilecek şarkı sayısı ve kalitelisi sınırlıdır. Ama dertlerin ve sıkıntıkların pek bir sonu yoktur. Ya her şey olması gerektiği gibi yolundadır yada binbir milyon diğer yollardan birindedir ki bu yollar da keder manzaralıdır. Bu bağlamda hem yazılan şarkıların önemli bir kısmı yada derind tkiliecilie sahip kısmı hüzünlü söz ve müzikten oluşur. Kişilerin ümitsizce bağlandıkları şarkılar arasında da derin melankolik (?) parçalar önmemli yer tutar. Garip bir şeydir ki insanın ğişmanlığından kaynaklanan ekndine acı evrme isteğinden midir, tekrar aynı sahneyi yaşayıp bu sefer ‘doğru olanı ‘ yapma ümidinden midir, hatırlardan en çok geri çağrılmak istenen ‘dosyalar’ da hüzünlü olanlarıdır. Tabi ki bu işlemlerde ilgili şarkılara da büyük görev düşmektedir. Bu parçalar bir ymnden sıkıntının duışa vurumunu sağlamakla rahatlatıcı bir etki oluştursa da ‘azı yarar ortası karar çoğu zarar’ destuırundan hareketle her an problemlere yol açabilir.

These wounds wont seem to heal
This pain just too real
….

( 7 evanscence my immortal )

Tek bir parça ve tek bir olumsuz yorumlanmış olay birçok gencin depresyona ilk adımı için yeterli malzemelerdir. Mutsuzluğun iradeyi etkisiz hale getirdiği andan itibaren sabitlenen şarkıdan çıkış artık yoktur. Bu durumun doğal çarelerinden biri şarkının dinlene dinlene “tükenmesini” beklemektir ancak bu çopğu zaman öngörülenden uzun bir süreci kaspsayabilir. Gidişata dur demenin daha gerçekçi bir yolu ise bilinçlşi kararlar vermekten, geçmişin geçmiştekaldırğını kabul etmekten geçer. Elbette tamamen kontrollü bir ortamda bir film izler gibi hüzünlü havanın tadını çıkarmanın klişinin psikolojisine derin yaralar açacağını söylemek doğru olmaz ancak bu gib durumlarda bireyin kontrolu çok çabukl yitirebileceğini hatırlatmakta da fayda vardır.

Bir kulunu çok sevdim
O beni hiç sevmiyor

8 ibrahim Tatlıses – bir kulunu çok sevdim

Bir takım şarkılar ise istemsiz şekillerde, cebren ve hile ile insanın bilinçaltına kazınabilir. Bunları silip atmak ne kadar zorsa sürekli akla gelmelerinden çekilen acı da o derece dayanılmazdır. İster bir olayla ilişkilendirilsin ister ilişkilendirilmesin insanın hayatı boyunca nefret edeceği bazı şarkılar mutlaka olacaktır. Bu kaçınılmaz nefretin sebepleri ise farklı olabilir: belirli bir estetik kaygı gütmeyen sanat katliamına uzun süre ‘maruz’ bırakılmak, önceden sevilen veçokca dinlenen şarkuının hızla tükenerek keyif yeriner artık acı vermesi, parçayla ilgili hatırlanmak istenmeyen itici hafıza parçalarının olması gibi … bu şarkıyla herhangi bir yer ve zaman da karşılaşmak bu hafıza kırıntılarını tekrar birleştirip bireye ciddi zarar verebileceğinden gayet de stenmeyen bir durum olarak nitelendirilebilir.

Shut up when Im talking to you Shut up!

( 9 linkin park – one step closer )

Sanatçılarnı yada daha etkili olarka bazı parçaların hatta bu parçaların da nakarat benzeri belirli kısımlarının kişilerin duygularını daha veirmli şekilde tetikleyip bunların duşa vurumuna daha fazla yardımcı olması psikolojijk olarak bir rahatlama hissini de beraberinde getirecektir. Günlük yaşamda dışavurmada en çok problem yaşanan duygularıdan biri de “öfke ve nefret” tir. Sözgelimi bir arkadaşına sinirlenen kişi hemen bağırıp çağırarak ağzına geleni söylemez, söyleyemez. Bu gibi durumlarda ifade edilmesi gereken duygu yeri ve zamanında ifade edilemediğinden uzun vadede problem çıklarma garantisiyle arşive kaldırılır. Arşivdeki bu zararlaı dosyaların periyodik olarak yakılmasını sağlayan özel ‘tutuşturucu’ parçalar vardır ve bunlar her zaman oldu gibi kişidenkişiye değişebilir. Genelde duışarıdan bakıldığında gürültüden biaeret ve kafa ütülemekten başka bir işe yaramaz gibi görünen bu parçaların psikolojik açıdan da çok kritik görevleri vardır aslında. Sosyal hayatta gelenelsek yöntemlerle dışa vurulamayan saldıran duyguların daha ‘barışçıl’ yollardan ifade edilmesine olanak tanır. Esasıonda bu işlevi yönünden benzer tip parçalar daha geniş dinlenme ıoranına sahip olabilen hüzünlü parçalardan daha faydalı olarak değerlendirilebilir. Biri yangına körükle giderken diğeri ise stemli ve daha ufak yangınlarla esas alevin kontrol edilebilirliğini artırmaya yardımcı olmaktadır.

