warnerblade.com arrow warnerblade.com arrow arşiv arrow yazı arrow eski web - shock position 4
eski web - shock position 4

 

Bölüm 4

 

 

SHOCK POSITION




Nohut peşimizde yola devam ediyoruz. Sabah sabah 4 bisikletli, çantalı, turist kılıklı genç ve peşlerinde havlayan ufak bir köpek; tarlada çalışan köylülerin meraklı bakışları arasında ilerliyor. Gezimize renk katan Nohut'a içimiz ısınıyor ama aynı zamanda onun yaya bizim bisikletli olmamız bizi biraz rahatsız ediyordu. Peşimizden, aramızdan kimsenin bilmediği bir meçhule doğru ilerlerken, belki hiç düşünmüyor bunları küçük Nohut.

Peşimizden koşan köpekçiğe hiç belli etmesek de grup üyeleri olarak biz ona çok acıyorduk. Yolun geneli yokuş aşağı yani inişlerle dolu olduğu için Nohut mesafeyi korumakta güçlük çekiyor ve ara fazlasıyla açılıyordu. Hiç kesmediği havlamasıyla peşimizden koşması bizi rahatsız ediyordu. Hayvancağız belli ki oldukça yoruluyordu.

Önümüzde, uzakta bir köy görünüyordu. Nohut'u hiç istemesek de buraya bırakıp gitmeye karar vermiştik. Çünkü bizim peşimizden gelirken nerede kesileceğini ve duracağını bilemezdik , tempomuza ayak uydurması imkansızdı. Yaklaşık 10 km dir peşimizde havlamasına rağmen önümüzde Burdur'a 30-35 km den fazla yol vardı. Açlık ve susuzluktan biraz olsun emin olabileceği bu ilk köyde bırakmaya kararlıydık Nohut'u. Sıcak çok fazlaydı biz de yorulmuştuk uzun bir yokuş aşağı tamamladıktan sonra önümüzde köy görünüyordu açıkça.

* * * Köy Camisi ve Nohut (ortada, görünmüyor)

* * * BLaDe ve Woofer


Yalnız bir eksik vardı: Nohut! Uzun bir süredir hep sesini duyduğumuz sevimli köpek neredeydi, onu burada bırakacağımızı anlamış mıydı yoksa çok mu hızlı gelmiştik, izimizi mi kaybetmişti. Tepenin üzerinde durduk. NoLimit ve Chamur önde Nohut'u aramaya başladık gözlerimizle. Bizim yolumuzu kaybedip de başka bir yola saptığını gördük. Köye çok yakındık bu mesafeden köyü bulabilirdi ve belki yeni sahibi ona iyi davranırdı ama yine de Nohut'u burada bırakmadık. Bağırarak bizi görmesini sağladık ve koşar adım bize geldiğini görünce sevindik yalnız biz birbirimize bakıp gülerken bize baya yaklaşmıştı. Onu burada bırakmamız gerektiğini hatırladık , hemen bisikletlere atladık ve son pedal aşağı bıraktık bisikletleri. Çok hızlıydık, bize yetişmesi mümkün değildi, biraz hüzün, biraz sevinçle indik aşağı.

* * * Su doldururken


Köyün içinden uzun ve hızlı bir inişten sonra köy camisinde durmaya karar verdik. Asfaltta siyah izlerimizi bırakarak durduk. Tuvalet, su, dinlenme ihtiyaçlarından sonra tam gidecekken ,ne olsa beğenirsiniz, Nohut tin tin geliyor. Gözlerimize inanamadık Şokçular olarak. Bu gezide bir kez daha şoke oluyorduk. Hayvancağız bu sefer çok fazla yorulmuş, nefes nefeseydi. Hala gözlerimize bakıp ayaklarımıza dolanıyordu. Woofer ve NoLimit su vermek için bir kap buldular ve Nohut kana kana suyunu içti. Biz onun burada kalmasının onun için en iyisi olduğunu biliyorduk ama bunun ona anlatmamız mümkün değildi. Suyunu içtikten sonra bir köşeye elimizde kalan son yiyecek ve krakerlerden koyduk ve sessizce hepimiz bisikletlere atladık. Son gaz inecektik. Aksilik 2-3 traktör beyinsizce trafiği kapatmıştı hızla aralarından geçtik , arkamıza baktığımızda Nohut'un yine peşimizde olduğunu gördük. Ama bu sefer ayrılık kaçınılmazdı. Önümüzde birkaç kilometrelik çok uzun ve çok hızlı bir iniş vardı. Rüzgar sesi Nohut'un uzakta kalan sesini bastırıyordu ve biz üzülüyorduk gerçekten ama bir yandan da içimiz rahattı. Bizimle gelmesini istemek bencillik olurdu grup için, çünkü bizi yaşam sevinciyle mutlu etmesi karşılığında onu ıssız bir ovada hareketsiz yatarken bırakmak zorunda kalabilirdik. Sevimli yaratığın beynimin içinde yankılanan çığlıklarını bastırabilir ümidiyle walkman in sesini açtım. Ama yapamıyordum.


