25
Kasım
2006

Uzerimize dusen…

Ramazan biteli iki-uc gun olmustu, yogun bir gunun ardindan eve gelip, yemek yapmaya baslamistim. Duduklunun kapagini kapadiktan 5 dakika sonra kapi calinmaya basladi. Amerika’da olanlar bilir, kapinin calinmasi oyle cok nadir olan bir olaydir, kendi cevremiz ise bekarlarin kaldigi evlere zaten kapi calmadan girerler, kapi kitleme adetide zaten hic yok bizim arkadaslarda.
Hayirdir dedim ve actim kapiyi karsimda biri erkek uc kisi. Yeni tasinan komsumuzu soruyolardi, ve yakalarinda “name tag” gordukten sonra bir kiliseden geldiklerini tahmin etmek icin oyle filozof olmaya falan da gerek yoktu…
-Karsi komusunuza bakiyorduk taniyormusunuz?
-mc: hayir tanismadim, yeni tasindi zaten buraya
-hafta sonu kilisemize gelmis, onu ziyarete geldik
- mc: uzgunum tanimiyorum,

ve sonrasi…

Erkek olan adam bana herhangi bir kiliseye gidip gitmedigimi sordu, bende kibarca Hristiyan olmadigim icin ibadet maksatli kiliseye gitmedigimi ifade ettim. Adam bir anda atladi ve, yanlis yoldasin, yanlis yapiyorsun, ve sen cehenneme gidiyorsun! Seklinde bolozlama bir dalis yapti.

Diyalog amacli olarak kilise ziyaret etmekte oldugumuz icin, boyle tiplerle daha once karsilasmisligim vardi. Icimden dedim, hayda simdi bunlar birakmaz beni…

Basladik konusmaya, boyle sert tepkiyle basliyan insanlara, az cok nasil cevap verilmesi gerektigini tecrube etmistim ve soyle devam ettim;

-bunu bana ispatlarmisiniz?

Gelenlerin kilisedeki gorevlerini tahmin etmek, yaptiklari giristen cok kolay oldu. Tabiki kilisenin misyon meraklisi senior uyelerindendi gelenler. Hal boyle olunca benim sordugum soruya cevap vericek teolejik argumanlari bilememenin otesinde, boyle bir sorgulamali din hayati yasamadiklari icin sorum tabiki cevapsiz kalacakti.
Neyse, adamin konuya girisinden baslayarak soyle devam ettim;
Sizin boyle bir yaklasim sergilemeniz beni incitti. Siz buraya kapima gelerek, meydan okur bir sekilde hic kimseye hitap edemezsiniz, yasadigimiz cagi birakin, ilkel devirlerde bile boyle bir hitap tarzini insan insana yapmadigi gibi, benim kulturum ve inancim insan disi yaratilmisa dahi boyle hitap etmemi yasaklamakta. Bu uslupla, anlatmak istediklerinizi kimseye dineletemezsiniz, itici olursunuz, tepki alirsiniz dedim.

Tabi boyle bir tepki beklemiyen uclu sasirmis bir halde bana bakarken, bayanlardan biri soyle devam etti:
-ozaman sen bize anlat cennete gitmek icin ne yapman gerektigini?

Basladim anlatamaya, iyi bir insan olmak ilk sart dedim. Allah’in rizasini kazanabilecek her turlu aksiyonu yapmalisiniz.Birlikte yasadiginiz insanlardan bir insan olarak daha iyi bir gelecegi nasil insa edebilirizi dusunmek, ve birlikte yasadiginiz insanlara, dinlerinden ve irklarindan bagimsiz olarak, iyi bir dost olmak, onlarin yardimlarina kosmak ,dedim.

Tabi kadin sasirmis sekilde, ozaman bende analatayim dedi ve basladi ayni seyleri tekrarlamaya;
-Christ i kabul etmezsen, teslis inancina inanmazsan gidemezsin.

Butun bunlar olanlarin ozeti ve buraya kadar herhalde 25 dakika kapida bunlarla konusmakla gecti, gitmiyorlarda…

Kendilerine bir defa daha boyle bir uslubun gayet yanlis oldugunu anlattim, bu sefer diger hic konusmamis kadin soz aldi ve sana bir bible vereyim dedi.
-Sagolun okudum ve elimde yeterince var dedim.