Hey, I wanna crawl out of my skin
Apologizwe for all my sins
All the thins I shgould have said to you
Life’s too short and I feel small
Counting stars, wishing I was okey
Crashing down was my biggest mistake
I never ever meant to hyurt you
I only did what I had to
Counting stars again

( 10 – sugarcult – counting stars )

Küresel dünyada, ticari amaçlar için ‘üretilmiş’ onbinlerce şarkı arasından en çok prim yapanlardan biri de şüphesiz ‘pişmanlık’ temalı olanlarıdır. “son pişmanlık neye nyarar, her şeyin bedeli var, buraya kadar” diyerek şairin konunun tam üstüne ‘barmak’ bastığı gibi hiçbir insan tam anlamıyla mükemmel yaşadım ben, hiç keşke diyecek bir şeyim olmadı diyemez. Her bunu diyemeyen insan için de pişmanlık temalı parçalar bitmek tükenmek bilmeyen bir sömürme, sömürülme aracına dönülebilir. Salt hüzünlü parçalara göre yine de bir kademe ileridedir bu tür parçalar, bir şeyler kötüdür ama söyleyen sebebini bilmektedir de aynı zamanda. Kuru kuruya üzüntü değil, yaptığı hatanın farkında olan dinlşeyicidir bu parçaların takipçileri. Bilinçli dozda kullanıldığında “keşke şöyle desydim keşke böyle yapsaydım” tümcelerin aynı hatanın tekrarlanma olasılığını azaltır. Ancak bu duygu kontrol edilemezse kendini suçlamaya kadar gider ki bu da hiç arzu edilen bir durum olmaz.

nakarat

( 11 – sting – shape of my heart )

Bazı parçalar da vardır ki herhangi bir olayu yada kişiyle ilişkilendirilmesine sahne kurgulanmasına gerek yoktur. Zaten tüm buınlar fazlasıyla filmlerde bireye hazır olarak verilmiştir. Film müzikleri senaryo boyunca anlatılan hikaye ve ıoyuncularla anlam kazanır ve çalındığı sahne ile adeta bütünleşir. Parçanın kalitesini filmin kalitesi perçinler ve bu ikisini birbirinden ayırmak güçleşir. Bu ortamda müzisyten kadar ymnetmen de birinci dereceden etkildiir, ilgili şarkııy nerede ve nasıl kullanacaığı sonucu dramatik olarak etkileyecektir. Bir parçayi başından sonuna kadar dinleyebilmek genelde filmin en etkili yerinde yani sonunda mümkün olduğundan her iki sanatçı da ‘en iyiyi en sona’ bırakmayı tercih edecektir. Bu durumda bireyin hissettiği duygular ise filmdeki karakter(ler) in hissettikleriyle benzerlik gösterecektir. Film boyunca anlatılan hikaye ne kadar sıra dışı durursa dursun kişi bunu hayatıyla öyle yada böyle ilişkilendirmekte çok zorlanmayacaktır.

Oo tonight
You killed me with your smile
So beautiful and wild
So beautiful and wild

12 – reamonn tonight

Neyse ki tüm tetiklenen duygulan hüzün kaygı keder pişmanlık nefret öfke yada kızgınlık değildir. Bazı parçalar ise tatlı hatıralara referans verir öyle ki bunlar ne kadar izlense de eskimez artık. Görüntü de bazen ytağlı boya bir portre vardır bazen de kalitesiz bir dijital fotoğraf makinesiyle çekişlmiş kısa bir video parçası. Kişinin şarkuıyla özdesşleştirdiği özel biri yada özeşl bir an olabilir. Yeniden tatmaktan bıkmayacağı duygular tetikleniyor olabilir. Bu durumdaki tek tehlike ise şarkının youğun olarak dinlenerek artık ‘bitmesi’ dir ki bunun da önlemi zahmetli de olsa vardır. Artık bu parça da yaşanan o an kadar özeldir. Küçük bir çocuğun en güzel elbisesini sürekli değil sadece önemli günlerde çıkarp neşeyle giymesi gibi tüm arzuıya rağmen uluorta dinlenmeyesi bir larkı olmuştur bu. Kişinin parçada ve geri çarpılan hatıralardan en fazla tadı alabilmesi için bu uıfak kurala uyması faydalı olabilir.

