22
Eylül
2006

Hastalık eğlencelidir (:

Hasta olmak insana verilen en güzel acizliklerden biri gerçekten. Hele ki ciddi bir durum, bir ameliyat varsa, uzun zamandır görmediğiniz tanıdıklarınızı karşınızda buluveriyorsunuz. Doğum gününüz hastanede baygın halde geçiyor ve arkadaşlarınızdan birisi sonraki gün gelip “pastan harikaydı Merve, sen baygın olunca kimsenin iştahı olmadı, hepsini ben yedim” diyebiliyor. (:

Bir de bu ameliyat, kendisinden bir şeyler bırakıyorsa kimse değmesin keyfinize (: Kendimden biliyorum, ortopedik hastalıklar en bi acı çektiren ama bi o kadar da keyifli hastalıklardır. Bacağınıza ilizarov set (bkz. http://www.ilizarov.org.uk/deux.jpg ) gibi garip şeyler taktıracaksanız (ki Allah korusun) hayatınızın en bi acı verici ama bir o kadar eğlenceli dönemine girmişsiniz demektir. Yurdum insanı o garip şeyin trafik kazası sırasında bacağa geçtiği ve çıkarılamadığı gibi bir yorumda birleştiğinden, yolda, otobüste, parkta, bahçede, 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarında, statlarda ve yurdumun her bi güzel yerinde her birine farklı cevap verilesi sorular sorarlar… :)

(Konuşmaların tamamı belediye otobüslerinde yaşanmıştır. :D )

- Yavrum ailenden ölen oldu mu?

Allah korusun bak Hülya noolmuş çocuğa.

- Yok teyze Allah’a şükür hepsi sağ. Hayırdır?

- Kaza bu kadar kötüyse… Yoksa babanın arabasını mı kaçırdın kızım sen bu yaşta?

- Haa bacağım mı tey…

- Yavrum o demir, taksinin tam olarak neresi?

- Fren patladı balatalar geçti teyze, çıkaramadılar. Tüh.

:D

—————–

- Nerde oldu bu kızım?

- Hacettepe’de amca.

- Bu Kızılay trafiğine çözüm bulunamadı gitti zaten noolucak bu memleketin hali… Hey gidiii gençlik kurtaracak diyoruz en çok da onlara zarar veriyoruz….

- Hayırlı günleriniz olsun amca.

- …

:D

Kemik ağrısının özelliğidir geceleri o kadar çok ağrır ki kesinlikle uyuyamazsınız günlük hayatta bu ve benzeri olayların yaşanması çok iyidir gece hatırlayıp neşelenmeye çalışıp ağrıyı unutma çabaları adına. :)

- Teneke mi o?

- Ney?

- O bacaandaki?

- Tabi, olabilir, o da mümkündür. Şu 3 günlük dünyada ha platin ha teneke zaten aramızda 5000$ ın lafı mı olur?

- ??!!

:D

—————–

- Peki nasıl oldu?

- Ney nasıl oldu?

- O işte?

- Bilmem canı istemiş olmuştur.

- Bacağın diyorum?

- Ha o mu… Valla çeşitli söylentiler var kimisi trafik kazası diyo kimisi teneke geçmiş diyo… Ben bayıkdım hatırlamıyorum.

- Haa…

:D

—————–

- Kızım işin bitinci o koltuk değneklerini bana versen ya yaşlılık işte bacaklarım tutmuyo lazım bize.

- Tabi teyze.

:)

Başka hangi milletin insanı böylesine ilgilidir ki otobüste 5 dakika yan yana oturduğu çocukla. :)

Ocak ayında bir ameliyat daha beni bekliyor. Bakalım bu kez neler yaşanacak… Eğlenceli bakmak, şükretmek lazım bu hastalık işlerine :)

Hadi kalın sağlıcakla :)

21
Eylül
2006

Rüzgar 2

Şu rüzgar var ya…

Çok şakacıdır aslında, saçlarını havalandırır senin, başın döner, kendinden geçersin.

Damarlarında dolaşan heyecan; yüzyıllar önce mavilere yelken açan leventlerin kanındaki heyecandır yada on binlerce kişi karşısında kaplanlarla savaşan gladyatörlerin.

