27
Ocak
2007
Moleküller.. Micro alemde bir çok reaksiyonun ve oluşumun temelinde olan o küçücük ama bize göre karmaşık olan yapılar.Yani cansız görünen ,asılda cami , canlı hayatın özü.İnsanoğlu yazmaktan acizken kainat üzerinde sayısız kere tekrarlanan mekanizmaların başrol oyuncusu.Temel muhtevası CHO olan ,bağlanma şekillerine ,bağ sayılarına, içerdiği elementlere göre göstediği şaşılası farklılıklar ,aynı olanlarının ya da farklı olanlarının etkileşim içine girerek farklı farklı ürünler otaya koyması bu süper ama bir o kadarda mütevazi olan cisimcikler insanı hayret deryalarına sürüklermiyorsa eğer ,o zaman insan merak yetilerini kontrol etmeli derim.İlla kimyacı olmak gerekmez herkesin bildiği basit şeyler bile hayrete düşmek için yeterlidir.Mesela OH bağlanırsa alkol olur ,sadece O bağlanırsa apolarsa polar olur suda çözünürken çözünmez vs.Küçük görünen moleküler oynamalar büyük farklılıklar oluşturur. Genel kültür adına bildiğimiz şeyler bile düşünenler için tanımlanamayacak kadar mükemmel şeylerdir.
Girizgahtan sonra, hayatımızda özellikle kış aylarında gayet yakın olduğumuz bir molekülden bahsetmekti asıl niyetim.Türkçesi sitral olan ama benim “citral” olarak tanıştığım ve ismini tanıdığım gibi sevdiğim için ingilizce ismini kullanacağım molekül.Lablarda tanışmış olduğum ismini duyduğumda nedense gülümsememe sebep olan -şu aralar herşeye gülümsüyorum belki ondandır- tadını çok sevdiğim fakat adını bilmediğim citral.Teknik bilgi verecek olursak eğer, janjanlı UPAC adı 3,7-dimethyl-2,6-octadienal olan sevgili citral ,lemonal olarakta biliniyor.Trans izomerine “geranial” ,cis izomerine de “neral” deniyormuş.Hadi bide şekillerini koyalım demiştim ama resim eklemeyi beceremedim
Limon portakal gibi turunçgillerin uçucu yağlarında bulunan ,turunçgillere koku ve lezzet veren ana bileşiklerden kendisi.Suda hiç çözünmemesine rağmen yağda ve alkolde çözünüyormuş.A vitamini sentezinde kullanılan citral ;sanayide ,bazı kozmetik ürünlerinde ,içeceklerde kullanılan citral aslında çok uzak olmadığımız ,aşina olduğumuz binlerce molekülden bir tanesi.
Citrali anlamaktaki asıl amacım kitabi ,internetten gayet kolay ulaşılacak unutulası bilgiler vermek ,bir başka deyişle laf kalabalığı yapmak değildi.İnsan sevdiği şeyi anlatırya sürekli ya da ilgilendiği diyelim,sadece paylaşımdı niyetim.Bir portakalı yerken ,limonlu birşey içerken falan aslında bihaber olduğumuz küçücük bir lutuftan bahsetmek istedim sadece.Hiç bir bağ ya da element değiştirmeden artırıp çıkarmadan cis ve trans hallerinin farklı özellikler gösterdiğini ,başka bir deyişle molekülün axialde ya da equitorialde olmasının bile bize farklı lezzet seçenekleri sunması dikkate değer diye düşündüm.Acizane farklı teferkkür penceresi açmaktı niyetim.Sonra bunu okuyanlar çoktan geçmiştir bu aşamayı sen kendine yazıyorsun bunları dedim.Haksızda sayımazdım hani
isra med-cezir
27
Ocak
2007
