2
Ekim
2006

Davranış Ve Çocuk Psikolojisi

Günümüzde okul çağının ilk beÅŸ altı senelik döneminde her çocuk, ailesi ve yakınları tarafından kendisini baskı altında hissettirecek bir soruyla karşı karşıya bırakılmıştır.Özellikle bulunduÄŸumuz ülkede ilk ve orta okul çağındaki her çocuÄŸa eÅŸ dost , akraba ziyaretlerinde iÅŸkence tadında ÅŸu soru sorulur ki günümüzde çocuÄŸun akraba ziyaretlerinden kopmasının en büyük sebebinin bu olduÄŸuna garanti verebilirim : “Büyüyünce ne olacaksın? “. Sorunun içeriÄŸinden de anlaşıldığı üzere çocuk daha yeterince büyümemiÅŸ , doÄŸru kararları alacak yaÅŸa gelmemiÅŸtir. Ayrıca yapabileceÄŸi mesleÄŸi bilecek ve bunu isteyecek kadar kendisini tanımamaktadır.. Ancak büyüklerimiz bu soruyla karşılaÅŸan çocuÄŸun zor durumda kaldığını ısrarla anlamamakla beraber bunu bir gelenek haline getirip çocuÄŸun geleceÄŸini ne derece etkilediklerini de bilmemektedirler. Günümüzde bazı ÅŸartlar insanların kafasında belli düşünce kalıpları oluÅŸturmuÅŸtur. Bunlardan biri de ‘en iyi meslek’ düşünce kalıbıdır. Doktorluk , mühendislik , öğretmenlik gibi hiç eskimeyen ve her daim revaçta olan meslekler, yetiÅŸmekte olan çocukların akıllarına bir dayatma olarak sokulmakta ve eÄŸer bunlar olmazsa iyi bir meslek yapmadığı ve para kazanamayacağı öne sürülmektedir. Bu meslekleri isteyerek seçen ve para kazanan yok mudur? Tabiki vardır ancak bunu kendi isteÄŸiyle seçmesi ve severek yapması önemli etkendir. Aksi halde ilkokul çağındaki çocuklara bu meslekleri seçmeyeceÄŸi takdirde bir iÅŸe yaramayacağı izlenimi verilerek çocuÄŸun psikolojisi zarara uÄŸratılmamalıdır.

Her çocuk okul hayatında bu soruyla karşılaşmıştır dedik , en azından bir kere. Ben de her çocuk gibi akraba ziyaretlerimde defalarca bu soruyla karşı karşıya bırakılırdım. İlk zamanlar gerçekten hiçbir fikrim yoktu ne olmak istediğim hakkında. Ancak baktım ki herkes ilerde birşey olmam gerektiği konusunda fikir birliği yaparak ısrarla bu soruyu soruyorlar ben de ne olacağımı düşünmeye başladım. İlk aklıma gelen tabi ki gözde mesleklerimizden doktorluktu. Bir süre bununla idare ettim fakat annemin kesin olarak karşı çıktığını hatırlıyorum. Çünkü doktorluğun benim kaldıramayacağım kadar uğraştırıcı bir meslek olduğunu düşünüyordu. Annemi ikna edemeyeceğimi anladığımda psikolog olmaya karar vermiştim ancak bunun hakkında hiçbir fikrim olmamakla birlikte adını bile nerden duyduğumu hatırlamıyordum. Liseler için sınava girene kadar da soranları bununla idare ettim ta ki iş ciddileşip babam kendi yanında çalışmak için mühendise ihtiyaç duyduğunu ve benim mühendis olmamı istediğini söyleyinceye kadar. Evet tahmin ettiğiniz üzere artık mühendis olmak istiyordum ve özel bir fen lisesini kazanıp bunu gerçekleştirme yolunda bir adım atmıştım. Bu liseyi iki sene okuduktan sonra bunun bana göre bir meslek olmadığını anlayınca önümde bir yol açıldı ve son anda bir dönüşle hayallerimi gerçekleştirmek için ikinci bir adımı attım ve psikolog olmaya karar verdim. Böylece istediğim bölümü okuduğum bir üniversiteye yerleştim.

