12
Eylül
2006
Dedim ki kendi kendime bugünde farklı bir yazı yazayım ..Kafamdakilerden kalbimdekilerden uzak bir kıyıda seyretsin kalemimin rotası.Çabaladım, denedim farkına vardım ki rotanın son limanı hep kendi içime çıkyor. Nerden bileyim mürekkebin son damlasının sürekli içime damlayacağını..O zaman insanın kendine gömülmüşlüğü ile bir kere daha yüzleştim ..Sürekli o an ki ruh haleti zaviyeli ,tabiri caizse ufacık dünyamın yansımalarından öteye gitmeyen yazılardı elimde kalan.Okudum bir bir beğendim de hani ,yine de oradakiler sadece bendim .Dedim ki kendi kendime bunlar kimseye hiç birşey katmaz .Öyle ya yazmanında bi amacı olmalıydı ..Ya bilgi vericektin ,ya kelimelerin tellerine dokunarak insanların gönüllerini seslendiricektin veyahut yeni pencereler açıcaktın dimalarda .İşim garibi sanki herşeyi rıza dahilinde yapıyormuşum gibi yazılarda da bunu arayıp durdum.Bu kez de karşıma küçük dokunuşlardan ötesi çıkmadı.Vel hasılı kelam endam aynasında uzun bir seyir oldu bu ..Fakat komik olan şu ki bu yazıda da kendimden bahsetmişim
Anlıyorum ki insan birilerinden önce kendine bişeyler katmak için yazıyor.Öle de olmalı hani ..Sözün kölesi olmadan sözü köle edebilmek için …
isra med-cezir
11
Eylül
2006
Kara gözlerinde mahmurca gülüş,
Gayrı uyanılmaz uykunda mısın?
Bizi yalnız koyup göğe süzüldün…
Acın dayanılmaz farkında mısın?
Karanlığın kol gezdiği sokaklarda yine yalnız kaldık. Bir meltem gibi esip geçtin üstümüzden sonrada çekip gittin ansızın. Ve sensizlik hiç olmayacak bir şeydi dünyada. Giderken mutluydun, sana göre her şey tamamdı, her şeyi yeniden yeşertmiştin içimizde, istediğin kıvama gelmiştik sence, artık sensizde olurdu. Seni bekleyenlere gittin bizi yalnız koyup. Yeni ümit tomurcukları ekmeye gittin gönüllere, bize ise ağıtlar yakmak kaldı ardından. Bir de hasretle vuslatı beklemek…
Sen gelmeden önce kaybedecek bir şeyimiz yoktu hayatta. Sen gelmezden evvel biz diye bir şey bile yoktu. Sonra sen geldin ve aramıza muhabbet getirdin, sen geldin ve bize huzur getirdin, sen geldin ve her şey değer kazandı, sen geldin ve kalplerimiz huzura erdi, sen geldin ve biz seni yaşamaya başladık, sense ideallerinle bağlıydın hayata ve bir gün çekip gideceğini bilemedik, sense ideallerinle vardın ve biz ideallerinin değerini kavrayamadık. Sendeki muhabbeti yaşamak varmış ve biz fark etmekte geciktik. Ve senin gidişinle toz duman oldu her yer, her şey. Ve şimdi sana hasretiz, çünkü senin yerini dolduramıyoruz, birbirimize sahip çıkamıyoruz. Sen yoksun ve biz bunu kabullenemiyoruz. Sen yoksun ve her günü seni daha fazla özleyerek geçiyoruz.
Yağmurlarla olmuştu gidişin. O günden beri yağmura düşman oldu yüreğim. Yağmurlara yükledim kabahati. Yağmurlara yükledim sensizliği. Sanki onlar alıp gitti benden seni, sanki onlar estiriyor ayrılık rüzgarlarını. Her yağan yağmur yeni bir ayrılık getirecekmiş gibi. Yeni bir seni daha alıp götürüyor benden. Yağmurları sevmiştim gelişinle şimdi sevmiyorum gidişinle. Ama öğrettiğin gibi yinede ümitliyim ben. Belki bir yağmurla dönersin geri. İşte o zaman estireceğim vuslat rüzgarlarını gönlüme. İşte o zaman yüzüm gülecek. İşte o zaman hayat farklı olacak gönlümde. Yeniden yeşerecek tohumlar, yollar yeniden aydınlığa kavuşacak. Biliyorum az sürecek bu vuslatlar. Artık senin her gelişin yeni bir ayrılık getirecek. Artık her bir vuslat yeni bir hasretin habercisi olacak, her vuslat buram buram hasret kokacak toz bağlamış gönlümde.