Neydi geceyi bu kadar özel yapan bilmiyorum .Karanlığın herşeyin üstünü örttüğü , zihayat varlıkların bir çoğunun geçici inzivalarına çekildiği ,sessiz ,yalnız, derin,uçurum gece. Tüm bunların neresindeydi senin tılsımın .O koyu gözlerine her nazarımda ruhumu başka alemlere taşıyan neydi ,neydi en değerli vakitlerimi hep sana erteleten ,neydi sana hissettiğim.Günlük telaşlarımdan kurtulmuş vakitlerim olmandır belkide seni bu kadar özel yapan ; telaşsız, yaşadığımın farkına vardığım anlar. Sevindiğim zaman sende uyuyamıyorum ,sıkıldığım zaman sende kederleniyorum ,sende duygulanıyorum ,sende çalışıyorum ,sende dertleşiyorum ,sende dua ediyorum , sende sevdalanıyorum ,sende ayrılıyorum ,sende ümitleniyorum ,sende ölüyorum ,senin sabahında diriliyorum.Biliyorum ki sarıp sarmaladığın ,kusurlarını örttüğün ,içine sakladığın milyarlaca insandan biriyim.Yinede kıskanmıyorum seni , çünkü seni yaşamayı ben biliyorum ,çünkü benim gördüğüm gibi kimse göremez seni.Sen teksin ,ben tekim.Sen çayımı ve müziğimi kıskanıyorsun kimi zaman ,ben gönlünü almayı biliyorum ama.Onlar günün her vakti benle olabilir sen özelsin diyorum ,hayatımı onlarla değil senle paylaşıyorum diyorum.Sen hemen seviniyor ,o eşsiz gülümsemenle gözlerimin içine bakarak bizi gözetleyen kameri gösteriyosun ,sonra “gel seyredelim diyorsun”. Yaklaşıyorum sana başımı omzuna yaslıyorum ,başlıyoruz alemi seyre. Güveninin ve sevginin verdiği ılıktan gevşiyorum ,yavaşça gözlerim kapanıyor.Uyuduğumu fark edip muzip bir gülümsemeyle “bugünde sonuna kadar izleyemedi” deyip üzerimi örtüyorsun .Rabbimin “Settar” isminin sana ne kadar yakıştığını düşünüyorum.Senin üstümü örtmen samimiyetimi yakalayıp kavrıyor kuytularımdan ,gizlilerimi saklayan tüm örtülerimden sıyrılıyorum.En saf ,en ben halimle kafamı göğsüne yaslıyorum ,sen üstümü örtüyorsun ve öteki alemin kapılarını açıp içeri buyur ediyorsun beni.Bazı sabahlar bir öpücük kondurup ben uyanmadan gidiyorsun.Ben seni son kez görememenin hüznüyle uyanıp ,tüm gün o günün sonundaki vuslatı bekliyorum.Kavuşuyoruz ve ayrılıyoruz…Zaman zaman elimden tutup Rabbime yaklaştırıyorsun beni ,olması gereken bu deyip öğüdünü vermeyide ihmal etmiyorsun hani.Tüm o haşmetine rağmen o kadar mütevazisin ki ,senin yanında hiç birşey olan ben utanıyorum kibirlerimden.Hiç ufak görmüyorsun beni yinede, benim fani olmamı farkettirmiyorsun bana.Yaratılanların en kıymetlisi insan diyorsun ,beni utancımdan bir nebze olsun arındırmayı başarıyorsun.Benim için süsleniyorsun bazı bazı ,tüm süslerini takınıp öyle geliyorsun yanıma.Yıldızlarından biri göz kırpıyor bana ,hayran kaldığımı çaktırmayarak ” hepsi bu mu” diye yaramazlık yapıyorum .Bana yine bir bakış fırlatıyorsun bu sefer ki biraz sinirli ama yinede gülümsüyorsun.Gülümüyorsun çünkü içimdeki haylaz küçük kızı benden daha iyi tanıyorsun ,beğendiği şeylere yaptığı muamelenin bilincinde cevabımı veriyorsun “doğduğun şehirde bu kadar oluyor ,sen bide başka diyarlarda gör ” diyip şehrin kapalı havasının engellediğini nazikçe anlatıyorsun.Aslında sana daha güzel gelmek isterdim diye eklemeyide unutmayıp ,inşallah diyerek yarınlara ümitlendiriyorsun beni.Tefekkür için fazla bile deyip gönlünü almaya çalışıyorum ,sen zaten küçük kıza hiç kırılmamış oluyorsun.Hadi uyu artık geç oldu diyorsun bak şimdide ,ben yine en son haylazlığımı yapıp yatmıyorum diyorum.”Korkma seni hiç bırakmayacağım diyosun, nereye gidersen git hergünün sonunda senle olacağım ,hadi uyu artık” diyosun ,hergünkü gibi üstümü örtüyorsun.Ben sana karşı koyamayıp gözlerimi kapatıyorum ,”sakla beni bulmasınlar sabaha kadar ” dedikten sonra öteki alemin kapısından adımımı atıyorum..Sense gidene kadar beni seyrediyorsun.Neydi seni bu kadar özel yapan sanırım buldum ..
