5
Mayıs
2007

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ(2)

Eveeet nerde kalmıştık? Masallar ülkesini anlatıyordum değil mi… 

Bu ülke adeta madalyon gibiymiş. İki taraflı… Ama iki tarafı da birbirine zıt ve yapışık. 

Kara sevdalılar yaşarmış bu ülkede… Kimileri onlar için “deli” dermiş. Bildikleri tek kelime “Allah rızası”ymış. Adı üstünde: Kara sevdalı… Yardan da geçmişler serden de… Hüzünlü gurbetler yaşamışlar,”80 küsur senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey tatmadım. Ömrüm memleket hapsanelerinde geçti” diyecek hayatlar yaşamışlar. Hapsane bile olsa memleket bilirlermiş bulundukları yerleri… Küsmek, kırılmak, gücenmek yokmuş lügatlerinde. Çakıl taşları olarak görürlermiş bela ve musibetleri. 

Kişi sevdiğini anlatır derler ya… Onlar da hep Rabb’i anlatırlarmış. O’nu anlatmak için arkalarında bir çift yaşlı gözü bırakıp binlerce gözün yaşını silmeye giderlermiş. Şeker şerbetmiş dillerinden dökülen. 14 asır önce yaşamış Yiğit’in kendileriyle beraber olduğunu bilirlermiş. Güçlerini hep O’ndan (sav) alırlarmış. “Biraz dinlen, bu kadarına ne gerek var” diyenlere: “Mü’minin tatili kabirdedir” diye karşılık verirlermiş. 

Kardelenler yetiştirmişler gözyaşlarıyla, alın terleriyle… Yetiştirdikleri kardelenler de kendileri gibiymiş. Zor olmuş, sıkıntı çekmişler, anlaşılmamışlar ama değmiş. “Bu dünyaya tekrar gelsem yine bu zamanda gelmek isterim” diyecek kadar da Rabb’e teveccühleri tammış. Dertlilermiş velhasıl… “Dinlemiyorlar diye kendilerini helak eden” in yolundalarmış ne de olsa… 

Hiçbir şeyi kendilerinden bilmezlermiş. “Yaptım, ettim, kıldım, eyledim” demezlermiş. Hedefe ulaştıklarında “her şeyi rabbe verecek kadar rasyonel ve basiretli”lermiş. Girdikleri her ortama kendi boyalarını çalarlarmış, kendi kokularını yayarlarmış. “Hele bir dinleyin, sonra vuracaksanız yine vurun boynumu” diyen Mus’ab’ı dinlemişler Dertli Münadi’den. Dinledikçe koşmuşlar, koştukça dertlenmişler. Hiçbir zaman durmamak için yemin etmişler. 

Velhasıl-ı kelam hep güzellikle anılmışlar, hep güzellikleri anlatmışlar. Allah onlardan razı olsun rüyasından daha güzel gerçekleri müşahede etmemize vesile oldukları için… 

1
Mayıs
2007

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ

     Sözlüklere baktığımızda “masal” kelimesinin anlamı “yaşanmamış ya da yaşanması mümkün olmayan olayların anlatıldığı düz yazılar” dır. Bu yazıda size masallar ülkesinden söz edeceğim; Türkiye’den.
    Bu ülkede siyah ve beyaz hep yan yana yaşarmış. Arada bir birbirlerine karışırlarmış, ortalığı gri bir renk kaplarmış. Ama hiçbir zaman tamamen siyah ya da tamamen beyaz olmazmış.
    Bu ülkede Trafik ve Terör adında iki yaramaz çocuk varmış. Adına vatandaş dedikleri ortalıkta lüzumlu lüzumsuz gezen canlı türlerini öldürmekle görevlilermiş. Adı üstünde; çocuk… Verilen sorumluluğu hemen yerine getirecek değil ya… Tadını çıkararak, yavaş yavaş hallediyorlarmış işlerini. Bir zaman sonra aralarında rekabet başlamış. “Sen az öldürdün, ben çok öldürdüm”  derdine düşmüşler. Birbirlerine küsmüşler. Küslükleri rekabetlerini perçinlemiş, rekabetleri de küslüklerini…
      Terör’ün babası varmış bir de. Apo amca… Çocuğunu en iyi şartlarda yetiştirmiş. Taze kan ve gözyaşlarıyla büyütmüş yavrucağı. “Yabancı hocalar” tarafından özel eğitimler aldırtmış göz bebeğine. Sonra Devlet Baba “sen yoruldun, çocuğa biz bakarız” demiş. Apo amcayı ıssız bir adaya götürmüş. Yanına alacağı 3 şeye izin vermemiş çünkü kendisi zaten misafirini en iyi şekilde ağırlayacakmış.
       Devlet Baba’nın da işi çok zormuş. Her evcilik oyununda olduğu gibi burada da mızıkçılık yapan çıkıyormuş. “o koltukta hep sen oturuyorsun. Biraz da biz oturalım canımız istiyo…” diyormuş yeşilli siyahlı amcalar. Devlet Baba da kıramamış izin vermiş. İzin vermesiyle beraber yeni arkadaşlar gelmiş bu güzide masallar ülkesine. Açlık, İşsizlik, Ümitsizlik bu ülkeyi o kadar sevmişler ki… Birçok vatandaş ile hemen arkadaş olmuşlar. O kadar arkadaş canlılarmış ki seçtikleri dostlarda statü ayrımına gitmemişler. Diplomalı diplomasız, zengin fakir… Her an kendilerine yeni bir arkadaş bulabilirlermiş.
         Nasıl ama? Güzel ülkeme bir de masallar ülkesi değil derler. Yukarda anlatılanların masal tanımıyla ters düşen neresi var? Alın size “yaşanması mümkün olmayan” bir dizi olay…