eski web - kentleşme


 

A. KENTLEŞME VE KENTE UYUM SORUNU
            Nüfusun kaynağından hareket ederek büyük bir kent merkezine yerleşmesi şeklinde gerçekleşen kentleşme, her şeyden önce bir yer değişikliği anlamı taşımaktadır. Ancak nüfusun kaynaklandığı yerleşim yerlerinin, göç edilen merkezden çok farklı özelliklere sahip olmasından dolayı, kentleşme aynı zamanda bir çevre değişikliği niteliği de taşır. Bunun temel nedeni göç eden nüfusun kökenini oluşturan, başta kırsal çevre olmak üzere geleneksel çevre ile kent arasındaki köklü yapı farklılığıdır.

            Kentleşmeye eşlik eden çevre değişikliği, sadece köy kökenliler için değil, yerel kent ve kasabalardan gelenler için de sözkonusudur. Köyler veya kırsal kasabalar kadar olmasa bile bu yerel kent yerleşmelerinin de yapısal özellikleri ile, nüfusun yöneldiği kentten önemli ayrımlar gösterdiği görülmektedir. Bu nedenle kentleşmeyi, temelini farklı çevrelerde bulan bir "toplumsal değişme" olayı olarak kabul etmek mümkündür

            Kentleşme, birbirinden anlamlı ayrımlar gösteren bir süreci ifade etmektedir. Tıpkı göçten önce olduğu gibi göçten sonra da nüfus, kent içinde sürekli olarak yerleşinceye kadar bir yer değiştirme süreci geçirmektedir. Kente göç ile başlayan nüfus deviniminin kentin belirli bir kesiminde kararlılık kazanmasına kadar süregelen bu aşamaya "kentlileşme" adı verilmektedir. Bu süreç içinde yeni kentliler, değişik evrelerden geçerek kentin sürekli yerlileri haline gelmektedirler.

            Diğer yandan kentleşme, genel çizgileriyle geleneksel topluluklardan çağdaş kent topluluğuna geçiş sürecinin de bir ifadesidir. Yani kentleşmenin en belirgin özelliği bir toplumsal değişme olayı olmasıdır. Nüfus, gelenekçi bir yapının egemen olduğu kesimlerden çağdaş örgütlenmenin belirlediği bir kent merkezine yerleşmektedir. Böylelikle yeni kentliler, yeni çevreleri ile uyumlu ilişkiler geliştirmek zorunda kalmaktadırlar. Sözkonusu çevreler arasındaki derin farklılaşma, kentleşme sürecinin kısa sürede ve kolaylıkla tamamlanmasına engel olmaktadır.

            Türk toplumu hızlı kentleşmenin getirdiği bir kültür şoku yaşamaktadır. Kırsal alanlardan büyük kentlere göçen milyonlarca kişi için, kırsal kültür işlevini kaybetmektedir. Ancak bu kişiler kentsel kültürü de yeterince benimseyememektedirler. Ortaya çıkan bu "kültür boşluğu", hızla oluşan bir "kuralsızlık" doğurmakta, toplumsal, ekonomik ve siyasal yaşamımızda ortaya çıkan "anarşi"nin temeli olabilmektedir.

            Kentleşme ile ortaya çıkan kültür boşluğunu ortadan kaldırmak ve geleneksel topluluktan kent çevresine geçişi sağlamak amacı ile yeni kentliler, değişik yöntemlerle kent koşulları içinde geleneksel toplumun bazı ilişki biçimlerini ve davranış kalıplarını geliştirme eğilimi göstermektedirler. Bu geçiş mekanizmaları ile aşamalı bir şekilde kentle uyum sağlanmakta ve geleneksel toplulukla kent arasında bir köprü kurmak suretiyle kentle bütünleşmeye ulaşılmaktadır.

            Özellikle büyük kentler için daha yoğunluklu olarak gözlenen kentleşme ve kentlileşme süreçlerinin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması için sözkonusu kentin yerel yönetim birimlerine de önemli görevler düşmektedir. Hiç kuşkusuz büyük kent yönetimleri, bu alanda sorumluluk sahibi durumundaki yönetim birimlerinin en başında gelmektedir. Kente uyumsuzluk ya da kentlileşememe sorununun yanısıra hem varolan kentlilerin, hem de kent nüfusuna henüz katılmış yeni kentlilerin istihdam sorunlarının çözümü, onların kentsel uğraşlara, mesleklere yöneltilmeleri ve bu amaçla eğitilmeleri gibi hizmetler de büyük kent belediye yönetimlerinin önünde birer görev olarak durmaktadır.

 

 

 

 

 
< Prev   Next >
RocketTheme Joomla Templates