eski web - semaver


SEMAVER

Ve

BİLMEM NEDEN BÖYLE YAPIYORUM

Sait Faik ABASIYANIK

Aziz Bakay

20300841

27. şube

Proje ödevi

Hikayelerin incelenmesi

Karakter Analizi, Hikayenin özeti

Alca DOKUZOĞLU

BİLMEM NEDEN BÖYLE YAPIYORUM

KARAKTER ANALİZİ

 

YAZAR

 

            Sait Faik ,hikayesinde kendi başından geçen bir olay anlatıyor. Böylece hikayedeki karakterlerden biri de kendisi oluyor. Buradaki kişiliği eğlenmeye yatkın bir portre çiziyor bizlere. Kahvede çok vakit geçiren , durdukça düşünce deryasına dalan bir insandır. Etrafı ve insanların davranışlarını takip eden bir tiptir. Değişik bir fıtratı olan birisidir. Çoğu insanın hoşlanmayacağı şeylerden zevk alabilen birisidir. Ölümü düşünüp, harpleri düşünüp, ihtiyarlığı düşünüp eğlenebiliyor. Kendisine kaçış yolları arayarak, aslında insana hüzün verebilecek böyle düşüncelerden sıyrılmayı başarabilen bir insandır. Ölümün kendisine hiç gelmeyeceğini düşünebilen ve hayatını bu istikamette kurgulayan bir şahıstır.

 
            İHTİYAR

 

Göze çarpacak derecede zayıf bir vücudu, simsiyah gözleri ve kırçıl sakalı olan yaşlı bir insandır. Sakalına ciddi şekilde önem gösteriyor. Buradan onun içinde hâlâ var olan yaşama sevincinin belki de hayata bağlılığının bir göstergesi olarak bedenine verdiği önemi çıkartabiliyoruz. Kullandığı gümüş çerçeveli gözlükleri ve yanından hiç ayırmadığı kehribar tespihi ile kahveye gelirdi. Kahvede ise, oturduğunda yaptığı ilk iş gazete okumaktı. Han odasında kalıyordu ve hareketlerinden ve konuşmalarından bekar olduğu anlaşılıyordu. Kişilik olarak , kendinden emin , sahip oldukları şeylerle ciddi bir bağı olan birisidir. Kaybetmekten hoşlanmayan ve insanların kendisine saygı göstermesini isteyen birisidir.

ÖZET

 

Görünüşünü sevmediğim, oldukça kalabalık bir caddede bulunan bir kahvedeydim. İnsanların hareketlerini izliyordum. Hayatın mânâsızlığını, sevmenin boş bir uğraş olduğunu, ölümü, ihtiyarlığı düşünüyordum ama bunlardan zevk alıyordum. Nasıl mı? Bunlara çözüm bularak... Meselâ ölümün bir gün bana gelip çatacağını biliyorum ama bunu düşünmüyorum, böylece bir miktar da olsa düşüncemin oluşturduğu huzursuzluktan sıyrılıyor, mesut bir hayata, kahkahalarla renklenmiş dünyaya dönebiliyorum. Hepsini kahvede yapıyorum. Kahvede oturup, böylesine birşeyler yazmak çok mu hoşuma gidiyordu, bundan çok mu eğleniyordum ki böyle şeyler yapıyordum?

 

 

Kahveye girip çıkarken artık gözümün âşina olduğu bir ihtiyara kafam takılır. Devamlı karşılaşıyoruz. Ben girerken o çıkıyor, o girerken ben çıkıyorum. Onu tanımıyorum ama bir yandan da onu kendimce tanımlıyorum. “Vanlı’sın sen Vanlı!” diye düşünüyorum. Sakalını her zaman aynı uzunlukta tutması beni hayretler içerisinde bırakıyor. Çünkü o kadar vakit harcıyor ki sakalı için , benim için çok fazla. Yaşını çıkartmaya çalışıyorum, “50 yaşındasın sen.” diyorum kendi kendime.  “Yok yok, sen aslında 80'lerindesin.” Sonra ona bir iş yakıştırmaya çalışıyorum. Uğraşlarım boşuna gitmiyor, sonunda onun mutasarrıf olduğunda karar kılıyorum. Masaya ne zaman otursa, tespihini çıkarıyor, gözlüğünü takıyor, gazetesini okumaya koyuluyor. Benim de tespihim olsa ben de çıkarır, koyardım masama diye düşünüyorum. Kıskanıyorum biraz, canımı da sıkıyor. O dışarıyı izliyor, ben de onu izliyorum. Bir cigara yakıyor, ben de hemen ardından yakıyorum.