On the asphalt underneath
Our crashed plans and my lies
Lonely street signs powerlines
They keep on flashing, flashing by
We keep driving into the night
İts a late goodbye
Such a late goodbye

( 13 – poets of the fall – late goodbye )

Şüphesiz en karmaşık duyguların paketleniş halde bulunduğu şarkılar elveda ve yolculuk şarkılarıdır. Çünkü hgem bir şeyler bitmiş hem de başkaları başlayacaktır. Eskiden yeniye bazen sert bazen yumuşak bir geçiş söz konusudur, dolayısıyla duyguların da geçiş sürecisni temsil eder bu parçalar. Kişinin genelde kafası karışık ve düşünmekten bıktığı anlarda devreye girer , bilinci devreden çıkarıp hayal alemlerine uçmanın ‘olayları akışına bırakma’ noktrasındabireye ciddi bir de faydası vardır. Yolculukta da birilerine, biryerlere elveda demek başkalarına merhaba demekle eşdeğerdir. Tadında alındığında bu tip parçalar hem eski hatıraların o mayajoş aromasının hem de yeni heyecanların, merakların dolayısıyla bu değişimin, yolculuğuın kjeyfine tam anlamıyla varılmasını garantiler. Bu gibi zamanlarda insanın yapomasın gereken şey ise sürecin tadını çıkarmak ve uzaklarda bir ışığın belirmesini beklemek olacaktır:

On a dark desert highway
Cool wind in my hair
Warm smell of colitas
Rising up to hte air
U pahead in the distance
I saw a shimmering light…

( 14  - eagles hotel California )

- Burak Bakay

25
Haziran
2007

TEFEKKUR NASIL YAPILMALI?

Nasil bir tefekkur? 

Tefekkur herhangi bir mevzuda genis, derin ve sistemli dusunme manalarina gelir(KZT-tefekkur). Afaki ve enfusi olarak iki farkli tefekkur vardir. Afaki dedigimiz tefekkur, insanin disinda kalan yani Cenab-i Allah’in bir kitap olarak onumuze serdigi kainattaki kesreti gorerek onu vahdete baglama, genellestirme ve yorumlamasidir. Enfusi olan ise insanin vicdan mekanizmasini calistirarak Rabb’den gelen hususi televunleri ve tecellileri algilayip, onlari afak ile alakalandirma ve Yarataninin marziyatini anlama cabasidir. Burada bahsedilecek tefekkur, bir problemi halletme manasindaki degil de daha cok kainat uzerinden yapilan tefekkur manasindaki kullanimi olacaktir.

Kalb, ruh ve akil icin bir nevi gida sayilabilecek tefekkurun sistemli olmasi onemlidir. Sistemli bir tefekkur bir hammaddeyi alip onu isleyen bir makine gibidir. Makinenin bir tarafindan hammaddeyi verir, diger tarafindan urunu aliriz.  Afaki tefekkurde hammaddemiz ise butun kainattir. Asa-yi Musa As gibi tefekkur asamizi nereye vurursak oradan ab-i hayat hukmunde olan marifet fiskiracaktir. Kur’anin bir tefsiri olan Risale-i Nurlar’da bunun Kur’anin bize ogrettigi bir metod oldugunu goruruz.

“Demek o fidanlık Mesnevî, turuk-u hafiye gibi enfüsî ve dahilî cihetinde çalışmış, kalb ve ruh içinde yol açmaya muvaffak olmuş. Bahçesi olan Risale-i Nur, hem enfüsî, hem ekseri cihetinde turuk-u cehriye gibi âfâkî ve haricî daireye bakıp marifetullaha geniş ve her yerde yol açmış. Adeta Mûsâ Aleyhisselâmın asâsı gibi nereye vurmuş ise su çıkarmış…
Hem Risale-i Nur, hükema ve ulemanın mesleğinde gitmeyip, Kur’ân’ın bir i’câz-ı mânevîsiyle, herşeyde bir pencere-i marifet açmış, bir senelik işi bir saatte görür gibi Kur’ân’a mahsus bir sırrı anlamıştır ki, bu dehşetli zamanda hadsiz ehl-i inadın hücumlarına karşı mağlûp olmayıp galebe etmiş.”