Tekrar diger kadin konusmaya basladi ve ne yapiyorsun bu ulkede, kac yasindasin, kac yildir buradasin, muhtemelen bir college a gidiyorsundur (universiteye bile layik gormedi beni).

Bu dortuncu yilim burada, 26 yasindayim ve fizik doktorasi yapiyorum seklinde bir cevap alinca suratlari degisti, bir acaip oldular. Tabi onlar bu hale girince, konusmaya devam edip, kendilerine boyle davranmamalari gerektigini ifade ettim, ve 45 dakika sonra kapimdan ayrildirlar. Dediklerimi yaparlarmi ? Hic sanmiyorum….

Simdi diye bilirsiniz bu kadar seyi niye yazdin?

Average bati insanin kafasindaki Musluman imaji malesef, hor gorulen, bir is beceremeyen capulcu, ikinci ucuncu sinif islerle ugrasan, iki kelimeyi bir araya getiremeyen insan modeli olarak canlanmis. Bunu kirmak bizlerin ellerinde, baska kimsenin degil. Cunku bizi tanimadan temsil etmek isteyen her batili farkli farkli hatalara dusecektir melesef, ve tabiki bizi bizden iyi kimse anlatamaz.

Her dinde extremist bulabilirsiniz ve mamafih herhangi bir dinin extreme tipleri nedense medayada daha kolay boy gosteriyorlar. Konustugum Hristiyanlarda bu tiplerle anilmaktan rahatsizlar, ve cennete giden yolun bir olmadigini ifade ediyorlar.
Turkiye gibi batiya hemen hemen entegra olmus bir ulkede bile butun Hristiyanlar evangelical tipler olarak genellemeye maruz kalirken, bunun tersi bati ulkelerinde butun Muslumanlar terroristtir, ve bizi oldurmek istiyorlar genellemesi olarak zuhur ediyor.

Kendi dinimizin maruz kaldigi bu imaji cozmek adina biz Muslumanlarin yapmalari nelerdir seklindeki bir soruya benim dar goruslerim icerisinde soyle cevap verilebiliri

1- cok iyi en az bir yabanci dillimiz olmali ki rahatlikla yabancilarla diyalog kurabilecek konumda olmaliyiz
2- toplumda parmakla gosterilen insanlar olmalilar, “Hakiki Musluman odur ki elinden ve dilinden herkes emindir” Hadis mealine yakisir bir hayat tarzi sergilemeliyiz.
3- Cok iyi egitime sahip olmaliyiz, doktora yapabileceksek bundan geri durmamali, eger is adamiysak en durust, en iyi is adamlarindan biri olarak cok guzel bir vizyona sahip olmaliyiz
4- Yuzumuzden gulumseme ekisik olmamali ve son bir nokta

Kanimca Muslumanlar olarak bizde yukarida benim kapimi calan extreme Hristiyanlarin hatasina dusmekteyiz. Malesef, cok kolay bir sekilde insanlar icin hukum vermeye kalkisiyoruz, halbuki, bize dusen karar vermek degil, dinimizin guzelliklerini anlatmak. Buyuk bulusmadan once kimin nasil olumu karsiliyacagi bizim acimizdan bilinmedigine gore son olarak su madde yazilabilir;

5- Karar vermeyi, karar verecek Rabbimize birakalim. Hristiyan teologlarin cokca yaptiklari gibi kolayca onun bunun hakkinda hukum vererek, Allah’in isine karismiyalim, kendi Buyuk Bulusmamizi dusunelim.

Musluman olarak bize dusen hic bir dini extreme insanlarla tartmamak ki, boylece baskalarindan da bizim dinimizi extremistlerle ele almamalarini beklemeye hakkimiz olsun…

Not: Turkce karakterlerin olmamasindan dolayi ozur diliyorum….

20
Kasım
2006

Hastalar

Pat!
Birkaç kişi sesin geldiği yöne döndük. Ayakta bir kadın, yere düşmüş çantası, bir doktor.. Dahasını göremedik, aceleyle merdivenlerden çıkmaya devam ettik. İkinci katla hiç ilgilenmek istemedim ama gözlerimin bir kaçamak bakışına da engel olamadım. Bir nine tekerlekli sandalyede, bir genç kız tepesinde, yanlarında bir de bank var. Amcalar oturuyor. İnliyor biri.

