31
Mart
2007

CENNETLİĞİM

Evet bakalım bugün televizyonda neler varmış…
Tam da dizi saatine denk gelmişiz. Bir tanesinde, yok yok iki tanesinde. Hayır hayır hepsinde Amerika tanıtımı var. Belgesel tadında adeta.  Konu Amerikan aile yapısı. Su yerine alkolün içildiği, gayr-i ahlaki ilişkilerin mubah sayıldığı ve daha bi dolu şey. Sayelerinde bilgileniyoruz, kültürleniyoruz(!!!….) tekrar olmalarına rağmen reytingleri tavanları parçalıyorlar. Bi de belgeseller izlenmez derler…
Haber saatine geldiğimizde durum içler acısı. Bomboş geçecek 1–1,5 saat bizi bekliyor. Oysaki bizim vaktimiz değerlidir, çar çul edilmeye gelmez.
Haberler de haber olsa… ermeni bir gazeteci öldürülmüş. Bana ne?! Allah taksiratını affetsin, ruhuna Fatiha… Üstelik gazeteciymiş! Kesin hak etmiştir! Sonra Irak görüntüleri geliyor ekrana. Gözü yaşlı kadınlar, çocuklar… Ayol yediğim yemek de burnumdan geldi. İnsan bodrum sahillerini, zayıflama sırlarını falan gösterir. Benim ne alakam olur Irak’la… Amerika ile Irak birbirine giriyor, yediği yemeği burnundan gelen ben oluyorum… Mecbur muyum şekerim!!!
Haberler de bitti… Bu sefer “yeni bölüm” kuşağı başladı. Kanalları gezerken “aksakallı dede” görüyoruz bir tane. Sisli, değişik bir yerde, karşısındakine “burası ferah kapısı” diyor. Ölümden sonraki sorgu-suali anlatıyor besbelli. Ama benim içim rahat. Ne de olsa benim kalbim temiz. Cumaları namaz da kılıyorum, kandillerde Kur’an da okuyorum. Ben girmeyeceğim de Cennet’e Fatma Hanım mı girecek?
Size Fatma Hanım’dan bahsedeyim biraz. Bir kolejde öğretmenlik yapıyor. Öğretmenlik mi yoksa “hizmet”çilik mi belli değil. Sürekli işi vardır onun. “durup dinlen” dediğinizde hakaret duymuş gibi olur. Ne gecesi vardır ne de gündüzü. Kendi çocuklarını mı yoksa öğrencilerini mi daha çok seviyor bilmiyorum. Hep mahzun bir hali var ama karşısındakini bunaltmayacak cinsten. Eşi Ali Bey de Fatma Hanım’ın kopyası. O da öğretmen. Evleri bir an boş durmaz. Sürekli misafirleri vardır. Bir keresinde beni de davet ettiler. Fatma Hanım’ın öğrencileri gelecekmiş. Şaşırdım kaldım. Bizim zamanımızda öğretmenler odasının önünden bile geçmek yasaktı. Neyse… Fatma Hanım’ı öğrencilerinden ayırt etmek ne mümkün… Fatma Hanım adeta talebelerden biri. Yediler içtiler sonra Fatma Hanım kitabın birisinde bulduğu güzel bir yazıyı öğrencilerine okudu. Üzerine konuştular, tartıştılar… Sonra servisleri gelip çocukları evlerine götürdü. Hepsi de memnun ayrılmıştı. Garip bir hal vardı üzerlerinde… Tılsım gibi… Anlayamadım ki…
Şimdi siz söyleyin kim cennetlik. “Kalbi temiz” , “Cuma günleri namaz kılan” , “mübarek günlerde Kur’an okuyan” BEN mi yoksa  “hizmet”çilik yapan Fatma Hanım ve Ali Bey mi?

12
Mart
2007

Gerçek Olmak ya da Olamamak …

Doğum ve ölüm ..içerisinde hayat bulunan iki durak.Bu iki durak arasındaki yolculukta insan hep bişiylerin peşindedir.Farkında olarak ya da olmadan insan kendini gerçekleştirmenin peşindedir aslında.Kim olduğunu ,kendini , hayattaki yerini arar durur insan..Tabiki nefis ihtiraslarının peşinde hala kendini unutmadıysa…

Kendini gerçekleştimek nedir peki ? Felsefeye ya da psikolojiye dayalı tanımı ile insan temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra bunun haricinde yapıtığı her amaçlı davranış ,hedefine ulaşmak için attığı her adım kendini gerçekleştirmeye doğru atılan bir adımdır.Hayattaki misyonuna ulaşmış ,bir nevi hayat adına her noktada doygunluğa ulaşmış insan kendini gerçekleştirmiştir.Bunun gibi bir ton dünyevi buudlu ıvır zıvırdır kendini gerçekleştimenin tanımı.Kavramlara farklı tanımlar yüklemeyi seviyorsanız bu sığ bakış açısından bile yeni ufuklara ulaşabilirsiniz.Tek yapmanız gereken kafatasınızın içindeki o muhteşem atölyeyi çalıştırmaktır sadece.Doğruya ulaşmak isteyen herkes o atölyeyi kullanmalı , dışarından gelen ham maddeleri işlemeli ve bunları doğru yer ve zamanlarda kullanmalıdır.

