SHOCK POSITION

Sabah erkenden hazırdı bisikletler
kilometrelerce uzunlukta yollar için. Çantalar
geceden kalma tamamen dolu. 2 adet 2 kişilik
çadır almıştık bu gezi için. Geçen sene
yapmayı planlayıp hayata geçiremediğimiz bir
projeydi bu. Solucan Takibi'nin ilk proje
rotalarından biri olduğu için manevi önemi
(!) fazlaydı bizim için bu Salda gezisinin.
Güneş daha görünmüyorken BLaDe ve Woofer,
NoLimit ve Chamur'un evine geldiler.
Hazırlıklar tamamdı. Bu gezide ekip daha da
profesyonelleşmişti ama halen amatörlük devam
ediyordu.
Bu geziyi daha ciddiye alıyorduk. Birincisi;
diğer gezilerden başımıza gelen olayların
tecrübesiyle çıkıyorduk yola. İkincisi
gideceğimiz yolu tam tanımıyorduk ve böylece
büyük bir risk alıyorduk. Üçüncüsü bu
gezi için yeterince planlama aşamasında vakit
harcamamıştık. BLaDe ve NoLimit'in üniversite
ve ehliyet işleri arasında araya sıkışmış
ve aceleye gelmiş bir hali vardı gezimizin.
* * *
Woofer
Daha güneşi görmeden yola çıktık. Çantalar
ağzına kadar dolu. BLaDe ve NoLimit'in
bisikletlerinin omurgalarına sarılı çadırlar
en azından sırta yük yapmıyordu. Çantalara
çadırda kalacağımız için bir de battaniye
yükü eklenmişti ki gerçekten çok yer
kaplıyor ve ağırlık yapıyordu.
Şehirden çıkmamız ve Burkent yokuşundan
aşağı doğru hızlanmamız uzun sürmedi. 4
kişilik bir ekip günün ilk saatlerinde gayet
zinde ve enerjik bir şekilde ilerliyordu. Bu
arada isterseniz gezimizin adının yani, Şok
Pozisyonu'nun, hikayesine başlayalım. Aslında
bu adın Solucan Takibi'nin yada Köfteciler'in
hikayesi gibi bir hikayesi yok. Ben yani BLaDe
ehliyet sınavının ilkyardım bölümüne
hazırlanırken bir şey okudum.

- - - ŞOK - - -
Kan dolaşımı yetersizliği sonucu dokulara,
organlara özellikle beyne yeteri kadar kan
gitmemesi nedeniyle hayati faaliyetlerdeki
azalmadır. Dolaşım yetmezliği sonucu, beyne
giden kan azalır, buna bağlı bilinç
bulanıklığı, bilinç kaybı oluşur.
Şokun Sebepleri : Aşırı
kanamalar, kalp yetmezliği, zehirlenmeler,
sıvı kaybı .
Belirtileri : Vücut
ısısının düşmesi , nabız sayısı artar,
zayıflar; solunum sayısı artar, zayıflar;
deri rengi soluklaşır, soğuk terleme vardır.
İlkyardım : Kanama durdurulur,
şok pozisyonu verilir, üzeri battaniye ile
örtülür, konuşularak şuuru açık tutulur,
sevk edilir.
Şok Pozisyonu : Hasta
sırtüstü yatırılır. Çene göğüsten
uzaklaştırılarak solunum yolu açılır.
Ayakları yerden 30-40 cm yukarı kaldırılır.
Şokta etkilenen sistem dolaşım sistemidir.
Şoktaki hasta uyaranla (alkol koklatma, tokat
atma) kendine gelmez, şuuru açılmaz.
* * *
Salda
Evet, böylesine gerekli ve acil bir bilgiyi de
verdikten sonra devam edelim. Dedim işte Şok
Pozisyonu tehlikeyi, riski hatırlatan bir
kelime. Bizim geziyi de kaldırabilecek karizmaya
sahip söyleniş açısından bile. Bu tip
sebeplerden geziye, ekip üyelerinin sessiz
kalmalarını kabul anlayarak Shock Position
dedim . Şimdi diyeceksiniz Şok Pozisyonu'nu
anladık da neden İngilizce Shock Position?
Evet, güzel bir soru. Türkçe hali yanlış
anlaşılabilir diyebilirim belki ama yine de
inandırıcı olur mu bilmem.
Bu konuyu da açıklığa kavuşturduğumuza
göre artık ekip üyelerimizden Şokçular diye
bahsetmemizin bir sakıncası kalmamıştır
umarım. Haa! Bu arada başımıza fizyolojik
olarak Şok Pozisyonunu gerektiren bir durum
gelmedi Allah'a şükür ; korkacak birşey yok.