16.01.2007 4:06
isra med-cezir
27
Ocak
2007
Sapsarı otlarla kaplı, geniş mi geniş bir araziye sütun gibi dikilmiş birkaç temiz binanın iğretiliği, çığrından çıkmış bir yerleşim sistemini gözlere sokar. Kafa yoruldukça saçma ve can sıkıcı sebeplerle karşılaşılır ve sinirler bozulur. İlerlenir ve otların rengi değişir; belki de bu yüzden rahatlanır biraz daha; oysa ki evler hâlâ aynıdır. Bu şehirde ise yine apartmanlar vardır, ama herşey bambaşkadır…
….
Gecenin karanlığı binaların üst camlarından yansıyor. Sokak lambalarının ışıkları yere yaklaştıkça birbirlerine sokuluyor ve tek vücut olmuş sapsarı bir aydınlık yolların siyahına uzanıyor. Kepengleri inmiş bir sürü dükkân var aşağılarda. Tepelerindeki gölgeliği ışığa siper etmiş, kızgın kızgın uyuyorlar. Sırtlarındaki sayısız katın kahrını çeken bunalımlı mağazalar birbiri yanına sıralanmış, geceye küskün, sabahı bekliyor. Şehrin eski, mütevazi apartmanları o kadar bütünleşmiş ki birbiriyle, onları ancak kapıları ayırıyor. Kaldırımlar bomboş şimdi. Dükkânlara nezaket gösterip ışığı tepmeye çalıştıklarından kısmen karanlıklar. Kaldırımların bakıştığı yerde onları iten gergin ve geniş bir yol var. Şehri uyutmayan yegane varlık işte bu cadde ki hayat üzerinden akıp gidiyor. Karanlığı ağarlayan odalar uykuyu kucaklayamıyorsa, bir çocuk tavanda sürekli değişen ışık hüzmelerine bakıp gülümsüyorsa, uyku vakti olduğundan pencereden bakması yasak olan bir başkası arabaları yattığı yerden sayabiliyorsa sebebi bu kahramanları tenekelere doluşmuş caddenin her an, her gece değişen gösterisidir. Geçen hiçbir araba, hiç bir plâka aynı olmaz bu caddede. Uyutmayan sesler hiçbir gece aynı değildir. Sabit, kımıldamadan duran arabalar vardır ara sokaklarda fakat ölüdür onlar. Hayat daima akar oysa caddede. Hiçbir insan yüzü görmezsiniz, kimse de cama çıkıp izlemez bu manzarayı fakat bir telâş, bir enerji sizi de sarar ve sağır edici seslerden ziyade bu enerji yüzünden uyumazsınız. Bu gecede uyuyanlar yalnizca ara vermiş gibidir. Hemen uyanacaklardır. Değilse yanlış olan onlardır. Saatlerce uyunmaz bu şehirde ve uyunmamalıdır. Yalnızlık yoktur gecesinde, hararet ve bereket vardır. Kitap okunur pencerenin dibinde üşünerek. Yazılar yazılır..