Ve emin ol ki yüzünde hissettiğin rüzgar da aynı rüzgar. Hiç değişmedi çağlar boyunca, seni bekledi. Artık sen de onu buldun, berabersiniz.

İçindeki coşkuyu havalandırmasına izin ver rüzgarın. Bu seni hayatın tadına yaklaştıracak ve gülümsediğin an rüzgarı unutma. Sana yardımcı olduğu zamanı hatırla ve geri dön. Yüzündeki sıcaklık, teşekkür meltemi, artık rahatsın.

Rüzgar ilk olduğu andan itibaren senin bir parçandı. Doğada, vahşi doğada senin görmediğin yerleri bile biliyordu rüzgar sonsuzdan bu yana. Sana dokunduğu anda, rüzgarın “O an” a kadar bildiği her şeyin heyecanını duyman gerek, bunu unutma.

Belki ikinci bir şansın olmayabilir. Ama sen gitsen de bil ki rüzgar seni hep bekleyecek…

ve kalp atışındaki hayat seni hiç terk etmeyecek …

Burak Bakay

23ağustos200222:23

18
Eylül
2006

..

Dertler, kendi kendilerine çıkmaya azmedip, var olan bütün enerjilerini harcamak üzere aşka şevke gelen ve ani bir etkiyle dikkati dağılan, sonsuza dek yarım kalan sivilceler gibiler. Kabuk bağlamışlar. Deniyorsunuz olmuyor, öyle bir hal ki donuklaşmışlar, sanki renklerinin farklı olduğunu kabul etmiyor gibiler. Kurcalayınca da kanıyorlar üstelik. Sonrasında geçmiyor, derinleşiyorlar. Gülümseyince batıyor, ağlayınca yanıyorlar. Aynaya baktığınızda kin kin bağırıyorlar yüzünüze. Hep hissediliyorlar içerilerde bir yerlerde. Birileri farketse de, etmese de… Söküp atamazsınız onları, yepyeni bir hayat için değişmeye karar verdiğinizde, onlar da gelecek sizinle, görseniz de, görmeseniz de..

14
Eylül
2006

Hüzün

Eskiden çiçekler susarak sulanmz sanırdım. Hala susarsam sularken, çiçekler alınacak sanırım. En eskileren aklımda kalan, elinde çay demliği, begonyaları sulayan kadın. Odanın duvarları mavi, iki çekyat, bir sehpa, biraz huzur, huzur bozduğundan mahçup ama istese de kaçamaz bir hüzün. Bir kadın.. Kadına emanet bir ben, bana emanet bir kadın..

Aklımdan sormak geçmedi ve hiç de merak etmedim o zamanlar, insanı ne ağlatır etinin acısından başka. Ama o her neyse ağlatır, acıtır, sancıtır… Biliyordum.. Kadının gözlerinden biliyordum. Belki şimdikinden çok daha iyi biliyordum varlığını. Çünkü varlığım o sebep yüzündendi. Çünkü ben çocukluğum boyunca o sebeple kapıştım durdum. Her sebebin var ettiği gözyaşlarının çıldırtan çaresizliğiyle, dehlizlere süren sesiyle, isyankar sızısıyla kapıştım durdum. Ki begonyalar şahidim, her yenilişte yeniden var oldum.

Hiç bilmden bir ömrü hüzne hazırladım. Ne zaman ki çocukluğumu unuttum, o vakit haddini aştı hüznüm. O vakit dünyaya küstüm, kendime küstüm, aklımı hüzne verdim, hüzün aklımı tüketti… Kalbim kendini bilmez, varlığını unuttu. Ne zaman ki çocukluğumu unuttum o vakit varlığım dahi düşmanım oldu…

Ama şimdi iki dize gelir aklıma çocukluğumu hatırladığımda;

‘Hüzün ki en çok yakışandır bize/ Ya da en çok anladığımız’

Bir kez daha şükrediyorum Allah’ıma.. Bana hüznün güzel yüzünü öğrettiği için.. İsyanımı bertaraf edip, beni ehilleştiren yüzünü gösterdiği için…