Bu konuları Şokçular (daha isimleri Şokçular
olmamıştı ama fark etmez) tartışırken
Solucan Takibi gezisinin ilk mola yerine
geldiler. Bir nostalji yaşandı ucundan
azıcık. Birkaç bir şey yedik, daha
açıkçası NoLimit ve Chamur'un annesinin
hazırladığı aşırı şekerli kurabiyeleri
yedik ve aşırı susadık. Ama önümüzde
medeniyet dolayısıyla su olduğu için içimiz
rahattı.
Sabahın bu güzel ve yolculuk için elverişli
vakitlerini değerlendirmek için molaya son
veriyoruz. Hafif bir yokuş tırmanıyoruz.
Bursüt fabrikası, petrol istasyonları, Buryem
binaları geride kalıyor. Yol yeninden
asfaltlanmış bu yüzden üzerinde hala mucur
duruyor. Bisikletleri çok etkilediğinden
değişik yol arayışlarına giriyoruz: Bankete
girip çıkıyoruz, dikenler mucurdan daha
tehlikeli bizim için. Bir yolunu bulup devam
ediyoruz.
[ Kendin Bir
yazı ]
Şokçuların temposu güzel. Yokuşları bile
belirli bir hızın altına düşmeden rahatça
çıkıyoruz. Yollara alışkın bisikletler
teknik olarak yeterli olmanın verdiği huzurla
bizleri pek zorlamıyorlar. Güneşi
sırtımızda hissediyoruz bir an. Arkamıza
baktığımızda dağların arkasından güneşin
bize yetişmeye çalıştığını görüyoruz.
Onu geçemeyeceğimizi bile bile hızımızı
artırıyoruz belki bizi yakalamasını
geciktirebiliriz diye. Yollar düzleşiyor yine.
Göller bölgesinin gülü Burdur gölü, dağlar
ve ova manzarası. Ekip bu manzaradan hiç
sıkılmayacakmış gibi gözlerini yoldan
kaçırıp sağımızdaki güzelliğe bakıyor.
Siyah asfaltı renkli gözlük ve şapka
arasından izlerken bir inişe geldiğimizi fark
ediyorum. Dik sayılabilecek bir iniş: Kuruçay
inişi. Ama pek uzun sayılmaz. Ekip üyelerini
ilk hızlı iniş için ayarladıktan sonra
bisikletleri bırakıyoruz rüzgara ve yola.

Hızımız rüzgarın keyfine göre fazla
yükselmiyor. İniş çabuk bitiyor gibi geliyor
Şokçular' a . Uzun inişlere alışmaya
başlıyorduk ve tabi uzun çıkışlara.
Hayatın kısalığını uzun gezilerle
kırabilir miyiz diyorum ama yaptıktan sonra her
uzun şey kısa gibi geliyor insanın aklına.
Çok da sorun değil be diyorum en azından bir
şeyler yapıyoruz yani yaşadığımızı fark
etmek için. Şöyle hayatımızda geriye
baktığımızda kolayca fark edilebilecek
kilometre taşları koymak istiyoruz yaşam
çizgimize. Kolay olmuyor ama görünce hoşumuza
gidecek olan taşları bulmak eğlenceli bir iş
gerçekten.
[ Bir yazı
Rüzgar ]
İlk girdiğimiz köyde su arıyoruz ve buluyoruz
da. Yalnız yeterince yemiz olmadığı için
buradan içmiyoruz. İlerliyoruz. Yassıgüme ve
Hacılar köyü görünüyor uzaktan. Yolumuz da
düz olduğu için hızla dar yolun banketinden
devam ediyoruz ve Yassıgüme'de bir gölgede
duruyoruz. Bisikletlerin izini görüyoruz beyaz
toprakta. Bu izleri gelirken de göreceğimizi
bilmiyoruz o an tabi. Yeterince dinlendikten
sonra zaten yan yana olan köyler arasında
transfer yapıyoruz. Hacılar'da yol üzerindeki
bir gölgede duruyoruz. Sularımızı
dolduruyoruz. Üstümüzdeki (T-shirtlerimizin
üstündeki) 2 katı çıkarıp, bisikletin
oturağına bağlıyoruz. Çok garip görünüyor
ama rahat bir yolculuk için bu şart sanırım.
Karşı tarafta Jandarma karakolunun yanında
duran telefon kulübesinden telefon edelim bari
diye yaklaşıyoruz. Kredi kartıyla çalışan
bir teknoloji harikasıyla karşılaşınca
afallıyoruz bu köy yerinde. Vay be diyoruz
yolumuza devam ediyoruz. Sol tarafımızda sert
sert bize bakan kayalıkların gölgesinde
ilerliyoruz. Solucan Takibi gezisinde polis
amcalarla konuştuğumuz yerden düşünceli bir
şekilde geçiyoruz. Köy Hizmetleri'nin
şantiyesinin gürültülü bölgesinden devam
ediyoruz eğlenceli yolculuğumuza.

