geçen sene salon düğünleri hakkında epey bir izlenim edinebilmiştim. bu sene de amcamın kızının hem ankarada salon düğünü, hem de niğdede köy düğünü olması ile epey bir veri toplayabildim.
öncelikle salon düğünündeki bir-iki yenilik dikkatimi çekti
mesela fotoğraflar zamlanmış, geçen sene 3 tl olan fotoğraflar bu sene çerçeveli bir şekilde 5 tl'ye satılır olmuş. ben de aldım bu defa
bir de pasta kesilirken çalınan şarkı değişmiş, bilemedim ama hangi şarkı olduğunu
bir de fonda atatürk, ismet inönü, latife hanımın filan olduğu bir tablonun önünde gelin, damat ile aile
fotoğrafı çekilmişiz ki o biçim
saçma sapan sözlere sahip ankara oyun havalarının sözlerini öğrendim:
"arabaya bin
arabadan in
faytona bin
gıdıkla yavrum gıdıkla
gıdıkla koçum gıdıkla"
hmm ne olsa ki bu şarkının amacı
yeni yeni köy düğünü adeti öğrendim:
gelin eve girmeden önce önüne çay bardağı ve güğüm koyuyorlar. sonra gelin bu çay bardağını tek hamlede kırıyor. ne manaya geldiğini bilmiyorum ama. bir başka adet de gelin eve girmeden önce eline bir tabak tereyağı veriyorlar, gelin onu kapının tepesine sürmeye çalışıyor. tabi bizim gelinin normal boyu 1.75 (topuklu ile 1.85) olduğu için tabağı kapının tepesine tek hamlede yapıştırdı
şimdi de baştan sona bir kına gecesine göz atalım:
1. öncelikle kadınlar ve erkekler ayrı olursa iyi olur.
2. ortam kalabalık olana kadar sazcı denen kötü sesli insan böyle hüzünlü hüzünlü türküler söyler. millet böyle bir yas havasına girer. adamın sesi yüzünden mi yoksa şarkının hüznünden mi, insanların suratları düşer.
3. ortam kalabalık olunca, sazcı vatandaş yine o manasız ankara oyun havalarını söylemeye başlar. (4 gün boyunca oyun havası duymaktan içim dışım oyun havası oldu).
"ringo ringo şişeler " gerçekten de en hareketli olanı.
4. erkek tarafını bilmiyorum ama (çocukken babamın yanına gidebilirdim şimdi hoş olmaz tabi gitmem), kadınlarda olay böyle göbek atmalara, romen havasına filan dönebiliyor. aslında insanları oynarken izlemek eğlenceli ya

beni de kaldırdılar zorla
5. yaklaşık bir iki saat sonra en sevdiğim kısım olan kına yakma merasimi başlar. kadınlar ve erkekler dışarıdaki alanda toplanır. gelin bir sandalyeye oturtulur. gelinin üzerinde özel kına kıyafeti olan "bindallı" bulunmakta bu arada.
6. erkek tarafının en baskın karakteri kimse (hala, teyze, anne, kuzen vs.) kına tepsisini üzerinde birsürü mum ve maytap olduğu halde getirir. bu esnada sazcı
"kınayı getir anneeee, kınayı getir anneee, parmağın batır anneee
bu gece misafireem, bu gece misafireeem, koynunda yatır anneee"
sözlerinden mütevellit türküyü söyler.
7. bu türkü ile birlikte ortamdaki genç kızlar ve orta yaştaki teyzeler gelinle beraber ağır ritmik hareketlerle bir daire etrafında dönmeye başlar. sonra gelin ortaya alınır ve eline kına tepsisi verilir, bu tepsi ile birlikte gelin ayakta dönerken millet de onun etrafında döner. sonra gelin oturur tekrar ve insanlar onun etrafında 3-7 kere döndükten sonra (tavaf diyesim geliyor burada ama çarpılmaktan korkuyorum) gelinin annes kınayı yakmak için gelinin yanına yanaşır.
8. gelin elini açmaz ama. zaten düğün işlerinde zavallı erkek tarafı epey bir ıvır zıvır parası öder (sandık evden çıkarılırken bir sandığın üstüne oturur damadı soyar, gelinin erkek kardeşi kırmızı kurdaleyi bağlarken "kuşak bağlanmıyor" diyerek yine para alır, gelin evden çıkarken kız tarafı kapıyı açmaz bi de orada para verilir vs. vs.). gelin elini açmayınca birden cırtlak, kulak tırmalayıcı bir ses duyulur "gelin elini açmıyooo", herkes ilk defa yaşanılmış bir olaymış gibi bunu tekrar eder. damadın annesi burada duruma müdahale eder ve gelinin avcuna bir küçük altın sıkıştırıverir. bu mesele de böylece çözülmüş olur.
9. kına yakıldıktan sonra kötü sesli bir kız grubu yine cırtlak bir ses tonuyla "yüksek yüksek tepeleree ev kurmasınlaar"ı söyler. burada amaç gelini ağlatmaktır. sadistçe bir olay yanı. "gelin ağlasa da kurtulsak" der insan kendi içinden. oysa o benim amcamın kızı. böyle güzel bir gününde niye ağlasın ki? neyse gelin zorla ağlatılır ve bu merasim burada biter.
10. bu esnalarda bir yerde gelinin annesi bayılır veya fenalaşır.
11. kına yakıldıktan sonra kuruyemişler, minik minik paketlenmiş kınalar ve meyve suları dağıtılır. düğün salonundakinin aksine bu kuruyemişler taze ve bol çeşitlidir. meyve suları sıcak oluyor ama.
12. bir süre daha oynandıktan sonra herkes yorulur ve evine dağılır.