Bu yazdıklarım yalnız benim değil yetişmekte olan her çocuğun başına gelmekte olan olaylar. Fakat herkes hayatının kararını verirken benim kadar şanslı olup istediğine yönelemeyebilir. Çocuk , aile baskısıyla ve çevre faktörüyle, yaptığında başarılı olabileceği ve sevdiği mesleklerden uzak kalmakta ve kalıplaşmış belli düşünceler bir bireyin hayatına mal olmaktadır.Kim bilir tam aksine belki çocuk ailesinin bu düşünceleriyle hayatı boyunca bıkmadan yapabileceği bir meslek de edinebilir. Örneğin bu , ailesinde hep aynı işi yapan insanların varlığı ile veya birkaç nesildir süregelen bir mesleğin seçilmesi ile de olabilir. Ancak sonuç olarak şunu belirtmekte fayda var ki her ne olursa olsun yetişme çağındaki bir çocuk kendini tanıyana kadar ona , belirli bir düşünceyi savunarak sözlü bile olsa meslek seçimi yaptırılması ilerde hatalar oluşturabilecek bir davranıştır.

 

1
Ekim
2006

..

Gözleri dalgın bakıyordu sokaÄŸa. YaÄŸmurun yer yer kabarttığı ıslak tahta kapıyı tutuyordu bir eli. Nefesi ciÄŸerlerinden taÅŸmak için sabırsızlanıyordu. Manasız yorgundu taÅŸların acıttığı ayakları. Saçları kararsız fakat yüzüne yakın duruyordu. Bir kuÅŸ ötüyordu garip garip…

Nefes taştı, bir tutam saç uçuştu rüzgarla bir, el birden kalktığında üzerinden, koyu kahve ağırlık gıcırdadı ve sustu. Bir eşik boşaldı, bir damla buluştu kaldırımla, bir şimşek çaktı göklerde, bir anne ağlıyordu belki de.. Bir hasta vardı ve bir çocuk yoktu bir evde, bir dehşet hakimdi şehire..

İlk defa korku sardı içini başını kaldırıp ilk yıldızla göz göze geldiğinde. Karanlık evler o kadar düşmandı ki, bakamadı yüzünü çevirip de. Ağladığını farketti ilk defa sıcak değince damlalar yanağına. Aktılar sessizce, hıçkırmadı.

Bir kuÅŸ ötüyordu garip garip… Bir sürü ıslak kaldırım taşı, bir kırık bank vardı sokakta. Köşe başında bir yığıntı.. Ve bir kız çocuÄŸu vardı kaldırımın birinde yolların kandırdığı..
Bir şimşek çaktı, bir yıldırım düştü.. Bir anne öldü, bir çocuk üşüdü..

1
Ekim
2006

Å?ehir

Gece inmiÅŸ.. Bulutlar yıldızları dahi silmiÅŸ.. Yattığım yerden görünen ancak koca bir karanlık. Azıcık doÄŸrulsam ÅŸehir iliÅŸmekte gözüme. Uzakta.. Işıl ışıl.. Düşün ki ben daÄŸda bir çoban, her gece ÅŸehri karanlıkta bir mücevher gibi seyreden uzaktan. Å?imdi kendini geceye, ruhunu bildiÄŸin en kudretliye emanet et. Å?ehrin sokaklarına ineceÄŸiz..