* * * Su doldururken

Bir süre gezinin en mükemmel, en güzel, en hızlı yollarından bu düşüncelerle geçtiğimiz için tadını çıkaramadık ortamın. Çok garip bir geziydi bu... Yorgunluk başarıyla, sevinç üzüntüyle, hız sakinlikle, dikkat dalgınlıkla bir aradaydı. Kafamız karışıktı genelde ama zihnimizin boşalması için çok uğraşmamız gerekmiyordu. Genç ruhlarımız bize gideceğimiz yönü gösteriyor, biz de tamam diyorduk. Yenilmiştik aslında bir iradesizlik hissediyorduk kendimizde. Yenilmiştik, gruba yenilmiştik. Bundan mutsuz değildik belki hoşumuza bile gidiyordu.

[ Bir yazı Manzara 2 ]

Hayatımızın kontrolünü bir an için bırakmak güzeldi. Sanki rahatlamıştık. Her gün verdiğimiz gibi binlerce gereksiz ve sinir bozucu kararlar veriyorduk kendimizce. Rahattık, boşluktaydık, grupça sevinip, grupça üzülüyorduk. Bu, 4 bisikletin arka arkaya gitmesinden bambaşka bir şeydi, bir yaşam tarzıydı. Kendimizi hayatın sırrına ermiş bilgeler gibi hissettiğimiz anlar oluyordu. Her güzel şey gibi bu gezi de kısa sürüyordu ve biz bunun değerini biliyorduk. Elimizden kaçmadan önce yaşıyorduk "o an" ı doyasıya. Etrafımızdaki her şeyin bizim için tasarlanmış olduğu ortadaydı. Çünkü istediğin zaman her şeyden bir ders çıkarabiliyordun, onunla üzülüp, onunla sevinebiliyordun. Etrafımızdaki bitkiler, dağlar, taşlar, güller tüm canlı cansız -her şey- bizimle uyum içindeydi. Bu evrensel ahengi yakalıyorduk bu gezi. Bundan da çok mutlu olduğumuz kesindi.

* * * NoLimit

Muhteşem yeşil dev ağaçların ve tahtadan çok estetik bir oturağın dibinde akan çeşmenin yanından son hız geçerken elimiz frene değmiyor bile. Nohut bize hala yetişebilirdi. O zaman işler daha da zorlaşırdı. Sağımızda ağaçların arasından zaman zaman gördüğümüz kadarıyla Yarışlı Gölü parlıyordu. Güneş, ağaçlar, göl ve dağlar inanılmaz bir denge ile göz merceğimizden içeri giren ışınlardan öte bize ilham veriyordu. Yine ağaçlarla kaplı ufak bir köye geldik. Yarışlı Köyü'ne yavaşça girdik. Kenarda ufak bir çeşmeden sularımızı doldurduk. Fotoğraf çektik. NoLimit ile Woofer geçici olarak bisikletleri değiştirdiler. 2-3 dakika sonra NoLimit ön-amortisörün farkından büyülenmişti. Yine bir gölgede durduk, daha yeni mola verdiğimiz halde. Gölün güzelliğini bir fotoğraf karesine ne kadar sığdırabildiysek o kadar sığdırmaya çalıştık. Yola devam ettik. Önümüzdeki ovanın üzerinden dümdüz ilerleyen siyah yola takılı kaldı gözlerimiz. Karşıda dağlar uzakta olduğundan gökyüzünün maviliği üzerlerine sinmiş gibi görünüyordu. Sağımızda, gölün arkasında, Salda'ya giderken çıktığımız yokuşlar görünüyordu. Eskiyi hatırladık biraz, yol çizgileri arkamıza geçmeye devam ediyordu.