Sabahı uzaktır bu şehrin; lakin gecesi hârikadır…
hafsa Boş Satırlar
20
Ocak
2007
en sevdigim oyundur satranc, her daim oynaması keyif vermiştir, bu cumleler de en bi benimle alakasız bi giriş oldu ama beynimden yazmak istedigim kelimeler ucunca kalanlarla bu cıktı, belki duygu yogunlugum artar esas yazmak istedigimi yazarım, tmm sustum cok feci bi girizgah oldu
hayatı bir satranc oyunu gibi gordum bu gece.nerden esinlendim, Emret Komutanım Sah Mat filminden.aslında filmle ucundan yakından alakası yok, sah-mat a takıldım ben. surekli korumaya calıstıgımız canımız sah, ve onun ölümle burub buruna geldigi her an şah cekilen an. mat oldugumuz ise azraile canımızı verdigimiz an. cok basit dimi, oyunda verdigimiz şah aslında biziz. her seyle korumaya calısıtıgımız, mat olmamak icin piyonlar sureriz, bahaneler uretiriz karsı tarafa, neler neler sunarız, rest cekeriz hayata aslında sah cekerken azraile. her tasın sah için ayrı bi onemi vardır, her bir tas hem savunma hem saldırı yapar, ole futbol maclarındaki gibi defans defanstadır fln degil. yukleniriz hayata, hem koparmaya birşeyleri hemde yitirmemeye calısırız. piyon verirken atı almaya kasarız, taviz verirken baska dinamikleri korumaya calısmak gibi.
piyon: piyon basit bir tas gibi gorunur, ama onun içinde vezir olma arzusu bile vardır, kimileri için ise 3. bir attır, ki satranc ustalarının vazgecilmez tasıdır at. piyon ufak seylerdir hayattaki, kaybedilse de birsey gitmez gibi bakılır, ortamı kalabalıklastırır. halbuki usta bir oyuncu bi iki piyonu hareket ettirerek oyun bitirir. duz ilerler, capraz yer. adımları kucuktur, ama omzuna yuklenen yukler buyuktur, file yem olmustur, yada koskoca atı sıkıstırır, sah bile cekebilir yeri gelince. en korktugu fildir, cunku filin istila alanındadır, kaleyi korkuturken filden kacar piyon. coba matının silahıdır, bir araya geldiklerinde, pespese dizildiklerinde sınır tanımazlar. yeri gelir veziri yerler. hayattaki ufak adımlarımız piyonlar, verirken cekinmeyiz, ufak bir seyi kaybediyor gibi oluruz, aslında içinde vezir tasıyan bir yuregi vermisizdir. ufak adımlarla hedefe ulasmaya calısırız hayatta, merdivenlerin basamaklarını birer birer cıkarız, kosmak yerine merdivenlerde, ayagımızın takılıp dusme ihtimaline karsı. tek tek adım atmak guven verir insana. bi onceki adımından eminsindir, arkan kuvvetlidir, ayagını duzgun basmıssındır. piyon bu tek tek basamaklardır işte. vezirle sah cekersin ama piyonla korursun onu
kale: satranc oyuna en gec katılan tastır kale. dıstaki ortudur. belkide dısta oldugu için oyuna dahil olması gec olur. ama aslında saldırı once dısa geliyor. once dıstaki kabugumuzu zayıflatıyorlar, içeri sonra sızıyorlar. vezirle bir olunca kale, sah kacacak yer arar. en dıstakidir, oyuna en son girendir kale. kaleyi vermisseniz basta oyunun sonunda sahı sıkıstırmaya neyiniz kalıcaktır hesabını iyi yapmak gerekir. bizede saldırı dıstan geliyor, içten yıkmak zor, fil kaleyi urkuturken kale bişi yapamaz. once kalemizi istiyorlar, oyunun sonunda saldıracak bişeyimiz kalmasın istiyorlar. surlar yıkılınca içerisi dagılacak, yumurta kabugu catlayınca yumurta dagılır, ama zamanında catlarsa civciv cıkar ortaya. vezirle anarım ben hep kaleyi. belki de babamdan oyle geldi. sah cekilince daha yerinden oynamadan gidebilme tehlikesi yasar kale. içinden taviz vermemek için dıstaki ortu soyulur. aman dikkat oyunun sonunda elimizde ne kalacak?