Bu sistematik uzerine soylenecek cok soz var ama burada simdilik sadece dort esastan bahsedilecek. Bu dort esasi Bediuzzaman Hazretleri soyle ifade ediyor:
“Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelimeyle dört kelâm öğrendim… Kelimelerden maksat, mânâ-yı harfî, mânâ-yı ismî, niyet, nazar’dır.”

Niyet

Her tefekkurun bir niyeti vardir. Bu niyet ya esyayi ve mevcudati anlamaya calismak  yada onun Yaraticisini tanimaya calismak seklinde olacaktir. Kainati anlamak mucerret olarak kalbi tatmin etmeyen bir niyettir. Ama kainata bakarak  esma ve sifatlari ile mutlak olani anlamak, tanimak ve O’nun marifetine ulasmak oradan da muhabbetullah ve lezzet-i ruhani yamaclarainda gezinmek her yonuyle insanin kalbini ruhunu ve aklini tatmin edici bir niyettir. 

Niyetin bir buudunu da kainat kitabindan yapacagimiz cikarimlari hayata gecirmek ve seriat-i fitriye ahkamina uymak olusturur ki takva’nin en genis bir tarifi de tedvini ve tekvini kitaplarin kanunlarina riayet etmektir. Bu babda Kur’an, peygamberlerin mucizelerini anlatarak teknolojinin ulasacagi yerlere isaret eder ve insanlari buna tesvik eder.

Nazar

Nazar, bakis, bakis acisi anlamlarina gelir. Burada kastedilen aksiyomatik bir bakistir. Ilk kabullerle alakalidir.  Bizim tefekkurdeki niyetimiz madem ki Allah’i esma ve sifatlariyla tanimak ve marifetine ulasmaktir o halde O’nun varligini ve birligini kabul ederek tefekkure baslariz. Acaba var mi sorusundan ziyade, kuvvetli bir iman ile yani aksine ihtimal vermeyecek sekilde inanarak O’nun kainattaki suunat, sifatlari, esma ve ef’alini anlamaya calisiriz. Tabi bunun icin once enfusi olarak Allah’in varliginin vicdanda duyulup hissedilmesi gerekir. Bu noktada sahsimiz adina Kur’anin kusaticiligina siginmaliyiz. Kalbin zumrut tepelerinde,

“Mebdede herseyi Cenab-i Hakka istinad ettirme esaslarina gore sistemlestirilmeyen bir tefekkur, neden sonra Allah’a yonelip ve neticede O’nda mutenahi olmasina mukabil; ta bastan Halk ve Emir, herseyi O’na baglama esasina gore planlanmis bir tefekkur ise, sonsuza kadar hep yeni buudlariyla surer gider ve kat’iyyen inkitaa ugramaz.”

denilerek tefekkurdeki nokta-yi nazarin onemine vurgu yapilmistir.

Mana-yi ismi
 
Bir harfin isaret ettigi mana ile degil de o harfin ismi ile ona bakmaktir. Mesela kainata mana-yi ismi ile bakan biri O harfine baktiginda isaret ettigi zati degil sadece harfi gorur ve harfin ismi ile anlar. Masivaya yani Kainattaki esyaya esbab hesabina bakar ve hadiselerin arasindaki sebepler zincirini cozmeye calisir. Bunun icin kucuk parcalara ayirarak inceler. Bir aynaya bakarken aynanin camini gormeye calismak gibidir. Aynadan yansiyan guzellikler ve manalar ile ugrasmaz.  Hem esyaya kendi hesabiyla baktigi icin incelemede manalari yitirir. Mesela suyu incelemeye calisan biri suyun iki H ve bir O dan olusan molekullerle oldugunu soyler, bunu soylediginde eger suyun rahmet arsi oldugunu hesaba katmaz ve mucizevi ozelliklerini bu iki atoma vermeye calisirsa bu sahis kainata mana-yi ismi ile bakiyor ve hata ediyor demektir.