Gözlerimi beyaz duvarlara diktim çabucak boşluğu zihnime kazımak için. Koşar adımlarımız üçüncü katı da çabuk getirdi. Çocuklar onuyordu merdivende. Gözü onlara dalmış bir bebek vardı bir kucakta. Ağlamaktan kıpkırmızı bir yüz vardı bir yerde, derdi nedir belirsiz. Bir adam, adamı eksik bir aileden uzakça..

Arkadaşlara baktım. Benden de hızlıydılar. Artık dördüncü katta ayaklarım ilk basamağa değinceye kadar açmayacaktım gözümü. Bir kadın bağırıyordu, çocuklar mızıldanıyordu ardımda, duyuyordum ister istemez. Gırtlağımdan garip bir sesin geçtiğini hissettim. Aldığım koku boğuyordu beni. Sendeledim, arkadaşlar yardım ettiler. Beşinci katın siyah deri koltuklarından birine oturtup beklettiler beni. Ellerim buz kesmişti. Rahatlamak için davransam da koltuğun soğuğuna değemedim. Gözlerim karardı, başımı sarıp gözüme inen soğukluğu bir garip ılıklık takip etti. Bıraktım kendimi, kıstım gözlerimi. Bir kıpırdanış hissettim ama mecâlim yoktu, bakmadım. Usulca yaklaşınca yanıma, müthiş ağrıma rağmen kaldırdım hafiften gözlerimi. Bir çocuk bakıyordu bana abartılı bir merakla. Sol gözü kabarıktı, görmüyordu muhtemelen. Kızarmış ve iltihaplanmıştı. Üstelik yüzünün yarısını kaplamıştı bu hastalık, hiç de umut vermiyordu. Midem feci bir hal aldı. Acıdan kıvranıyordum ki kendine baktığımı farketti çocuk. Garip bir heyecan sesi çıkararak gülümsedi. Kimse yoktu çevresinde. Kaçmıştı demek ki. Elinden tutup aşağı indirmek istedim. Gücümü topladığıma kendimi inandırıp acemice ayaklanmaya kalkıştım. O an devasa, soğuk bir kütle yığıldı başımdan gözlerime. Ağırlaştı başım, daha da taşıyamadım ..

19
Kasım
2006

Bir soğuğun hikayesi..

   Serin bir kış günüydü.Gözünün değdiği her yer ayaza çalıyordu .İç dünyasının tüm helezonlarıyla ağır ağır ilerledi.Sonunda o çok sevdiği yerdeydi, soğuğa aldırmadan oturdu.Buhranlarının kaçış noktasıydı orası ,bir anne şefkatiyle üzerini saran iğde ağacının dallarının arasından açılan küçük pencerede, alabildiğine tüm şehri görebildiği tek yerdi.Uzaklara bakmayalı çok olmuş ,yakınlar yormuş beni dedi yine içinden.Bu sefer bir de beyazlık vardı ki ,gözleri bu kadar güzelliği kaldıramayacak gibi oldu .Günlerdir içinden sızan kirli kanın rengi o kadar koyuydu ki ,dışarısının bu kadar beyaz bu kadar güzel olmasını garipsedi bir an.Aslında garip olan bir çok şey vardı .Üşümüyordu mesela ,içim o kadar soğumuş demek ki dışarıyı hissedemez hale gelmişim diye düşündü.Uzun uzun bu ayaza rağmen neden bu kadar hissiz olduğunu düşündü.Hiç mi sıcak bir yer kalmamıştı acaba?Tek tek dokundu iç dünyasının tellerine ,hiç birinden istediği tonda ses gelmemişti.Evet dedi içim kaskatı kesilmiş ,bu kadar zulmü kaldırmamış nefsim.Pişman ,utanmış gözlerini kaçırdı şehirden.Bakamadı o hakkına defalarca girdiği kainatın gözlerine ,iradesinin kırıldığı nokta ince ince sızlıyordu.Uzun süre yere baktı ,yemişlerini hala dökmemiş iğde ağacı hala sarmalıyodu bu soğuk ,naçar olduğuna kendini inandırmış ruhu.Yalnızlığının elinden bir o tutuyordu sanki.Sonra kaçamak bir bakış daha attı sevdiği herkesi içinde barındıran yere. Ufacık hissetti kendini tüm o haşmetin yanında ,ufacıklığına bakmadan büyük yükler almıştı omzuna.Bırakmaktan hiç bir zaman hoşlanmamıştı ,yeri geldiğinde gereksiz inatları uğruna bile savaşmıştı.Taşıyabilirdi bu yükü vazgeçmekte istemiyordu açıkçası ama, sendeliyordu bu kez.Çok yaralıydı gönül dünyası ,nefsine zulm üstüne zulm etmişti.Bir ölüden farksız olan içini tekrar ve tekrar gözden geçirdi.Şaşırmamalıydı esasında kendini kendine gömmüştü ,ve şuan hissedemediği kendi kendine gömülmüşlüğün faturasından başka bir şey değildi.Oysa ne heyecanları ne hayalleri vardı ,ölürken bile aksiyon halinde olmayı istemişti hep..fakat şuan yaşayan bir ölüden farksızdı .Aklındaki kırkı geçkin tilkinin ipleri iyice kopmuştu.İçinin soğuğu sadece kalbini değil aklınıda etkilemişti, düşünemiyordu ,kurtulamıyordu.Pişmanlık kapılarını çalmaya başlamıştı ama açılacağı meçhuldü.Tam bittim dediği anda bir şeyler hissetti.Sanırım uzun süredir duymak istediği histi bu ,sıcaklık ..O ilk anın heyecanından kurtulur kurtulmaz ,gözünden indiğini fark etti sıcaklığın ..Ağır ağır inen bu tek damla sanki tüm kilitleri teker teker açıyordu.O zaman fark etti tek damlanın dehşetli ateşleri söndürebileceğini o zaman fark etti tek damlanın ummanlara bedel olabileceğini ..Karmaşadan biraz olsun kurtlmuşluğun verdiği buruk bir mutluluk vardı içinde ,şükürler olsun dedi içimde hala bir yerler sıcakmış…