fil: kullanmayı en cok sevdigim ama oyunda en kolay feda edilebilendir benim için. sadece tek cizgide hareket eder. kardesi olmazsa pek bi anlamı kalmaz. o sagdan sıkıstırır, sah soldan kacar, vezire kolay yem olur. zigzaglar cizer, dengesizdir, kardesi olmadan yarımdır. gorup gozetilecektir her daim. vezirle ava cıkar ama avlanır vezir ugruna. piyondan korkan tek tastır. bole ilginc yanıdır insanın fil. ismi dehsetli kendisi cılızdır, piyondan bile urker. acizligini bilmez bazen fil yem olur. acizligini unuttugunda kukrer. haddini bildiginde durulur, kardesi olunca işe yarar. acizdir fil, acizligi hatırlatır, vezire kafa tutar piyondan urker.
vezir:en gorkemli tastır, sahın yanında yer alır, her koruma ona duser, her seyi o planlar, her yere destek kuvvetle gider, kalesini alır saha cıkar, atını alır kukrer, filini alır eser ordan oraya. tek yenildigi vardır, at. maddidir, içten koruyamaz sahını, onune tas konunca tıkanır, yarı yolda kalır, sebeplere takılır, engeli coktur onun, yeri gelir piyon, yeri gelir fil, yeri gelir kale feda edilir onun bası ugruna. para gibidir, savrulur ordan oraya, onu kazanmak için tavizler verilir. engellere takılınca sarsılır insan.haddini bilmelidir vezir. edebini takınıp acizliginide kabullenmelidir, saha kalkınca esmelidir deli yeller gibi. amma velakin fil gibidir, aciz olur bazen. tek basına iş bitirsede bazen yedek kuvvet ister. ordusunu ister arkada. ordusundan feda eder vezirin bası için once, sonra sahın bası için. dengelemek gerek veziri. fazla havalara bindirmemek, enaniyete kaptırmamak, ruzgarının siddetiyle savrulmamalı o, atın yelelerine takılabilecegini dusunmelidir her daim.
at: sona sakladım o kdr :). iç dinamizm benim için at. en tıkanılan yerde onune cıkan hiç birsey onu sarsamaz.L ler cizer etrafta. koselerden yaralanır at. ortasında ask vardır, sahını koruma askı. kimse onu durdurmamaz. vezirin atı olmasının sebebi odur, tıkandıgı yerde kossun die, vezirin gecemediklerini gecsin die. sahına sadıktır at. hem iyi korur hem iyi saldırır. at ın karsılıgı yoktur. vezir verilse belki verilir at. farketmeden gelir saldırır, gozu gormez insanın. sınırsızdır gucu, gucunu baska yerden alır, içten hisseder, vezir ne kadar maddi ise o da o kdr manevidir. içine girilmez atın. L nin uclarınsan ısırılırsa darbe verilir. içerisi kazandır ask atesi dolu. içerdeki ask saglamsa sah guvendedir.içteki guzellikler ne kdr fazlaysa, sorunlar kdr kolay asılır. anlayana…
sah: ruhumdur, azraile er gec verilecek olandır, korumakla yukumlu oldugum bedenimdir, ahirette benden sikayet edebilecek olandır. hersey onun için calısır, saldırılır, savunulur, her giden parcada sahın biraz daha içi acır, bir yavrusu daha gider her darbede, bir uzvunu daha yitirir.
sah mat edilirse guzel bir dunya bizi bekler, sahın bası verilirse bu dunyaya teslim olmusuz demektir…
hebasbug
ebrasi
ebrasi ...