 

 

Bir gün tespihinin kaybolduğunu söylüyor. Gerçekten üzülmüş gibi cevap veriyorum. Polise gideceğini söylüyor, sanki benim çaldığımı iddia edecekmiş gibi bana “Sen çaldın çabuk ver!” diyecekmiş gibi bakıyor. Muhtemelen, bayağı pahalı bir tespih, kehribardanmış, hem de en temiz cinsinden. Bu muhabbetten sonra her gelişinde sanki beni görmüyormuş gibi selâmsız sabahsız içeri geçer otururdu. Benim çaldığıma eminmiş gibi bana hiç pas vermezdi. Ama beni izlediğinin farkındaydım. “Bir hareketini yakalasam da, ihbâr etsem şunu!” diye mi düşünüyordu yoksa? O beni izliyordu, ben de onu, beni izlerken yakalamaya çalışıyordum. Bir gün onun hemen arkasındaki masaya çöktüm. Birşeyler karalıyordum. Aynadan baktım ona fakat o bana bakmıyordu. Kendimi gördüm. Aklıma çok değişik düşünceler geldi. Kendimi bir çocuğa benzettim. Hani bazı haylaz çocuklar kötü bir hareketi yaptıklarını inkâr ederler ya! Aslında gerçekten yapmamışlardır ama kimse inanmaz gariban çocuğa. Çünkü bir kere onun adı çıkmıştır ve insanlar onu tipinden sanki yapmış da yapmadığını söylüyor gibi düşüncelere kapılırlar. Yani tipten kaybediyorlardır. İşte aynen o çocuk gibi ben de o aynada, sanki onun tespihini çalmış da inkâr eden bir insan gördüm. Gerçekten de öyle görünüyordu. İhtiyarın bana karşı öyle düşünmesine az da olsa hak verdim.

 

 

Başka bir gün ihtiyarın düşüncelerinde bir değişiklik olmadığını, başımdan geçen bir olay sonrasında anladım. Arkadaşımın tespihi bende kalmıştı. Deniz hayvanı kabuklarından yapılmış bir tespih... Kahvenin önünden elimde bu tespihle geçiyordum ki, ihtiyar çıkageldi. Telâşla elime baktı. “İşte yakaladım seni!” der gibi baktı elimdeki tespihe. Ama nafile, ben de hayvanların kabuklarını şıkırdattım, anlayınca yanımda öyle bir ayrılış ayrıldı ki, görülmeye değerdi. Bozulması beni kendime getirmişti.

 

Bu olay bana öyle cesaret vermişti ki, artık ihtiyarı çok seyrek de görsem sanki ondan çaldığım tespihi saklıyor havasına giriyorum. Bazen dalga geçer gibi bir tebessüm veya bir ıslık... Onun cevapsız kalması aslında çok mânâlı şeyler ihtiva ediyordu. Belki de “Acaba polise gidip haber versem mi? Ulan çoktan satmışsındır sen onu, haram olsun!” diye düşünüyordu. İhtiyarın bu acizliğine bakıp, ona acıyorum. Ben bir hırsızdım ama çalmayanından. Bilmem neden böyle yapıyorum ama pişman da olmuyorum, üzüntü de duymuyorum. Bilâkis onun ardından da bir gülmem var ki sormayın.

 
DÜŞÜNCELER

 

Hikayede Sait Faik’in zavallı diye nitelendirdiği ihtiyara öyle davranmasının sebebi, ihtiyarın da ciddi bir şekilde ondan şüphelenmesi olmuştur. Aslında yazarın davranışlarına ihtiyarın determine etmesi, karşılıklı bir takışmadan doğmuştur. Bir bakıma insanın diyalog içerisinde bulunduğu kişilerle arasındaki ilişkisinin boyutunu, karşıdakine olan tavırları belirler. Bu da hikayede olduğu gibi kötü sonuçlar doğurabilir. Birbirlerine karşı olan zanların, hareketlere yansımasıyla o değerde tepki alınır. Hikaye bu düşünce üzerine yoğunlaşmıştır. Hikayede böyle bir ilişkinin nasıl geliştiği anlatılmaktadır. Sait Faik’in bizzat içinde bulunduğu kendi konuşmalarının ve düşüncelerinin yer aldığı bir hikayedir. Bazı noktalarda ise ihtiyara esprili takılması mizâh açısından da hikayenin eksik olmadığını göstermektedir.

 

 

 

 

 

 
< Prev   Next >
RocketTheme Joomla Templates