* * * BLaDe

* * * Chamur

* * * Woofer


Çok az eğimli ve virajlı yolun sonunda bir nokta gibi Hacılar Köyü görünüyordu ama ondan önce Düğer Köyü'nün içinden geçecektik: Yol gerçekten uzundu ama yokuş olmadığı için ve Şokçular formda olduğu için normalin üzerinde bir tempoyla yol alıyorduk. Hafif bir rüzgar elinden geldiğince bizi serinletmek istiyordu. Bu hız ve rüzgar vücut sıcaklığımızın artmasına izin vermediğinden fazla suya ihtiyaç duymuyorduk, hiç mola vermeden kimi müzik dinleyerek, kimi sadece rüzgarı, düşüncelerle ilerliyorduk, Şokçular; yani biz. Etrafta ne bir çeşme ne de bir gölge vardı ama kimse umursamıyordu, çünkü hem yorulmamıştık hem de yol almak için şartlar güneş dışında iyiydi. Tek sorun bel ağrısıydı. Ağır çantalar, içinde bir sürü pense, tornavida, anahtar gibi tamir aletleri, battaniye gibi hacim ve kütlesi fazla olan eşyalar ve giysilerimiz bulunuyordu. Bu şekilde uzun bir müddet yola devam ettik. Ufak bir çeşmeden suları tazeledik ve birkaç kilometreden sonra Düğer Köyü'ndeydik. Cadde üzerindeki onlarca köylünün inceleyici ve garipseyici bakışları arasından vurulmadan geçtik. İleride tenha bir yerde gölgede durduk. Su içtik, üzerimizdeki fazlalıkları çıkardık. Genel bir kontrol yaptık ve fazla oyalandığımızı düşünerek yola devam ettik.

Son derece bozuk köy yolundan ilerledik ve az bir zaman dilimi içinde köyden çıkmıştık. Artık önümüzde Hacılar vardı. Yolumuz hafif yokuş olmuştu, tempomuz biraz düşecekti ama olsun. Böylece heyecansız ama emin metreler geride kaldı. Geniş ovada tek başına gibiydik bazen.

* * * Yarışlı


Hacılar Köyü çok yakındı. Gidiş doğrultumuza dik bir hizada duran dağların dibinden geçen ana yol görünüyordu. Sağ tarafta Karaçal'a doğru giden yol, aşağıda ağaçlardan, tarlalardan oluşan ve mavimsi dağlara kadar ulaşan bir uyum gözlerimizi büyülüyordu. Şapkaların altında dışarıdaki sıcaklığın gerçekten de fazla olduğu belli oluyordu. Vücutlarımız bu farkı dengelemek için çok daha fazla terliyordu ve biz de suya daha çok ihtiyaç duyuyorduk. Yüzümüze yumuşakça dokunan rüzgar hızımızı bildiriyordu bize. Hacılar Köyü'ne dahil evler başladı ve biz kerpiçten yahut yeni betonarme evlerin arasından bozuk, dar köy yolundan ilerliyorduk. Köy ahalisinin toplandığı kahvenin yanından geçerken garipsendik yine. Tam anayola çıkarken soldaki buz gibi sudan depoları doldurduk. Solucan Takibi'nde bıraktığımız kadar soğuktu. Bir senede hiç değişmemişti su, belki biz de değişmemiştik, bilemiyorum ama sanki tek değişen şey zamanmış gibi geliyor insana. Ana yola trafiği kontrol ettikten sonra temkinli ve seri bir şekilde çıktık.

Karşımızda nöbet tutarken bizi izleyen jandarmaya başımla selam veriyorum. Tempoyu oturtuyoruz hemen düz ve asfalt yolda, hızımız artıyor. Sağımızdaki büyük üzüm bağlarının görüş alanımızdan kayıp geçişini izliyoruz. Sanki bir bilgisayar oyunundaymış gibi aynı hepside. İlerliyoruz. Banketten gitmek yerine yavaş yavaş birinci şeridi işgal eden traktörü geçerken ufak bir trafik problemi yaşıyoruz. Yassıgüme Köyü'nden de çıktıktan sonra devam ediyoruz. Yola alıştık ne de olsa. Belimiz bizi rahatsız etmeye devam ediyor her şeyden fazla. Güneş, yorgunluk, susuzluk, yolun pürüzü ve yokuşları...