Ufak bir iniş ve baraj köprüsünden geçtikten
sonra Karaçal Köyü'ne giriyoruz. İlk başta
bile zorlamaya hazırlanan yokuşta kolay pes
ediyoruz yada kendimizi erkenden bitirmek
istemediğimizden bisikletler yanda yola devam
ediyoruz. Yol ayrımına yaklaşırken kenarda
nadir bulunan bir ağacın altında mola
veriyoruz. Suyumuz azalmakta ve karşımızda pek
de su kaynağı yok gibi görünüyor. Burdur'dan
gelen yolun ikiye ayrıldığı yerdeyiz şu
anda. Sola dönersek Karaçal yokuşu (O ünlü,
eski gezide bizi yiyip bitiren kastırıcı
yokuş) var. Biz ise sağa yani Yeşilova yoluna
döneceğiz ama tam olarak bilmiyoruz yolun
özelliklerini. Tek bildiğimiz şimdi daha az
kullanıldığı. Beklerken karşımızdan
Tefenni otobüsünün içinde Chamur ve
NoLimit'in babası geçiyor, el sallıyoruz
gülümseyerekten.
* * *
Salda
Bu yolculukta da iskelet sistemimiz, kas
sistemimizden daha çok eziyet çekecek gibi.
Çünkü daha bacaklarımızda yorgunluk
hissetmeden belimiz ağrımaya başladı uzun
süre molasız gitmeye başlayınca. Bunda ağır
battaniyelerin etkisi büyük. Çantalar arkaya
çekerken biz bisiklete doğru yani öne eğilmek
zorunda kalıyoruz tabi bu arada olan omuriliğe
oluyor. Omuz hizasındaki omurlarımız ağrıyor
genelde. Konforlu araba ve otobüslerde bile uzun
yolculuklarda bel ağrısı yaşandığını göz
önüne alırsak bu durum pek de anormal değil.
Sonuçta bisiklet üzerindesin, eğilmek
zorundasın. Sırtında çanta var vs...
Şokçular'ın sağlığıyla ilgili bazı
noktalara değindikten sonra pedal zamanı geldi
sanırım.

Sağ taraftan yola devam ediyoruz. Uzun ama hafif
bir iniş var karşımızda .Ben geriden gelirken
fazla hızlanmayarak babamı arıyorum, durum
raporu veriyorum kısaca. Trafik çok azaldı
neredeyse sadece bizim yol. Dakikalar geçtikten
sonra motorlu taşıtlarla karşılaşıyoruz.
İki tarafımızda dağlar daha doğrusu tepeler
var. Biz tarlaların arasından siyah yola
yapışmış bir halde devam ediyoruz yola.
İnişli çıkışlı yola başladık artık. Bu
yolları bilmiyoruz. Hiç kullanılmayan eski bir
yol ama asfaltı yeni yoldan daha güzel,
mucurlar zifte zamanla daha iyi gömülmüş,
dolayısıyla daha pürüzsüz. Su yok, gölge
yok, medeniyet yok, insan yok. Yollar devam
ediyor. Sıcak artmaya başlıyor, güneş bize
yetişiyor.
|