30
Eylül
2006

Bekleyiş ..

Bekletiyor beni güneş yine. Uyku gözlerimde, biliyorum, hissediyorum telaşını göz kapaklarımın. Hava inadına kararmış kasıla kasıla, pes ettirecek güya, aklı sıra. Bir sessizliktir almış, gidiyor. Bir ölülük, bir dinginlik.. Bir zorlama şirinlik var yıldızlarda. Görmüyorum güzellikleri bu gece. Bir duruluk var gökte ki bana sıkıntı veriyor bu kez. Bir kendinden eminlik gecede, sakladığı sırra inat sanki. Uyutmak istiyor şimdi beni hayat, ne yapacaksa arkamdan.. Direniyorum boşuna, bekliyorum güneşi, gelmiyor.. Dakikalar zamandan bağımsız ilerliyor sanki ve gözlerim onlara kanıyor. Beklediğim benden çok uzak henüz… Bir dalıyorum mutsuzca, ve kendime geliyorum ardından. Umut şarkı söylüyor, gece masumlaşıyor aniden, karanlık yumuşuyor.. Gözlerim yorgun ama gülümsüyor. Ezan selam veriyor bana, gece çekip gidiyor..

25.09.06

30
Eylül
2006

Karanlık

Karanlık… Simsiyah… Hiçbirşey görmüyorsunuz, hiçbirşey duymuyorsunuz, hiçbirşey hissetmiyorsunuz, hiçbirşey düşünmüyorsunuz. Derken bir anlık çok parlak bir beyazlık… Tekrar karanlığa gömülüyorsunuz. Hiçbirşey yok, hatta siyah bile yok. Bomboş, anlamsız bir karanlık.

O, ummadığınız inanılmaz beyaz parlaklık… ve boğulurcasına nefes alıp gözlerinizi açıyorsunuz.

- Gözünü açtı!

İlk başta birbirine girmiş renk ve şekiller… Halen birşey hissetmiyorsunuz.

- Kalbi tekrar atmaya başladı!

Size bakan yeşil maskeli birkaç insan var. Üzerinizde bir örtü, heryer kırmızı ve soğuk…

- Elektroşokun etkisinden kurtuluyor!

Üşüyorsunuz sanki ama emin değilsiniz. Kıpırdayamıyorsunuz. Etrafınızdaki şekiller devamlı hareket ediyor. Sizi rahatsız eden çok güçlü lambalar var tam tepenizde.

- Durum ne?
- Hızla çarpan araba kaburgalarını parçalamış.
- Omurilikte zedelenme var mı?
- Şans eseri yok, fakat iç kanaması ağır.

Mideniz bulanıyor, buradan çıkmak istiyorsunuz ama hareket edemiyorsunuz. Gözbebeğinizi kısık kaşlarınızın ardından hareket ettirerek ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorsunuz. Aklınıza hiçbirşey gelmiyor, niye burada olduğunuzu bilmiyorsunuz.

- Çok kan kaybediyor!

Daha da çok üşüdüğünüzü hissetmeye başlıyorsunuz. Birşey söyleyebilecek gücü toparladığınızı sanıyorsunuz ama dudaklarınız açılmıyor bile.

- Kalp atışları zayıflıyor! Hasta tekrar bilincini kaybediyor!

Göz kapaklarınız ağırlaşıyor ama artık üşümüyorsunuz. Etrafınızdaki şekiller ve renkler yine birbirine giriyor. Kulağınızda hafif bir uğultu var, ne olduğunu kestirmek çok zor. Sanki hafiflediğinizi hissediyorsunuz, anlamadığınız bir rahatlık hissi kaplıyor sizi.

- E…

Tekrar karanlıktasınız. Hiçbirşey hissetmiyorsunuz çünkü acı çekmediğinizin farkındasınız. Hiçbirşeyden başka birşey hakkında düşünemiyorsunuz. O, bir anlık parlaklık sizi çağırıyor ama bu sefer çok çabuk sönüyor. Uzun bir süre siyah dünyanızda duruyorsunuz. Yapabileceğiniz hiçbirşey yok. Ne nefes alabiliyorsunuz ne de etrafınıza bakabiliyorsunuz. Sadece karanlık…

Derken çok hafif bir beyazlık beliriyor, nokta halinde, uzaklarda. Gitgide büyüyor ve yaklaşıyor. Bilmediğiniz bir yere ilerlediğinizin yada o yerin size geldiğini anlıyorsunuz. Aydınlığın dışardan mı, içerden mi “yaklaştığını” ayırt etmek güç. Nokta ile aranızdaki mesafe azaldıkça o büyüyor, siz ise küçülüyorsunuz. Daha önce hiç tatmadığınız çok garip ve değişik duygular hissediyorsunuz. Bu duyguları iyi yada kötü olarak tanımlayamıyorsunuz.

Ve o nokta karanlıkla siz dahil herşeyi kaplayıncaya kadar genişliyor. İçinizden bir ses şöyle diyor:

“Bu ana kadar inandığın gerçekliğe hoşgeldin!”

ve beyaz noktaya gülümsüyorsunuz…

23
Eylül
2006

Yoldan geçenler..