İnsanın kendini araması ve kendini gerçekleştirmek…Hayat koşturması boyunca insan hep olacakların ve olmuşların derdiyle cebelleşir durur.Kendini dibsiz bir boşluğa bırakıp yarını düşünmeyenleri ihmal etmeliyiz tabi.Carpediem midir karşı çıkılması gereken tabikide hayır.İnsan atölyesini azıcık çalıştırdığında bu kavramında aslında çok manadar olduğunu görür.Eğer insan yaşadığı her anda bir sonrakini yakalamam nasip olmayabilir ,elımden geleni yapmalıyım gibi işlerse carpediemi ,çok yararlı olmaması için herhangi bir sebep yoktur.Ama yok her anın tadını çıkaralım
“dünyaya bir daha mı geleceğiz”,mantalitesiyle işlerse o zaman manen ölmüşlüğün dehlizlerinde kaybolmaktan başka bir amacı kalmamıştır insanın.Kendini gerçekleştirme tanımıda bu şekillerde işlenebilir tabikide .Peki nedir doğru olanı?

Realiteden dem vurmak gerekirse hiç bir insan hayatının hiç bir sürecinde kendini gerçekleştiremez.Neden mi ? Şimdi, kendini gerçekleştirmeye yeni yüklediğimiz anlama bakalım öncelikle.Sığ olan tanımdan “doygunluk seviyesini ulaşma”yı alırsak eğer ; sonsuzluk için yaratılmış ve uçururum gibi bir tamah duygusuna sahip olan insan için hiç bir zaman böyle birşey söz konusu değildir.Herzaman daha fazlasını daha iyisini isteyecektir.Bir hedefine ulaştığı anda önüne bir yenisini belki çok daha uzaktakini koyacak ve ucu görünmeyen doygunluk raddesine ulaşmaya çalışacaktır.Ucu görünmez çünkü insanın hedef ufku ebediyete kodlanmıştır.Bu ufku dünyada arayanlar kendilerini bitmek bilmez bir karmaşanın ve mücadelenin tam ortasında bulurlar.Başka bir deyişle yaşam seviyelerini yükseltmek için yaşamlarını boşa harcarlar.Ebediyet duygusunun burda tatmin edilemeyeceğini anlayanlar ise “kendini gerçekleştirme” yolunda önemli bir adımı atmışlar demektir.Sonlu bir hayat ebediyet duygusu (kendine ulaşma ) konusunda yeteli değildir.Acaba hiç mi kendine ulaşamaz insan ?

Hedefli hedefsiz ,bilinçli bilinçsiz ,doğru ya da yanlış her insan kendini gerçekleştirir.Ama ne zaman ,nasıl ? İnsan tek bir zaman ve tek bir durumda kendini gerçekleştirir :”ölüm”. Siz hayatınızı hayatlandırarak yaşadıysanız öldüğünüzde önünüze konulanlar sizin hayat boyunca aradığınız yeri bulmanızı sağlayacaktır.Artık önünüzde o arayıp durduğunuz ebediyet ve isteyebileceğiniz herşey vardır.İşte size doygunluk noktası.Öteki uçtan bakarsak hayatınızı sizi asıl gerçekleştirecek şey olan ölümden önce değerlendirme(!) süreci olarak yaşarsanız;bu durumda gerçeğe düştüğünüz anda kendinizi bulursunuz.Aradığınız şeyin ıslah edilmek olduğunun farkına varırsınız ,bir deyişle gaflet uykunuzdan gerçeklere uyanırsınız.Kendinizi gerçekleştirmek için ihtiyacınız olan temizlenmedir ve bu öldüğünüz anda (hatta ölürken bile) önünüze gelir.

Bunun içindir ki şu mola yeri olan ömrümüzde kimliğimize doğru noktalardan ulaşmaya çabalamalıyız.Düşünerek ,yaşayarak ,her adımda yanlışa gitmenin ürpertisini hissederek.. Kaldı ki yarın öbür gün kendimizi gerçekleştirdiğimizde (!) doygunluk noktası için ihtiyacımız olan temizlenme olmasın ..

“And now you just keep trying and trying to find out where you belong”
02: 23