Haydi! ?imdi kaldır gözlerini. Bak bana eskisi gibi. Hazır değilim ben yokluğuna, hazır değilim ayrılıklara, hazır değilim ben sabahı olmayan gecelere, hazır değilim sensiz doğan güneşlere. Yeni hayata doğmuşken seninle, bırakma beni bu çöllerde susuz . Senin gidişin benim tükenişim olacak. Senin gidişin attığın tohumların susuz kalıp çatlaması olacak. Ne kadar ümit tomurcukları eksende yüreğime ayrılık dayanılmaz oluyor. Her doğan güneşte umudum tükeniyor, hasretin dayanılmaz hale geliyor. Ne kadar sensiz birbirimize destek olmaya çalışsak ta bir yerlerde bir şeyler eksik kalıyor. Senin yerini hiçbir şey alamıyor. Yokluğun her daim hissediliyor.
ebrasi ...
11
Eylül
2006
Zoraki basını dik tutup, gozlerine biriken yası caktırmadan silerek, ayakta durmaya calısarak “hoscakal” demek…sen “hoscakal”, ben gidiyorum, içim kanıyor ama sana “hoscakal” deyip gitmek zorundayım. bensiz hoscakalmalısın cunku ben oyle istiyorum. cunku senin ardımdan uzulmeni, aglamanı degil mutlu olabilmeni istiyorum. ben ise baska diyarlarda hem sensizlikle hem yalnızlıkla mucadele etmek zorundayım. sen uzulme cunku senin uzulmen beni daha cok incitiyor, daha cok acıtıyor içimi. daha bi kanıyor giderken acılan yara. son kez gozlerine bakma istegi ama son anda kendini tutamayıp aglama riski. son kez ellerini tutup, gozlerine bakıp ayrıkmak isterdim ama bu imkansız. biliyorum cakısınca patlıcak fırtına. sanki gidip hemen doncekmişim gibi sarıl bana son kez, ellerini tutmayım, uzaklasınca bakayım gozlerine ki gozlerimdeki denizi farketmeyesin…basıma gelen en tatlı beladan ayrıldıgımı dusundurtme bana. kavusmanın zor oldugunu, hatta imkansız oldugunu hatırlatma sana. ole uzaktan bak, her zamanki gibi davran. ekstra tek bi soz soyleme, daha da zorlastırma…
ebrasi ...
9
Eylül
2006
Hayallerinizin tadının kaçtığı anda bocalıyorsunuz. Dağıtıyorsunuz kendinizi ve boşluğa kapılıyorsunuz. Uzun zamandır ilginizi çekmemekte olan hayata dönemiyorsunuz çoğu zaman. Belki korkudan, kim bilir, belki de ümitsizlikten… Başlıyor bir hüsran ve o an yapacak tek şey kalıyor yaşamak için. Düşünceler ekşi ekşi üstünüze kustuğu ve gerçekler size tiksinti dolu bir bakış fırlattığında yorganın altına saklanıyorsunuz. Büzüşüp karanlığa boğuyorsunuz kendinizi. Uyumaya kaçıyorsunuz. Yaşamla bağlantınızın koptuğu tek zaman diliminiz olan uykuya koşuyorsunuz. Tamamen geleceksiz, vadesiz ve umutsuz bir yönelişle…
Gayet rüyasız bir uykunun ardından kendinize geldiğinizde dua ediyorsunuz kimse uyanmamış olsun diye. Farkedilince kolay kolay kaçamazsınız çünkü. Tutarlar ve sorgularlar uykunuzu. Cevap veremezsiniz. “Hayallerim bitti” diyemezsiniz…
29.06.06
hafsa Boş Satırlar