* * * BLaDe ve Woofer


Yolun sağ tarafından ilerlerken 2 gün önce bıraktığımız izlerin hala silinmediğini farkettik bankette. Yüzümüzde gülümsemeler belirdi. İzlerimiz kaybolmadan geri dönüyorduk ait olduğumuz yere. Köy sınırlarından çıktık ve sola doğru Avrupa standartlarında içe doğru eğimli virajı rahatça aldık. Virajın bitişinde bir gölgeye sığınıyoruz. Burdur'a oldukça yaklaştık. Burdur Gölü karşımızda görünüyor. Gölgede oldukça yorulduğumuzu anlıyoruz ve zaman kaybetmeden bisikletleri eğime bırakıyoruz.

* * * Salda


Ben grubu işte geldik bundan sonra yokuş yok diye gaza getirirken bir yeri unutmuştum. Yoğun bir trafikle beraber hızlıca bir süre yol aldıktan sonra karşımızda yükselen yokuşa : Bu ne ya? dedik Şokçular olarak. Ben ufak bir noktayı unuttuğumu anladım tabi çok dik yokuşu ve başlangıcındaki köprüyü görünce. Biraz pedallara yüklendik bisikletler biraz hızını alsın diye ama ufak bir rüzgar bile hızımızı sınırladığından çok da fazla bir işe yaramadı bu. Yavaş yavaş vitesleri düşürerek 1. vitese kadar indi bisikletler. Neredeyse durma hızında gidiyorduk. Hızımızla gelmemiz biraz işe yaramıştı. Çok zorlanmadan tepeyi aştık ve tekrar gideceğimiz yeri ufukta gördük. Artık yokuş aşağıydı uzun bir süre bisikletlere dokunmadan bizi kilometrelerce götürecekti. Ancak ondan sonra da yine kilometrelerce uzunluktaki son yokuş başlayacaktı.

[ Rüzgar 2 Bir yazı ]


* * * Memoli ve NoLimit


Burdur'a girdiğimizi belirten yokuş. Petrol istasyonlarının yanında son hız arabalarla yarışırcasına geçtik. Yeni dökülmüş asfalt daha yapışmamış, mucur üzerine bu hızla gitmek çok tehlikeliydi ama kimsenin fren yapası gelmiyordu. Geniş ve mucurlu yolda yolculuk uzun sürmedi. Burdur Gölü'ne çok yaklaştık ve göl harikaydı. Fotoğraf çekmek için yolun soluna geçtik ufak bir patikadan downhill' imsi bir iniş yaptık.

* * * Burdur Gölü ve Şokçular

* * * Woofer


Orada piknik yapmakta olan yaşlı bir çift vardı. Onlardan rica ettik bizim bi fotoğrafımızı çektiler. Biraz onlarla sohbet ettikten sonra bir an önce eve ulaşma isteği dinlenme isteğine baskın çıktı ve bizde bisikletlerin tekerlerini topraktan sert zemine çıkardık. Yokuş yukarı çıkıyorduk, o yüzden bir limit hızı geçemiyorduk, zaten enerjimiz de azalmıştı. Olimpik (!) yüzme havuzu, polis evi, piknik alanı derken karşımızda Burkent sitesi göründü. Beyaz beyaz sıralanmış apartmanlar Burdur'un işaretçileriydi. Bu bizi biraz rahatlatmış olacak ki geniş gölgede mola verdik. Hemen kendimizi yere attık ve uzanarak yoldan gelene geçene baktık. Baya uzun bir müddet burada oyalandıktan sonra ben bisiklet zincir tamir aletini NoLimit'e vereyim dedim. Atalay -bizim resmi parçacımız- :-) 'dan ödünç almıştık aleti. Çantaya şöyle bir baktım, bulamadım. Sonra kendi çantamı ve kardeşiminkini didik didik aradım. İnanılmaz bir şekilde bulamadım. Sanırım unutup bırakmışım o hayati aleti evde. Yani o kadar yolu zincir garantimiz olmadan kat etmiştik. Üstelik benim bisiklette bir ara zincir problemi meydana gelmişti ve halledinceye kadar canımız çıkmıştı. Dağın başında bisikletlerin tekeri patlasa ki patladı yapabilecektik, direksiyon yerinden çıksa onu bile yapabilecektik ama zincir kopsa öylece baka kalacaktık yada tornavida penseyle dakikalarca uğraşacaktık. Büyük bir şans eseri evde unuttuğum zincir tamir aletine hiç ihtiyacımız olmamıştı.