Mana-yi harfi

Bu da kainatta esyaya ve hadiselere bakarken arkasinda yansittigi manalari gormektir. Butun kainatin maddesi atomlardan veya atomu olusturan notron, elektron, proton gibi parcaciklardan olusmaktadir. Bunlara harf dersek, bu harflerden elementler denilen heceler olusturulur. Bu hecelerden su, DNA, RNA, seker, hava vs. gibi kelimeler olusturulur. Bu kelimeler ile insan, agac vs. gibi cumleler olusturulur.

Mana-yi harfi ile kainata bakan birisi herseyi bu temel harflerle aciklamak ve o harfler ile karsiligini bulmak zorundadir. Bu bakis acisi kullanilinca sefkat, adalet, muhabbet, gadab, muavenet, lutuf, kahir gibi kavramlarin yok oldugunu gorecektir. Yani onun nazarinda esas manalar yok olacaktir. Bunun da tefekkurden istenilen neticeyi insana veremeyecegi asikardir.

Sonuc olarak, tefekkure denk ibadet yoktur. Bu tefekkure ulasabilmek icin de belli bir sistematigimizin olmasi gerekir. Kurbiyet ve akrebiyeti niyet ederek, Cenab-i Hakk’in esmasinin kainattaki tecellilerini okuyup bunu butun kainatta mutecelli oldugunun farkinda olarak bir nevi huzur kazanip, ic alemimizde muhabbetullaha vasita yapabilmemiz icin O’nun varligini ve birligini kabul ile tefekkur yoluna cikmamiz lazim.

1
Haziran
2007

Ne için yazar insan ??

Yazı bulunduktan sonra tarih boyunca insan yazdı ; fikirlerini ,davalarını ,sevinçlerini ,hüzünlerini döktü kaleme.Kimi farklı dil kullandı ,kimi farklı karakter ,kiminin amacı çoktu ,kiminin yok…Akılların ardı kağıtlara açıldı ,satırlar zihnin yansımalarından fazlası değildi.Konuşamıyorlar diye insan sırdaş tuttu kağıtla kalemi ya da masum görüntüsünden faydalandı bazısı ,yaymak istediği iyi kötü herşeyi onlarla soktu evlere -fikirlere. Bazen kılıçtan daha fazla kesti bu masum görüntülü ikili .Sözü kullanmayı bilenin elinde ok oldu saplandı ,bilmeyenin elinden dert oldu kaldı muhatabının sinesine.Hep üzmediler ama ,zaman zaman saadet muştuladı , bir özlemi annattı ,bir hayali anlattı ,bir keşifi anlattı, güzel bir günü kaydetti… Yazarının bile gidemeyeceği yerlere ulaştı , onu anlattı kendince ,haberini götürdü, haberler getirdi.

Yazdı da yazdı insan.Kuytularından geçen nehirlerin damlaları ile yazdı ,şelaleleri cümle havuzuna döküldü,dilinin yetemediğine bileği yetti parmakları yetti .Fıtraten saklayamazdı insan ,haykırmak yerine yazmayı seçti.Söyleneni geri almak zordu da ,yazdıkları yırtıp atmak silmek kolaydı.Kaçmak istediği yerlere kanat oldu yazdıkları ,kafa tutmak istediği anda dayanak ,kandırmak istediğinde sözün en süslüsü oldu , bırakmak istediğinde ise sığınak.Bunaldı derdini satırlara kazıdı , bağıramadı çığlığını harflerin arasına gizledi ,pişman oldu tövbeyi anlattı , sevdi mahbubunu tasvir etti , hayal etti hayallerinin can bulduğu yer kelimeleri oldu.Bir bebeğin doğumunu kaydedende , göçüp gittikten sonra mezar taşının üzerinde kalanda ondan başkası değildi.

Yazdı da,neden yazdı insan? Edebi kaygılarla yazdı ,karaladı yazmak için yazdı , fikirlerini empoze etmek için yazdı ,fikirsizliğini yazdı , tarihi yazdı , sonunu yazdı , istediğini yazdı ,istemediğini yazdı, hayatı yazdı,gözlemlerini yazdı… Aslında hep kendini yazdı.Neyi ufuk edindiyse onu yazdı ,özünü ne işgal ediyorsa onu yazdı.Hikaye yazdı karakterler kendinden başkası değildi ,deniz kıyısında bir akşam vaktini tasvir etti manzara tam da kaçmak istediği yerdi.Sayfalar doldu kelimeler tükenmedi.Yazarken bile gizlediği oldu ,gizlemek için mecaz sanatını buldu ,tasvirleri imgeleri kullandı asıllarının yerine.İşin aslı insan kadar yazdıklarıda gizemliydi ,insan kadar yazdıklarıda değerliydi…