Ellerimi sıkı tut, göreceÄŸin manzara seni üzebilir. Aslına bakarsan bazen en üzücü ÅŸey bir delinin gözlerinden kalbine akabilir. Bu yolda AyÅŸem AyÅŸem diye sayıklar gezer deli dedikleri. Bu deli dedikleri vaktiyle de pek akıllı sayılmazmış ya yine de ÅŸimdiki gibi deÄŸilmiÅŸ. O vakitler deliliÄŸi sevdasından gelirmiÅŸ. AyÅŸesini deli gibi severmiÅŸ… BaÅŸlarını sokacak ev, geçinecek üç kuruÅŸ maaÅŸ bulma derdindeyken bizimki, oldu bittiye getirip abisiyle niÅŸanlamışlar AyÅŸeyi. Zavallı olan bitene isyan ededursun çok geçmeden acı haberi duymuÅŸ. Abisiyle AyÅŸesi sokağın başında bir arabanın altında can vermiÅŸ. Å?öför 17 yaşındaymış. Frene basayım derken telaÅŸtan gaza mı bastım demiÅŸ ne.. İşte böyle deli olmuÅŸ bizimki. YaÅŸlandı.. Ama hala çağırır durur AyÅŸesini.. YaÅŸamak için bir umut mu tuturmuÅŸ dersin yoksa gerçekten deli mi?

Hemen yukarı yolda pencerede bir teyze duruyor bak. Ve o yüz her gün batımında biraz daha yoruluyor. Gözlerinin yanına, dudaklarının kenarına çizgileri atansa zaman deÄŸil, çıldırtan kederi. Vaktiyle bir uzak akrabasıyla beÅŸik kertmesi yapmışlar. Teyzem o zamanlar gencecik, su gibi. Å?ükreder durur nasibine o düşecek diye.. Az zaman sonra anlar yanıldığını. NiÅŸandan bir gün evvel uzak köyden br kız kaçırır kertmesi. Alır kızı ÅŸehre getirir. Evlenir, güzeller güzeli bir kızları olur hatta sonra. Kadın peÅŸine düşer onların. Ahdım olsun der, gözlerim hep üzerinde olacak, ben baktıkça günahı onu yakıp kavuracak. Aynı sokakta oturur dururlar ÅŸimdi iki eski beÅŸik kertmesi. Biri her dakika dayanılmaz kederler yüklenir, diÄŸeri kalbini, vicdanını çoktan terketmiÅŸ memleketinde. Kim bilir ne uÄŸruna bir kızı yakmış, çareyi olan biteni yok saymakta bulmak ister…

Teyzemin alt komÅŸusu bir garip aile. Adam geceleri eve dahi gelmez. Gelse de içmiÅŸtir, sarhoÅŸtur zaten ne geldiÄŸini bilir ne kendini. Kadın dünyalar güzeli.. Å?ehir anlat anlat bitiremez güzelliÄŸini.. Üç çocukları var aslında. Büyük oÄŸlan nerdedir kimse bilmez. Arada bir gelir el öpmeye. FirariymiÅŸ derler, doÄŸrusunu Allah bilir. Büyük kız gelinlik yaÅŸta, bir hakimle sözlü. Sözlü ama içi içini yer, iki aile imkan yok uyuÅŸamaz birbiriyle… Bir gece aniden küçük oÄŸlan fenalaşır, haftasına vefat eder aslan gibi delikanlı. Evde hiç bitmeyecek bir matem. Nefes almaya dahi hevesi kalmaz kimsenin. Kız, kardeÅŸinin en çok istediÄŸi ÅŸeyi yapar sonra, annesini de ufacık mutlu etmek uÄŸruna. KardeÅŸinin en sevdiÄŸi abisiyle, hem abisi, hem dostuyla evlenir. Å?imdilerde iyiler.. İyi diyelim iyi olsunlar.. Hepimiz gibi..

İşte ışıl ışıl, mücevher gibi parlayan ÅŸehir. Å?ehri ÅŸehir yapan insan.. İnsanı insan yapan bin yıllık acıları.. Acı dediÄŸin isyana boyun eÄŸmez. Bu ÅŸehir memur ÅŸehri, isyanı sevmez..