Adım adım geride bıraktıgı yol gölgesini agırlıyordu bu defa. Agaçlar o geçerken yapraklarını kıpırdatmada tereddüde düsüyor, sokak lambası yüzünü aydınlattıgında adamın çehresine yerlesmis ızdırabı görüp teselli için üç bes yaprak gönderiyorlardı.. Kocaman gövdeye yerlesmis uzun ve iri kafa, derin ve neredeyse farkedilmeyen gözlerden akan koyu renkli yaslarla uyum telasında degildi. Bükülmüs dudaklar muhtemelen ilk defa bu seklini alıyordu. Her gün özenle tıras ettigi sakalları bu kez havayı soluyor ve bagrına hapsettigi sesi hıçkırık seklinde usul usul bosluga akıyordu..

 Bir kedi geçti bu ızdıraba bakarak. Çöp tenekesinin ardında kendine yer buldugunda gidisini izledi adamın. Geç kalmıstı ve yine bostu eli. Geri dönemedi. Kaldı oracıkta kedi. Yavruları beklesiyordu sokaklar ötesinde..

Adam unuttu bakınmayı caddeden geçerken. Hiç bir araba da ilgilenmedi onunla zaten. Isıksız bir sokagı tepti ardından. Issız bir parkın tasları kendiliginden ayaklarının ucuna deginceye kadar mekan aranmadı. Garip görünümlü agaçlar, bu üç bes demir yıgınıyla zorla sevimlilestirilmege çalısılmıs parkta hatalı gibi duruyordu. Basını gögsüne gömmüs halde banka oturan adam uzaktan bakıldıgında hiçbir canlılık belirtisi göstermiyordu. Yalnız yasları yollarını yıllar sonra kesfetmiscesine aktıkça akıyorlardı. Adamın yüregi kendini bırakmıstı. Yavas yavas atıyordu. Yıpranmıs ve tükenmisti. Aklı islemekten çoktan vazgeçmis, uykuda bekliyordu. Gözleri kapalıydı. Yaslar bitene kadar akacaktı.

Birkac dakika sonra ne akacak yası kalacaktı zaten gözünde, ne de kalbi atacaktı..

Bir köpek sesi geldi uzaklardan. Kedi kaldırdı basını. Etrafını görmekte zorlanıyordu. Yol bostu, yürüyebilecegini sandı. Ayaz yüzüne vurdukça kontrolünün zorlastıgını hissetti. En azından gitmeliydi. Birkaç adım attı ve oraya yıgıldı. Ayık durmak içim zorladı kendini. Ani bir hareketle sıçradı ve kosmaya basladı. Ayakları onun degildi, bir canı yoktu sanki sahip çıkması gereken. Bir köpek daha havladı. Kostu kedi, bir dönemeç kalmıstı. Hissetmedigi vücudunun yalpalayısını seyretti önce. Devrildigini farketti. Köpeklerin sesini duydu dönemecin bitiminde. Sonra da bir arabanın fren sesini..

14.07.06

23
Eylül
2006

Kızıma Mektup

Etraf ıssız, sakinken, gün doğmadan kalkıyorum. Aklımda bin soru, ruhumda bin heves, kendimi sana büyütüyorum. Ellerim yine soğuk, benzim yine solgun; güçsüz, yorgun muyum sanıyorsun? Sabahları hep böyle oluyorum.. Aldatmasın seni bu halim, ben her sabah sana uyanıyorum. Sen dışıma değil, içime iyi geliyorsun. Ne zaman ki gün doğuyor, pencereyi açıyorum. İçimi dışarıya, etrafı içime süzüyorum. Senden bir zerre dahi ilişmiyor gözüme. İlişmez elbet diyorum. Henüz yaratılmadı senden bir zerre dahi, varlığından başka, bana seni hissettirecek. Sen kalbimdesin, içimi dışarı süzmem hep bu sebepten, bilesin. Hatta tüm nefes alıp vermelerim de bu yüzden. Aldığım nefes kalbime değiyor ki orada kainatın en güzel çiçeği duruyor. Bana Allah’ın en güzel hediyesi.. Verdikçe kainat sana hazırlanıyor. Etraf nefesimle doluyor, seni soluyorum, nefesim senden geçerek bütünleniyor.

Tam 21 yaşında, kuğulu bir bankta, seneler öncesine gidiyorum. Saçları kıvır kıvır, yanakları al al bir kız çocuğu oluyorum. Susamları düşüyor simidimin, güvercinler konuyor eteklerime. Gövdesi ellerimden büyük kuşların, korkudan tir tir titriyorum, korksam da git diyemiyorum. Ne zaman ki gitmeye meylettiler, korkum yüreğime sığmıyor. Şimdi şimdi anlıyorum; gelişin güvercinlerin kanadındaki rüzgar. Kanadın yüzüme çarpan rüzgarı.Konmak için uçarken yıllanmış bir dalın yeşiline, gelişin, güvercinlerin ötelere kanat çırpması. Her çırpınışta vuran rüzgar, şimdi anlıyorum, sensiz bir sayfa kapanırken gelecek sayfanın açılma telaşı. Açılan telaşın ilk büyük heyecanı. Derken kuşlarım uçuyor, kuğulu banktan kafamı kaldırıyorum gökyüzüne. Güvercinleri görüyorum dalların üstünde, verdiğin huzur içimden taşıyor. Sensiz bir sayfa kapanırken varlığını hissetmek var olma sebebim olmaya yetiyor.

Mektuplar yazıyorum belki 20 yıl sonraya. Bayram yerinde çocuğa dönüyorum yazdıkça. Pamuk helvalarım, elma şekerlerim oluyorsun benim. Yıllardır özleyip durduğum çocukluk sevincim. Canımın huzur köşesi, ben sana bir ömür sevdalı omaya geldim..

Ah beni ona büyüten ilahi kudret.. Şükür diye varlığımı kül etsem kabul eder misin?