18
Kasım
2006

Muhabbet Maksat Olsun…

• Yazmaktan maksadimiz muhabbettir. Muhabbet madem ki su kainatin bir yaratilis sebebidir, bizim dahi yazdiklarimiz kainata dagilmis muhabbeti Sahibine tevcih ettirmektir. Kalp kucuk olsa da kapasitesi buyuktur, kainati istila edebilecek muhabbet potansiyeli o ufacik kalpte mevcuttur.

• Niye sever insan dersek, kalbin bir amelini akildan sormus oluruz. Ama sebebsiz de degildir sevgi. Birseyde gorulen Cemal ve Kemal lizatihi sevilir. Yani guzellik ve tamlik, olgunluk, kusursuzluk neyde bulunursa ve gorulurse o sey kendisini sevdirir.

• Insanda iki cesit sevgi vardir. Biri zat sevgisidir, digeri sifat… Zata olan muhabbet, ya Allah’a bakacak, ya da kiside bulunan mevhum, farazi veya hayali olan ‘ene’ tabir edilen, insanin icindeki tagut, ‘ben’ kavramina bakacak… Sifata olan muhabbet ise ya Allah’in sifatlarina ya da ‘tabiat’ tabir edilen, dis dunyadaki tagut, mevcudata veya hadiselere yonelecek…

• Sevgi Allah’a bakarsa, butun kainat bundan mahrum mu kalacak? Hayir, tam aksine bir goz hatiri icin cok gozler sevilir fehvasinca, Allah c.c. neyi seviyorsa bizim sevgimiz de onu kusatacak… Esyanin yani mevcudatin zatina bakmadigindan saglam bir sevgi tesis etmis olacak… Butun kainatla dost olacak… Mecnun’un, Leylasini hatirlatan herseye alaka gosterdigi gibi, O’nun Esma ve Sifatlarina birer ayna olan butun mevcudati O’nun hesabina sevecek…

• Sevgi iradi midir? Yani irade ile yonu belli bir yere tevcih ettirilebilir mi? Olmasaydi sevmek hususunda teklif olmazdi. Cunku teklif tercihe bakar, tercih iradeyi gosterir. Madem ki Allah’i veRasulunu (S.A.V) sevmek dindir, hem madem Efendimiz (Aleyhi EkmelutTehaya ) ben falani seviyorum sen de sev! demistir, demek ki sevmek iradidir ve akil ile sevme prosesi baslatilabilir.

sevgiyi 'ben'den O'na tevcih...