* * * BLaDe ve Woofer

* * * Memoli (ters?!)


Uzun molayı sonunda bitirip, şehre doğru yola çıktık. Yavaş tempoda, zorlayıcı yokuşlara ne kadar alışsak da ilerlemeye çalışıyorduk. Yerler daha tanıdık geliyordu, evde olduğumuzu daha çok hissediyorduk. Güneş halen tepemizde parlıyordu, güneş gözlüklerinin ardından şehrin önümüzde ortaya çıkışını izliyorduk.

* * * NoLimit


Bir gezi daha bitmişti. Kendimize göre oldukça eğitici, öğretici, eğlenceli, maceralı, heyecanlı, unutulmaz bir şeydi. Hayatımızdaki en karizmatik yaşta (18) böylesine güzel bir anı bırakmak benle NoLimit'i çok mutlu ediyordu. Bu gezide de başımıza gelmedik kalmamıştı; teker patlaması, zincir problemi, beklenmedik dimdik yokuşlar, bitmeyen rampalar, susuzluk, aşırı sıcak, gölgesizlik yani bizde fazlasıyla bulunan maceracı ruhtan mahrum olanların ahmakça rezillikler diye tanımlayacağı binlerce şey. Ama biz kesinlikle çok eğlenmiştik ve hafızamızda hiç unutulmayacak hoş şeyler yerleştirmiştik. Arkadaşlığın önemini daha iyi anlamıştık, yardım etmeyi ve paylaşmayı... Hayatın sıradanlığından birazcık da olsa kurtulmak bizi rahatlatmıştı, hepimizi yani Şokçuları.

[ Zıtlıkların Dostluğu Bir yazı ]



Her gezimin bitiminde olduğu gibi şu anda da sevinçle üzüntü bir aradaydı. Bir geziyi başarıyla tamamlamanın sevinci ama artık bitmiş olmasının üzüntüsü, kilometreleri geride bırakırken güzel anıları beraberinde getirmenin sevinci, "o an" ların geride kalmış olmasının ve bir daha o halleriyle hiç yaşanmayacaklarının üzüntüsü. Ama gerçekten iyiydi bu gezi. Hepimizin hayat çizgisinde hep büyük bir çentik olarak kalacaktı ve bu sene geçirdiğimiz en özel 3 gün olacaktı. Yorgunduk ama mutluyduk, terliydik ama sağlıklıydık, hala yoldaydık ama vardığımızı biliyorduk, ilerliyorduk ama geçmişi unutmuyorduk, unutmayacaktık. Sol tarafımızda tanıdık bir mavilik takip ediyordu bizi: Burdur Gölü. Bize gezimizin başında destek olan, bizi gaza getiren ve şimdi bize hoş geldin diyen büyük su kütlesi. Her şeye farklı bir gözle bakıyorduk bundan böyle, hayata bakış açımız değişmişti. İnsanlara, hayvanlara, bitkilere hatta cansız nesnelere bile eskiden olduğu gibi yaklaşmıyorduk.

* * * Chamur


Hayat buydu belki de yaşamın sırrı da buydu. Sevdiğin insanlarla, sevdiğin yerlerde, sevdiğin işleri yapmak. Sevmek ve sevilmek. Mutlu olmak ve mutlu etmek. Umutlandırmak yaşamı.

Sevinmek, hayatla sevinmek. Buydu işte aslında yaptığımız, bu kadar basitti, bundan ibaretti. Ama kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyordu. Aslına bakarsanız gerisi pek de umurumuzda değildi.



Burak Bakay ( BLaDe )

2002 Yazı
Bitiriş Tarihi : 15 Eylül

 

 

 

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

Yazılar sayfasına geri dönmek için tıklayınız > > >

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

 

Bu sitedeki hiçbir materyal yazarın izni olmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin alınıp, kopyalanamaz, başka bir ortamda çoğaltılamaz.
Yasalara saygınızdan dolayı teşekkür ederiz.
Burak Bakay

 
< Prev   Next >
RocketTheme Joomla Templates